Ana Menü (Fihrist)

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

16 Mart 2019

İslam’da Sapkınlık

MODERN İSLAMCILIK

Türkiye’ye Gelişi/2

Dr. C. Ahmet Akışık   - c.ahmetakisik@gmail.com

Küresel Oryantalistler, İslâm’da reform çalışmalarına Hıristiyanlık ve Yehudilikte olduğu gibi “Kitap”la başlamamışlardır. Siyer, Fıkıh, Akaid, Hadis ve Tasavvuf gibi alanlara döşedikleri bilimsel(!) şaibe tuzaklarından sonra sıra Kur’an’a gelmiştir. O’nda da fasit tefsiri öne almışlardır. Bu fasit ve batıl tefsir, kendi ifadeleriyle “okuma”, İslam coğrafyasında özellikle temsilcileri vasıtasıyla yapılmıştır.

Batı, 16. yüzyıldan itibaren, din ve bilim alanlarında bir değişim yaşamaya başladı. Şüphesiz bunun temelinde “Kilise”nin hayatın her alanıyla ilgili tahakkümüne karşı Reform hareketi vardı. Hıristiyanlıkta Reform, dini, toplumdan soyutlayıp kiliseye hapsetmek oldu.

Bundan cesaret alan düşünür ve bilim insanları, “akl”ı hür ve bağımsız hale getirebilmek için “aydınlanma çağı”nı başlattı. Rasyonalizm/Akılcılık, Ampirizm/Deneycilik ve Sekülerizm/Laiklik, bir ahtopot ve kanser gibi Batı toplumunu sardı. Diğer bir ifadeyle vahye dayalı bütün kutsal kitap ve dinlere savaş açıldı. Bu Pozitivist görüş, sadece Din, Eğitim, Psikoloji, Sosyoloji gibi alanlarda değil, Ülkelerin Yönetim biçimlerini ve Hukuk’unu da etkiledi. Fransa’da devrim oldu. İnsan Hakları, hürriyet, eşitlik ve demokrasi kavramları dalga dalga bütün ülkelere yayıldı. Dini temelli geleneksel her türlü fikir, inanç, bilim, sanat ve yönetim şekilleri ters-yüz edildi ve “akl”ı esas alan bir “akım” doğdu. Bu akım, bir ideoloji haline dönüşerek toplumların bütün hücrelerine yayıldı. Adına da yeni bir dünya görüşünü simgeleyen “Batıcılık/Avrupaîlik”  ya da “Modernizm” denildi.

1. Osmanlı Türkiye’sinde Modernizm

Osmanlı Türkiye’sinde Modernizm; Yönetim, Din, Edebiyat ve Eğitim alanlarında resmen Tanzimat’la başladı. 1876’da Avrupaî tazda Anayasa/Kanun-ı Esasî hazırlandı. Batı orijinli okulllar açıldı. Avrupa’nın Osmanlıyı parçalamada kullandığı “hürriyet” öne sürülerek “hilâfet/padişahlık” karşıtı ve Batı destekli gizli örgütler kuruldu. “İttihad ve terakki” ve “Jön Türk” hareketleri bunların başında geliyordu. Batı’nın her alanda yetiştirdiği Oryantalist ve Misyoner ajanları da Yönetimde bulunan bazı Paşalara maddi ve manevi yardımda bulunuyordu. I. ve II. Meşrutiyet (1908) bu şartlar altında ilan edildi. Artık Osmanlı “hasta adam”dı. Her taraftan kuşatılmıştı. Neşteri vurma zamanı gelmişti. 13 Nisan 1909 (Rûmi 31 Mart 1325) tarihinde çıkarılan isyan sonucunda Ulu Hakan II. Sultan Abdülhamid han tahtan indirildi. Hem de bir din bilgini olan Elmalılı Hamdi Yazır’ın hazırladığı ve Meclis kürsüsünden okuduğu bir fetva ile. Elmalılı’ya bu hizmetin (!) karşılığında ilerideki yıllarda devlet tarafından Kur’an’ı Türkçeleştirme görevi verildi. Ali Suavi de Ezan, Kur’an ve ibadetlerin Türkçeleşmesini savunan yazılar yayınladı.

2. Türkiye’de Modernizm

Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında yönetim, din ve diyanetle ilgili köklü değişiklikler yapıldı.

Bu değişikler, şu başlıklar altında ele alınabilir:

a. Yönetim sisteminde

1921 ve 1924 Anayasaları hazırlandı. Buna göre, Saltanat/Padişahlık yönetim sistemi, 1 Kasım 1922'de ve Halifelik de 3 Mart 1924’de kaldırıldı.

