Ana Menü (Fihrist)

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

23 Ekim 2021

Sonsuz Seâdet Güneşi’nin

Dünya’ya Yaydığı Kurtuluş Işıkları

c.ahmetakisik@gmail.com

Sonsuz Seâdet Güneşi, son Peygamber Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem efendimize nazil olan son din, İslâm’dır. O, belli bir zamanda belli bir topluma, belli ve geçici hükümlerle inmiş bir din değildir. O’nun verdiği bilgi ve ortaya koyduğu hükümler, her çağ ve toplumda geçerlidir. Onun için o, evrenseldir. Daveti/çağrısı, bütün insanların her türlü inanç ve dinlerini bir tarafa bırakarak, dünya ve âhirette kurtuluşa ermeleri için son Peygamber’in İslâm Sancağı altında toplanmaları içindir. Bu dinin kitabı, Kur’an-ı Hakim’dir. Cibrîl-i Emin’in lâfız ve mana olarak Allah katından Resûlüllah’a indirdiği bu Kur’an, her kelime ve âyetiyle Allah kelâmıdır. İçinde sonradan ilâve edilen insan sözü yoktur. Hiçbir değişikliğe uğramadan bugüne kadar bize ulaşmış son ilâhî Kitap’tır.

 

KUR’AN-I HAKİM’İN DÜNYA’YA MESAJI

 

1. Yüce Allah, “bir”dir

Kur’an-ı azîmüşşân, insanları put edinmeyi ve her türlü putçuluğu reddeder. İnsanı ve âlemi/evreni yoktan yaratan ve koyduğu kanunlarla idare eden, kadir-i mutlak, yüce Allah’tır. O, birdir. Oğlu, kızı, ortağı ve benzeri yoktur. Yüce Zâtı, madde ve mekândan münezzehtir, uzaktır. Kadîm/ezelî ve bâkîdir/ebedîdir, varlığının evveli ve sonu yoktur. Bütün mahlûkatın öncesi ve sonu vardır. O, Esmâ-i Hüsna’sı ile birlikte Zâtî ve Subûtî sıfatlara sâhiptir.

İhlâs suresinde buyruluyor:

(Ey Resûlüm,) de ki: O, Allah'tır. (Yüce zâtı, cisimlere âit bütün özelliklerden berîdir, uzaktır.) Birdir (ortağı yoktur).  (O) Allah, Samed'dir (zeval bulmayan, yok olmayan bir bâkîdir, dâimîdir). O, (çocuk) doğurmamış ve (bir anneden veya her hangi bir varlıktan) doğmamıştır. (Eşi, oğlu ve kızı da yoktur.) Hiçbir şey, O’nun dengi (ve benzeri) değildir.

 

2. Son ve Geçerli Din, İslâm’dır

Peygamber efendimize İslam dini vahyedilince, semavî dinlerden olan Yahûdilik ve Hristiyanlık dahil, bütün dinler, yürürlükten kaldırılmıştır. Zamanımızda İbrahimî dinler olarak nitelenen dinî anlayış da, doğru ve makbul değildir. Oryantalistlerce ortaya atılan ve bazı ilahiyatçılar tarafından gündeme getirilen dinî çoğulculuk – diğer dinler de haktır demek - tamamen batıl ve küfürdür.

Ayet-i kerimelerde buyruluyor:

(Resûlüm) de ki: “Hak (İslam) geldi, bâtıl (İslam’a aykırı bütün inanış, uygulama ve gelenekler) yıkılıp gitti (yürürlükten kalktı)! Zaten bâtıl, yıkılmaya (yok olmaya) mahkûmdur.”

Şüphesiz, Allah katında (hakiki ve geçerli) din, İslâm’dır (Âl-i İmrân, 19).

Kim İslam'dan başka bir din ararsa, ondan bu din, asla kabul edilmez (Âl-i İmrân, 85).

