Ana Menü (Fihrist)

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

04 Aralık 2021

Modernist ve Müsteşriklerin Hedef Aldıkları

İslam Dini’nin Temel Esasları

c.ahmetakisik@gmail.com

İslam Dini, yüce Allah’ın melek ve peygamber vasıtasıyla insanlara gönderdiği son ilâhî bir dindir. Bu dinin Akâid, İbadât, Muamelât/Alış veriş, Münakâhat/Aile Kurma, Miras, Ahlâk, Ahiret hayatı ve diğer konularla ilgili hüküm, teklif ve beyanları vardır. Bir Müslümanın iman ve icraatları, genel olarak şu esaslar çerçevesinde olmaktadır.

İslam’da Temel Esaslar:

1. Yüce Allah. Allahü teâlâ, vardır, birdir, doğmamıştır, doğurmamıştır, yaratıklarından hiçbirine benzemez; oğlu kızı, ortağı ve dengi yoktur. O, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. İnsanı, evreni, bütün varlık âlemini - bilinen ve bilinmeyen her şeyi - o yaratmıştır. İnsan yaratıcı değildir, kesbedici, kazanıcıdır; akıl ve irade sahibi olduğundan yaptıklarından sorumludur.

Yüce Allah’ın zâtî ve subûtî sıfatları vardır. Bunlar zâtının ne aynıdır, ne de gayrıdır. Bütün sıfatları, yüce zâtı gibi, ezelîdir, ebedîdir (kadîmdir, bâkîdir). Evrende/âlemde ne oluyorsa – bitki, hayvan ve insanlarda, havada, karada ve denizlerde – hepsini bilmektedir. Bir kişinin, ne iş yapacağını, kiminle evleneceğini, nerede ve zaman öleceğini bilmektedir. Bunların hepsi, her şey, Ümmü’l-kitap’da/Levh-ı mahfûz’da kayıtlıdır.

2. Peygamber. Yüce Allah, insanların dünya ve âhiret’te saadete kavuşmaları için onlara kendi cinslerinden peygamberler göndermiştir. Peygamber, beşerdir, Allah’tan bir parça değildir. Hazret-i İsa ve Uzeyr, Allah’ın oğlu değildir. Bütün peygamberler, seçilmiş, günahtan korunmuş ve mübarek insanlar olarak, yüce Allah’tan aldıkları vahyi, insanlara tebliğ etmişlerdir.

Son Peygamber, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’dir. Cibril-i Emin vasıtasıyla kendisine Kur’an-ı Kerim indirilmiştir. Hazret-i Peygamber de kendisine gelen bu vahyi, insanlara tebliğ etmiş ve hadisleriyle bu dini tebyîn’de/açıklamalarda bulunmuştur. Bu şekilde İslam Şeri’ati ortaya çıkmıştır. Peygamber aleyhisselâm, teşri’de bulunduğu, dinde hüküm koyduğu gibi, yüce Allah tarafından kendisine bildirilen gaybı da bilmektedir. “Gaybı ancak Allah bilir” âyeti, kimseye bildirmediği gayb ile ilgilidir. Nitekim peygamberini geçmiş ve gelecekle ilgili – geçmiş ümmetler, kıyamet ve Ahiret hâlleri gibi - gaybe âit bir çok konuda bilgili kılmıştır. Şefâat de böyledir. Ahiret’te Allahü teâlâ’nın izin verdikleri elbette şefâat edeceklerdir.

3. Kitap/Kur’an-ı Kerim. Son ilâhî kitap, Kur’an’dır. O, lâfız ve mana olarak, Cebrâil aleyhisselâm vasıtasıyla Allah katından indirilen ilâhî kelâm’dır. İçinde sonradan ilâve edilen beşer sözü yoktur. Hazret-i Peygamber’in kendi söz ve cümleleri de değildir. Tamamen ilâhî vahiydir.

Kur’an-ı Kerim, insanlara Allah’ın razı olduğu hidayet yolunu gösteren, küfür ve dalâletten sakındıran, yüce Allah’ı kemal sıfatlarıyla tanıtan, dünyanın geçici olduğunu, Ahiret’in ise bâkî/sonsuz olduğunu açıklayan bir Kitap’tır. O’nun verdiği ve beyan ettiği her bilgi ve kıssaları doğrudur. Emir ve yasaklarında çeşitli fayda ve hikmetler vardır. Cihad, miras, kadının şehâdeti dâhil her hükmü, evrenseldir, bir zaman ve bölge insanıyla sınırlı değildir ve Kıyamet’e kadar bâkîdir.

Kur’an-ı Hakîm, mahlûk değildir. Harfler, kâğıt ve ses gibi unsurlara bakarak o ilâhî ve ezelî Kelâm’a “mahluk/yaratılmış” demek, yüce Allah’ı kemal sıfatlarıyla tanımamak olur. Yüce Allah, harfsiz, zamansız, mekânsız ve sese ihtiyaç duymadan konuşur, fakat melek dahi onu harfli, sesli, zaman ve mekânlı işitir. Çünkü zaman, mekân, harf ve ses gibi unsurların hepsi mahlûktur, sonradan yaratılmıştır. Yüce Allah, yaratılmışlara benzemekten, münezzehtir, berîdir, uzaktır. Mushaf-ı şeriflerde yazılı sûre, âyet ve kelimelerin hepsi, o şekilde vahyedilmiş ve indirilmiş Allah kelâmı’dır, mübarek ve mukaddestir.