18 Temmuz 1923 tarihinde Cumhuriyet tarihinin ilk Anayasası “Teşkilat-ı Esâsiye (1924)”nin  taslak görüşmeleri yapılırken Tevfik Rüştü ve Milli Eğitim Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt)’un “’Anayasa’ya dinimiz Hıristiyanlıktır’ açıkça yazılmalıdır” teklifleri kabul edilmedi. Mahmut Esat, gerekçe olarak şunları söyledi: Evet Hıristiyanlığı… Çünkü İslam ilerlememize engeldir. Bu dinle yürünmez, mahvoluruz. Ve dünyada bize kimse ehemmiyet vermez. (Kazım Karabekir Paşa: 13-16 Kasım 1970 tarihli Yeni İstanbul Gazetesi)

1924 Anayasası’nda yer alan "Devletin dini, İslam dinidir" maddesi, 10 Nisan 1928'de kaldırıldı, böylece lâiklik kabul edilmiş oldu. Ancak laiklik kavramı Anayasa’ya 9 sene sonra 1937'de girdi.

b. Eğitim ve okullarda

3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat kanunu çıkarıldı. Buna göre bütün medrese ve mektepler, Maarif Vekâleti’ne bağlandı. (Askerî okullar, 1925'te tekrar Millî Savunma Bakanlığı bünyesine alındı). Dönemin Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar, 11 Mart 1924 tarihli bir genelge ile bütün medreseleri kapattı.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1924) 4. maddesi gereğince 29 merkezde ilkokula dayalı olarak 4 yıllık İmam-Hatip Mektepleri açıldı. Ancak bu Mektepler, 6 yıl sonra (1929-1930 öğretim yılında) kapatıldı. (Muharrem Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, V, İst.1977)

1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun" ile Latin harflerini esas alan alfabe “Türk Alfabesi” olarak kabul edildi ve Osmanlı Alfabesi’nin kullanılmasına son verildi. Bunun sonucu olarak, Ülkede okur-yazarlık, bir anda % 10,5’lere düştü. (1927 resmi nüfus sayımı)

1924’te, ilkokullara (birinci sınıf hariç) haftada 2 saat “Kuran-ı Kerim ve Din Dersi” konuldu. Bu ders, 1929’da 3. ve 5. sınıflarda haftada birer saate indirildi.

1930’da yalnızca 5. sınıf öğrencilerine (o da ebeveyni isterse), haftada yarım saat okutuldu. Sonra o da kaldırıldı.

Türkiye’deki bütün orta dereceli okullarda din dersleri, 1 Mart 1926’da programdan çıkarıldı.

1935-1948 arasında 13 sene okullarda din eğitimi yapılmadı. (S. Kalkanoğlu, “İsmet İnönü: Din ve Laiklik”, Tekin Yayınevi, İst.1991)

c. Din ve Diyanet’te

30 Ocak 1932 tarihinde, ilk Türkçe ezan, Hafız Rıfat tarafından Fatih Camii'nde okundu. 3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi'nde de, Ayasofya Camii'nde Türkçe Kuran, tekbir ve kamet okundu.

18 Temmuz 1932’de Diyanet İşleri Riyaseti, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi. Böylece Ezan, 18.7.1932’den 16 Haziran 1950'ye kadar bütün yurtta resmen 18 yıl aslına uygun okunmadı.

1932 yılı Ramazan ayında 22 Ocak günü Yerebatan camiinde ilk Türkçe Kur’an okuyan Hafız Yaşar (Okur) oldu.  Bu uygulama hızla diğer camilere yayıldı. 27 Ocak günü Süleymaniye camiinde, 29 Ocak günü de Sultanahmet camiinde gerçekleşti.

1941 yılında çıkarılan 4055 sayılı kanunla Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesine bir fıkra eklendi. Değişikliğe göre, Arapça ezan ve kamet okuyanlara, üç aya kadar hapis ve 10 liradan 200 liraya kadar para cezası getirildi.

1926'da İstanbul Üsküdar Müftülüğü'ne bağlı Subaşı Camii'nde kadınlı-erkekli bir grubun karışık olarak Cuma namazı kılması tepkilere yol açtı. Yine aynı yıl, aynı Müftülüğe bağlı Göztepe Camiinde Türkçe namaz kıldırmak isteyen cami imamı Cemalettin, cemaatin ve halkın itirazı ile karşılaştı. Şikayet üzerine imam, görevden alındı.

30 Kasım 1925’de tekke, zâviye ve türbeler, kapatıldı.

Ayasofya Camii, 24 Kasım 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrildi.

1940-1950 yıllarında çeşitli gerekçelerle 1000’e yakın cami ve mescid kapatıldı. Birçok cami de minareleri yıkılarak samanlık, depo, hatta hayvan barınağı haline getirildi.