 

3. İslâm’ın iman esasları

İslam dini’nin temelinde, iman esasları vardır. Bunlar, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, Ahiret gününe ve kadere imandır. Muhammed aleyhisselâm, ne tebliğ etmiş ise, hepsine inanmaktır. Çünkü dinde Resûlüllah’a tâbi olmak, uymak, farzdır (Âl-i İmrân, 32).

Peygamber(im Muhammed “aleyhisselâm”), Rabbinden kendisine (vahiy olarak) ne indirildiyse ona (Kur’ân’a) îman etti. Müminler de (îman etti). Hepsi (onlardan herbiri) Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îman etti. “Biz Allah’ın peygamberleri arasında (Yahûdi ve Hristiyanların yaptığı gibi bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak suretiyle) ayırım yapmayız (dediler).

Ve dediler ki: (Bizlere tebliğ edilen emirleri, vahiyleri) işittik ve (onları kabul ederek) itâat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini isteriz (af edilmemizi dileriz), (âhirette) dönüş ancak sanadır (senin huzurunda hesap vermek üzere toplanacağız “Bakara, 285”).

(İnsan, sebepleri yerine getirdikten sonra, rızk ve diğer konuların, ancak Allah'ın takdiriyle olduğunu bilir ve ona inanırsa, “kader”e teslim olmuş ve Allah'a tevekkül etmiş olur.) Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. (Yüce) Allah, her şey için bir kader (ölçü ve zaman) belirlemiştir (Talâk, 3).

 

4. İnsanları İslâm’a daveti

Yüce Allah, çeşitli inanç ve dinlere mensup insanların mevcut inançlarını terkederek, İslâm’a girmelerini vahyediyor. “Bütün insanların Müslüman olması, Kur'an’ın, dinin hedefi değildir.” demek, son derece yanlıştır. Bu, Misyonerlerin İslam ülkelerinde “cihad”ı engellemek için ortaya attıkları “fâsid bir tevil”dir. Modernist ilahiyarçılardan bazıları bu tuzağa düşmüşlerdir.

Ayet-i kerimelerde buyruluyor:

Ey insanlar! Şüphesiz ki, Resûl, Rabbinizden hak ile size gelmiştir. (O’na) iman edin. (Bu) sizin için en hayırlı olandır. Şayet (iman etmez) inkâr ederseniz, şüphesiz ki, göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Allah (her şeyi bilen) alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) hakîm’dir (Nisâ, 170).

(Resûlüm,) de ki: (Ey kâfirler, gelin) Allah'a ve Resûlüne itâat edin (Resûlün tebliğ ettiği İslâm’ı kabul edin). Eğer (onlar) yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez (Âl-i İmrân, 32).

 

5. Hazret-i Muhammed’in daveti, bütün insanlaradır

Muhammed aleyhisselâm, son Peygamber olarak, bir bölgenin, bir kavmin ve bir çağın değil, bütün çağları kapsayan insanların resûlüdür. Dolayısıyla çağrısı, evrenseldir.

Ayet-i kerimelerde buyruluyor:

(Resûlüm,) biz, seni ancak bütün insanlara (iman ve tâatta bulunan Müslümanlar’ı cennet ile) müjdeleyici ve (inkâr eden ve isyanda bulunan kâfirleri cehennem ile) korkutucu (bir peygamber) olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu (peygamberlere ve tebliğ edilen dine inanmadıklarından Ahiret’teki şiddetli azabı) bilmez (ve peygamberleri tasdik etmez)ler (Sebe’, 28).

(Resûlüm, biz) seni ancak (bütün) âlemlere rahmet (dünya ve âhiret’te kurtuluş rehberi olman) için gönderdik (Enbiyâ, 107).

 

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN GÖREVLERİ

Peygamber aleyhisselam’ın, yüce Allah’ın resûlü olarak İslâm’ı tebliğ/bildirme, tebyin/açıklama, teşri’/ahkâm koyma ve temsil görevleri vardır:

Tebliğ: Ey peygamber(im), Rabbinden sana (iman, ibadet, evlilik, cihad, ahlâk, ahiret halleri, kâinat/evren gibi konularda) indirileni tebliğ et/bildir (Mâide, 67).