4. Melek/Vahiy. Melekler, yemez, içmez, erkek ve dişi olmayan, isyan etmeyen ve daima verilen görevleri yerine getiren Allah’ın mutı’/itâatkâr kullarıdır. Meleklere “Allah’ın kızlarıdır” demek ve onları kadın şeklinde düşünmek, ehl-i küfrün iftiralarıdır ve yanlıştır. Yerde gökte, yedi kat semada, arş’da çeşitli görevlerde bulunan melekler mevcuttur. Bazıları sadece yüce Allah’ı zikir, hamd ve tenzih ile meşguldür.

Meleklerin büyükleri, Cebrâil, Mikâil, Azrâil ve İsrâfil aleyhimü’s-selâm’dır. Meleklere yapılan düşmanlık ve hakaret, onları yaratan ve görevlendiren Allah’a yapılmış olur. Meleklerde, kötülüğü emreden nefis yoktur. Onlar, Allah’ın emri ile iyi suretlere/şekillere girebilirler. Cebrâil aleyhisselâm bazan insan/beşer suretinde Peygamber efendimizin huzuruna gelirdi.

5. İman/Mü’min. Muhammed aleyhisselâm’ın tebliğ ettiği İslam dininin hiçbir bilgi ve hükmüne – zarûriyyat-ı diniyyeye - ittiraz etmeden kalben iman eden ve diliyle bunu ikrar eden kişi Mü’mindir. Burada “kalben tasdik” ruknü esastır, “dil ile ikrar” rüknü ise, şeri’atın uygulanmasıyla ilgilidir.

Hadis-i şerif’de imanın şartı, altı olarak açıklanmıştır. Bu altı şart, Resûlüllah’ın Allah’tan aldığı ve tebliğ ettiği bütün vahyi kapsamaktadır. Bir  peygambere, bir âyete, bir farza, bir haram(ın haram olduğun)a inanmayan Mü’min sayılmaz.

6. İslam/Müslüman. İslam dini, son peygamber, Muhammed aleyhisselâm’a indirilmiştir. İslam dini gelince, semavî ve semavî olmayan bütün din ve dinî inanışlar yürürlükten kaldırılmış ve bâtıl ilân edilmiştir. İslam dini dışında hiçbir din ve inanışta yüce Allah’ın razı olduğu “hak” olma özelliği yoktur. Bu dinin hak olduğunu - zarûriyyat-ı diniyyeyi – kabul eden kişi, Müslüman’dır. Bu durumda İslamî imana sahip olan Mü’min’e aynı zamanda Müslüman da denir.

İslam dini’ne kelime-i şehâdet getirilerek girilir. Bu şehâdette “Allah’tan başka bir ilâhın olmadığına ve Muhammed aleyhisselâm’ın Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna sehâdet ve iman” vardır. Bir kişi, dünya büyüklüğünde bir iyilik yapsa, insanları doyursa, elektriği keşfetse, fakat Resûlüllah’ı peygamber olarak tanımasa, bunların hiçbiri Allah katında iyilik ve amel-i salih olarak değerlendirilmez. O kişi, Ahiret’te ateşten kurtulamaz. Ahiret’te kurtuluş ve Allah’ın rahmeti, yalnız Mü’minler üzerinedir.

7. Hadis/Sünnet. Peygamber efendimizin söz, fiil ve takrîrine - ashâbının yaptığını görüp de reddetmediğine - hadis, denir. Terim olarak sünnet ise, Peygamberimizin, söz, fiil ve takrirleri ile “İslam’ı uygulaması”na verilen bir addır. Bu durumda sünnet, daha kapsamlıdır.

Hadis-i şerifler, kütüb-i sitte, kütüb-i tis’a ve diğer hadis müdevvenâtı’nda âlim ve müçtehidlerce korunmuş ve gelecek nesillere intikal ettirilmiştir. Ehl-i Sünnet’in Akâid ve Fıkıh kitaplarının hiç birinde, hadis olmayan bir söze dayanılarak hüküm verilmemiştir. Hadis imamlarının naklettiği eserlerde, hadis olmayan hiçbir söz yoktur. Cerh ve ta’dîl ilmi çerçevesinde bütün hadisler, koruma altına alınmıştır. Bunu Usûl-i hadis imamları yapmıştır. İslam dini, hadislerle, İslam Şeri’ati hâline gelmiştir.