Bazı camiler de satışa çıkarıldı. 23 Temmuz 1940 tarihli Yenigün gazetesi Hatay’da hangi caminin kaç liraya satışa çıkarıldığı ilanını yayınladı. Buna göre Halebi Osmaniye Camii’ne 400, Kurmalı Mescid’e 120, Kantara Camii’ne 50, Sadık Efendi Mescidi’ne ise 100 lira değer biçildi. (Türkiye Gazetesi, 14 Temmuz 2011)

Sultanahmet Camii, 1939 ile 1945 tarihleri arasında, Anadolu’dan toplanan Trakya sınırına gönderilecek olan erlerin sevkıyat yeri (yığınağı ve barınağı) olarak kullanıldı. O muhteşem yapının içinde 6 sene boyunca aralıksız olarak ocaklar yakıldı, yemek pişirildi, çamaşır kazanları kaynatıldı ve atlar bağlandı. Bu arada şaheser çinilerin çok büyük bir kısmı, yandı, döküldü ve karardı. (Canlı belge: 99 yaşında Elazığ eşrafından emekli İmam-Hatip ve Kur’an-ı kerim hocası hafız Abdullah Nazırlı; Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi.)

1881 sayılı Matbuat Kanunu’nun 2657 sayılı kanunla değiştirilen 51. maddesine göre:

25.11.1944 tarihinde İcra Vekilleri Heyeti kararıyla Elif-ba, Mevlid-i Şerif, 54 Farz ve Namaz Hocası kitapları yasaklandı.

Türkiye’de Kur’an öğretimi ve öğrenimi, resmi olarak 24 yıl yapılamadı. Yasak, 3 Mart 1924 tarihinde 430 numaralı yasa (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile başladı ve 1948 yılına kadar kesintisiz sürdü. Zamanla din öğretimi açığının giderek büyümesi üzerine ilk kez 15 Ocak 1949’da İmam Hatip Kursları açıldı.

d. Üniversitede

1924’te Darulfünun/Üniversite bünyesinde kurulan İlâhiyat Fakültesi, 1933 yılına kadar 9 sene faaliyetine devam etti. 1933’te Darulfünun lağvedildi, ancak yerine kurulmuş olan İstanbul Üniversitesi’nde İlahiyat Fakültesine yer verilmedi. Sadece Edebiyat Fakültesi’ne bağlı “İslâmi Tetkikler Enstitüsü” kaldı. Bu da 1936 yılında kapatıldı.

İlahiyat Fakültesi, kapatılmasından (1933) 16 yıl sonra bu defa Ankara Üniversitesi’ne bağlı olarak 21 Kasım1949’da açıldı.

3. Dinî modernizmde gizli plan

Batılı Müsteşrikler, senelerce çeşitli merkezlerde oluşturdukları ve aynı Hıristiyanlıkta olduğu gibi “geleneksel din” dedikleri “İslam’ın sünni yapısı”nı değiştirebilmek için her konuda “nakl”i değil, “akl”ı öne alan modernist “fikir elçileri”ni İslam ülkelerinde, özellikle “yüksek öğretim”de görevlendirmeye karar verdiler. Bunlardan biri de M.Tancî idi.

Muhammed b. Tavît et-Tancî (ö.1974), ülkesi Fas’ta temel eğitimini ailesinden aldı. Hafız oldu. Bazı hocalardan dersler alarak kendisini yetiştirdi. Mısıra gitti. Orada müsteşrik Brockelmann’ı kendine rehber edinen Ahmed Emîn ve Kur’an’ı eleştiren Tâhâ Hüseyin ile tanıştı. Onların İslam’ı değiştirme çalışmalarına destek oldu. Sonra 1951’de İstanbul’da düzenlenen 12. Milletlerarası Müsteşrikler Kongresi’ne katıldı. Burada müsteşrik Hellmut Ritter’le görüştü.

Tancî, 1953’te Türkiye’ye geldi. Ankara İlâhiyat Fakültesi’nde dersler verdi. Bu fikri ortamda kaderi inkar eden Hüseyin Atay ve Kur’an’da tarihselliğin temellerini atan Mehmet Hatipoğlu yetişti.

Bir ara Türkiye’den ayrılan Tancî, 1965’te yeniden Türkiye’ye geldi. Yeni kurulmuş olan İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde ders vermeye başladı. Hedefinde Osmanlının temsil ettiği Sünni Akaid ve Fıkıh vardı. Mısır’da Oryantalist kökenli bütün fikir ve çalışmaları buraya, Türkiye’ye taşıdı. Bu ortamda “islahat” ismiyle İslam’da Reform fikirlerini benimseyen Hayrettin Karaman, Bekir Topaloğlu, Süleyman Uludağ, Salih Tuğ, Saim Yeprem, Tayyar Altıkulaç ve diğerleri yetişti.

Kaynak:

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/607042.aspx

hafız rıfat bey kimdir ile ilgili görsel sonucu

 

 abdullah nazırlı cumhurbaÅ?kanı ile ilgili görsel sonucu

Abdullah Nazırlı (d.1920…)

****************

 

https://i2.wp.com/sahipkiran.org/wp-content/uploads/2014/12/cemaatin-ikazi.jpg

****************

arapca tekbir

*******************

arap harfleri dersi

  

Ana Sayfa