Tebyin: (Senden önce) açık deliller (mu’cizeler) ve kitaplarla (peygamberler) gönderdik. (Resûlüm) sana da, insanlara gönderileni açıklaman için Kur’ân'ı indirdik (Nahl, 44).

Teşri’: Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için (Allah’ın ve Peygamber’in hükmüne aykırı olarak) kendi işlerini seçme hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki, o apaçık bir dalâlete düşmüştür (Ahzâb, 36).

Namazın nasıl kılınacağı ve vakitleri; orucun nasıl tutulacağı; zekâtın nelerden ve hangi miktarda verileceği; Haccın nasıl icra edileceği ve diğer dinî vecibeler, hep hadislerle açıklanmıştır. “Peygamber, dinde hüküm koyamaz” demek; “Kur’an bize yeter” demek; “Peygamber, gaybı bilmez” diyerek, vahyi inkâr etmek; “Peygamber, bir postacıdır” diyerek, Tebyîn ile ilgili âyetleri yalanlamak, küfürdür, dine ihanettir ve itikaden Münafıklıktır.

Temsil: Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, dinî ve dünyevî konularda Müslümanlar için örnektir.

Ayet-i kerimede buyruluyor:

Yemin olsun, Allah'ın Resûlünde sizin için; Allah'a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar (Allah’tan ve Ahiret gününün azabından korkanlar veya Allah’ın sevabını ve Ahiret gününün nimetlerini ümit edenler) ve (korkuda, ümitte, darlıkta ve rahatlıkta) Allah'ı çok zikredenler için (savaşta sebat etmek ve zorluklara dayanmak gibi) güzel bir örnek vardır (Ahzâb, 21).

 

HADİS-İ ŞERİFLERDEN ÖRNEKLER

Eshâb-ı kiram: İnsanların en hayırlısı benim asrım(daki ashâbım)dır; sonra, onlara yakın olan (tâbiî)ler, sonra da onları izleyenler (tebe-ı tâbiîn)dir. (Buhârî, Şehâdât 9, Fedâilu'l-Ashâb 1, Rikâk 7, Eymân 27; Müslim, Fedâilu's-Sahâbe, 214)

Ashabım (gökteki) yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyeti (doğru yolu) bulursunuz. (Beyhakî, el-Medhal, s.164; Kenzu’l-ummâl, H. No. 1002)

İslâm âlimleri: Şüphesiz ki, (Müctehidler ve itikâdında küfür, dalâlet ve bid’at bulundurmayan) âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, altın ve gümüş miras bırakmazlar; sadece (hakka ve hidayete ulaştıracak) ilim miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip, kısmet (ve fazilet)e kavuşmuş olur (Ebû Dâvûd, İlim 1).

İman: Allah'a, Allah'ın Meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine ve âhiret gününe inanman, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır (Buhârî, İman 1).

İslâm: Allah'dan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol (külfetleri) cihetine gücün yeterse Beyt'i hacc etmendir (Buhârî, İman 1).

İhsan: Allah'a: Onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni (her an) muhakkak görüyor (Buhârî, İman 1).

Hak üzerindeki topluluk: Ümmetimden bir topluluk, hak (Ashâb-ı Kiram’ın naklettiği ve Cumhûr-ı ulemânın bildirdiği İslam) üzerinde galip gelmeye devam edecektir. (Ebû Dâvud, Fiten 1, 4252; Tirmizî, Fiten 51, 2229; İbn Mâce, Mukaddime 1, 10, Fiten 9, 3952; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/278, 279.)

Cumhûr-ı ulemâ, bu topluluğun “Ehl-i Sünnet” olduğunu açıklamıştır. Bugün ehl-i sünnet’i Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri temsil etmektedir. 72 bid’at ve dalâlet fırkasından hiçbir âlim için Müctehid tabiri kullanılmaz. Ancak zamanımızda Batı patantli ve Misyoner ruhlu ilahiyatçılar, Ehl-i Sünnet âlimlerini devre dışı bıraktıkları gibi, Mason bâtınî Münafıkları, üstad ve rehber edinmişlerdir.