8. Eshâb-ı Kiram. Sahâbe-i kiram, Peygamber efendimizi dünya gözleriyle gören ve onun sohbetinde bulunan bahtiyar ve mübarek kişilerdir. Hadis-i şeriflerle övülmüşlerdir. Hazret-i Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali “radıyallahü anhüm” sırasıyla Müslümanların “halife”si olmuşlardır. Peygamber efendimiz tarafından 10 sahabî, cennet ile müjdelenmiştir. Eshâb-ı kiram arasınsa fazılet bakımından üstün derecede olanlar vardır. İçlerinde ilim sahipleri, hafızlar, hadis ezberleyen ve yazanlar, vahiy kâtipleri, çok zenginler ve fakirler vardır. Fakat, bunların hepsi - erkek ve kadın sahâbîler – “sahâbe olma” derecesi bakımından eşittirler. Bu yönden hiçbir veli/evliya, sahâbe derecesine ulaşamamıştır.

Eshâb-ı kiram arasında vuku bulan ayrılık ve karşılaşmalar, âlimlerimizin beyanına göre içtihad farklılığından olmuştur. Bu farklılığa bakarak, bir Müslüman onlardan birini dahi “ta’n ve sebbetme”ye/tahkir ve aşağılamaya yeltenirse, kendisini ateşe atmış olur. Bu konuda, hakaret eden ve sövenlerle ilgili çok şiddetli hadisler vardır. Müslümana düşen hiç ayırım yapmadan hepsini hayırla yadetmektir. Çünkü İslam’ı gelecek nesillere ulaştıran ilk kaynak, onlar olmuştur.

9. Müctehid/İmam. Ayet-i kerime ve had-i şeriflerden hüküm “istinbat eden”/ çıkaran yüksek derecede ilim sahibi âlime Müctehid veya İmam denir. Ancak bunlar, hicrî 4. Asra kadar görülebilmişlerdir.

Müctehidler, Mutlak müctehid, Mezhepde müctehid ve Mes’elede müctehid olarak kısımlara ayrılmıştır. Ancak bunların dışında kalan bütün âlimler, hatta Mezhepde ve Mes’elede müctehidler dahi Mutlak Müctehid’in ictihad usulüne bağlı kalarak ilmî çalışmalarını yürütmüşlerdir.

10. Ehl-i Sünnet. Eshâb-ı Kiram’ın naklettiği İslam’ı – Kur’an ve Hadis Külliyatı’nı – esasları çerçevesinde Akâid ve Fıkhî açıdan hükme bağlayan Müctehidlerin ictihad ve fetvalarına uyan Müslümanlar grubu/topluluğudur. Hadislerde bu topluluk, “nâcie/kurtulmuş” ve “cemâat” olarak ifade edilmiştir. Ehl-i sünnet âlimleri, âyet ve hadislere “doğru” mana vermişler, Eshâb-ı kiram’ın yolundan ayrılmamışlar ve Müslümanlar arasında hizipçilik/ayrımcılık yapmamışlardır.

Ehl-i Sünnet’in Akâid imamlarının reisleri arasında İmam-ı Mâturidî ve İmam-ı Eş’arî bulunmaktadır. Her ikisi de Müctehiddir.

11. Dört Mezhep. Ehl-i Sünnet topluluğunun Fıkıh alanında yer alan ve başlarında Müctehid imamlar olan mezheplerdir. Bu mezhepler, Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî olarak adlandırılmıştır. Müslümanların çoğu bu mezheplerden birine uyarak ibadet ve tâatte bulunmuş ve bulunmaktadırlar.

12. Ehl-i Bid’at ve Dalâlet. Bunlar, Ehl-i Sünnet cemâatından ayrılan fırkalardır. Hadislerde 72 adet oldukları açıklanmıştır. Ayet ve hadislere doğru mana vermediklerinden dolayı yanlış itikada/inanca sahip olmuşlardır.

13. Ehl-i Küfür/Kâfir. Küfür kelimesi, Peygamberin tebliğ ettiği dini kabul etmeyen, nübüvvete inanmayan ve Ahiret hayatını inkâr eden kişi/kişiler için kullanılır.

Kur’an-ı Kerim’de kâfirler açık olarak ifade edildiği gibi, semavî din mensupları olan Yahudî ve Hristiyanların da son din İslam’ı kabul etmediklerinden dolayı kâfir oldukları beyan edilmiştir. Şu anda dünyada İslam’dan başka “hak” din mevcut değildir.

14. Tevbe/İstigfâr/Dua. İslam’ın yasak ettiği bir şeyi yapan bir Müslüman, günah işlemiştir. Günahın ilâcı tevbe ve istiğfardır. Günah işlediğini bilsin veya bilmesin, Müslüman, her hâlükârda istiğfar etmeli ve bunu fazlalaştırmalıdır. Günahtan korunmuş peygamberimiz dahi günde 70/100 defa istiğfar ettiğini beyan etmiştir. Dua etmelidir. Dua, bir ibadettir.

15. Ahiret. Ölümden sonra dirilme haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Kıyamet’te herkes, mahşer yerinde toplanacak ve mizan kurulacaktır. Sırat, haktır. Mü’minler – günahkâr olanlar, cehenneme uğrasalar da sonunda – cennete; kâfirler, cehenneme gireceklerdir. Ahiret hayatı, sonsuzdur.

 

Kaynak:

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/621763.aspx

Ana Sayfa