72 Fırka: Yahûdiler 71 fırkaya, Hristiyanlar da 72 fırkaya bölündü. Ümmetim ise 73 fırkaya bölünecektir. Biri dışında hepsi (72’sinin akîdeleri, imanları Sahâbe-i Kirâm’ın bildirdiği İslâm’a uymadığı için) ateşte (cehennemde) olacaktır. Kurtulan cemâat, benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir (Tirmizi, İman,18; İbn Mâce, Fiten, 17; Ebû Dâvud, Sünne 1).

Ehl-i Sünnet âlimleri, Mu’tezile, Haricîler ve Şia’yı, 72 fırka içinde sayarlar. Materyalist ve Modernist bütün ilahiyatçılar, Oryantalistler gibi Sünnî ulemadan nefret duydukları için 72 fırkanın âlimlerini över ve daha çok onları referans gösterirler. Son zamanlarda batınî ilahiyatçılar, Hadis ve Dört Mezhep imamına karşı Müsteşrikleri, Masonları, İbn Rüşd, İbn Hazm gibi felsefecileri kaynak olarak kullandıkları görülmektedir.

Müceddid: Allahü teâlâ, bu ümmete her (hicrî) yüzyılın başında dinini (her türlü bid’at, dine aykırı yenilik ve değişikliklerden temizleyip) yenileyecek bir “müceddid” gönderir (Ebû Dâvud, Melâhım 1).

Sıhhat/Sağlık: İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit (Buhârî, Rikak 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 1; İbn Mâce, Zühd 15).

Sadaka: Mümin kardeşine tebessüm etmen, sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman, sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen, sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır (Tirmizî, Birr 36).

Yeme-içmede ölçü: (Kişi midesinin) üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayırsın ve diğer üçte birini de nefes alıp vermek için boş bıraksın (Tirmizî, Zühd 47).

Beş şey önemli: Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini iyi bilin:

(1) İhtiyarlığından önce gençliğinin, (2) Hastalığından önce sağlığının, (3) Fakirliğinden önce varlığının, (4) Meşguliyetinden önce boş vaktinin, (5) Ölümünden önce hayatının (Hâkim, Müstedrek, Rikâk  3 -7846).

Az da olsa devamlı: Amellerin Allah'a en sevgili olanı, az da olsa devamlı olanıdır (Buhârî, Rikâk 18).

Sonuç: Sizden hiçbirinizi asla kendi ameli kurtaramaz! buyurdu. Sahâbîler: Yâ Rasûlallah! “Seni de mi amelin kurtaramaz?” diye sordular.

"Evet, beni de kendi amelim kurtaramaz. Ancak Allah beni rahmetiyle bürüyüp korur. Sizler doğru yolu (İslâm’ın müüstakîm yolunu) tutun, (sakın dini uygulama konusunda) ifrat etmeyin (sınırı aşmayın) (Buhârî, Rikâk 18).

Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, ne dersiniz, acaba üzerinde bir kir kalır mı? Sahâbîler: Hayır, kirden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resûlüllah aleyhi’s-selâm: Beş vakit namaz da işte bunun gibidir. Onunla Allahü teâlâ günâhları siler, mahveder, buyurdu. (Buhârî, Mevâkît 6; Tirmizî, Emsâl 5)

Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli, onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. (Tirmizî, Mevâkît 188; bk. Ebû Dâvûd, Salât 149; Nesâî, Salât 9; İbni Mâce, İkâmet 202)

Namaz, dinin direğidir (Tirmizî, Îmân 8). Kim, o direği ayakta tutarsa, dinini korumuş, kim o direği yıkarsa, dinini yıkmış olur (İmam-ı Rabbânî, Mektubat I/87. mek.).

 

Kaynak:

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/621166.aspx

Ana Sayfa