Ana Menü (Fihrist)

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

11 Ağustos 2018

DİYANET İŞLERİ

KİMLERİN ETKİSİ ALTINDA?

Dr. C. Ahmet Akışık   - c.ahmetakisik@gmail.com

Ülkemizde 1970’li yıllar, din alanında adeta bir kan değişimin olduğu yıllardır.

Bu dönemde çok şiddetli bir Selçuklu ve Osmanlı muarızı olan, Muslih ve Mukallid diyaloğu ile Ehl-i sünnet mezhep ve alimlerini hedef alarak tenkit eden, zaman zaman alay eden, sünni mezhep ulemasını İslam’da İctihad yapmanın önünde en büyük engel gören, fıkıh kitaplarının bid’at ve hurafelerle dolu olduğunu söyleyen ve Akaid ile ilgili hadisleri inkâr eden:

M. Reşid Rıza, gündeme gelmiştir. Bu kişinin “Muhaveratu’l-muslih ve’l-muqallid” kitabı, “İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri” ismiyle ve Hayrettin Karaman’ın sadeleştirme ve notlarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’ınca basılmıştır (1974).

Bu kitap, daha önce A.H.Akseki tarafından “Mezahibin telfikı ve İslam’ın bir noktaya cem’i” ismiyle Türkçe’ye çevrilmiştir.

Cemaleddin Afgani, fikri öğrencisi Abdüh ve bu ikiliye sonradan katılan R. Rıza, küresel Oryantalistlerin oluşturduğu Proje doğrultusunda İslam toplumlarında yaklaşık 1400 seneden beri hakim olan Sünni İslam anlayışının değiştirilmesinde rol alan baş aktörlerdendir.

Bunu gerçekleştirebilmek için şu iddiaları ortaya atmışlardır:

• 1300-1400 seneden beri Sünni ulema, İslam’ı doğru anlayamamıştır.

• İslam toplumlarının gerilik sebeplerinden biri bu Sünni ulemadır.

• Sünni ulema, yeni içtihadların önünde en büyük engeldir.

• Hadis kitapları uydurma hadislerle doludur.

• Sünni Tefsir ve Fıkıh kitaplarında bir çok hurafe ve bid’atlar vardır.

Bu ve benzeri iddia ve iftiralarla, Sünni Müslümanlara her yönden saldırıya geçmişlerdir. Diğer taraftan ideolojilerine kattıkları kişileri tahrik ederek Devlete ve Yöneticilere karşı isyana teşvik etmişlerdir. Bu tahrik neticesinde Mısır başta olmak üzere bazı İslam ülkelerinde Müslümanlar, hapse girmiş, hatta bazıları idam edilmişlerdir.

Cemaleddin Afgani’nin mason olması bir yana, en etkili bir terör destekçisidir. Bunu gerçekleştirerek Müslümanların isyancı ve terörist oldukları imajı verilmek istenmiştir. Afgani-Abdüh-Rıza üçlüsünün oluşturduğu bu ideoloji, diğer bir ifadeyle İslam’ı tahrif girişimi sonradan Selefiyye, Taliban, İşid, Nusra gibi isimlerle karşımıza çıkmıştır.

Hayrettin Karaman, bu küresel ideoloji karşında, nasıl bir duruş sergilemiştir?

Bu ideolojinin yıkıcılığını ve zararlarını, makale ve kitaplarında ele alarak ilim erbabını ve halkı uyarmış mıdır?

Afgani, Abdüh, R. Rıza, Mevdudi, M. Carullah, Hamidullah, S. Ateş, H. Atay, Yaşar Nuri, M. İslamoğlu, C. Taslaman, B. Bayraklı, M. N. Doğan vb.’nin Hadis inkarcılığı, Sünni Akaid tahripçiliği, Sünni Fıkıh ve Müchehid alim muarızlığı karşısında nasıl bir tepki göstermiştir?

Selçuklu ve Osmanlı Medreselerinde okutulan Ehl-i Sünnet kitaplarından biri üzerinde müstakil bir çalışması var mıdır?

H. Karaman, verdiği derslerde, konferanslarda, sempozyumlarda ve Diyanetin seminerlerinde Oryantalistlerin ortaya koydukları Yeni Din Anlayışı karşısında mı, yoksa içinde mi yer almıştır?

R. Rıza’nın Müslümanları ve Ehl-i Sünnet alimlerini ayrıştıran, itham eden ve karalayan o meş’um kitab (İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri), alelade bir kitap değildir. Bir değişimi simgeliyordu. Dini alanda Osmanlı İslam Akaid sistemine bir başkaldırı ve reaksiyondu. Yabancı, zararlı ve tehlikeli bir dini ideolojiyi temsil ediyordu.

Bu yayını, T. Altıkulaç, M. Kervancı, Y. Üstün, Talat Karaçizmeli, K. Güran ve Saim Yeprem gerçekleştirmişti.

Bu Projeyi, Türkiye’de Hayrettin Karaman yürütüyordu.

H. Karaman kimdir? Nasıl bir inanca ve mezhebe sahiptir?

Kendi dilinden ve basına yansıyan yönleriyle H. Karaman:

• Babam alevi mahallede doğduğu ve yetiştiği için alevî olarak biliniyordu. (Kendi ifadesi)

• Muaviye’yi ne severim, ne de ona söverim. (Kendi ifadesi)

• İbn Teymiyye'nin birbirinden müstesna bir güzelliği bulunan eserleri içinde en şâheseri Minhâcü's-sünne'sidir. (Kendi ifadesi)

• FETÖ soruşturmalarında bakalım, Amerika’ya gidip Gülen’e tekmil veren H. Karaman’a ne zaman sıra gelecektir. (Merve Kavakçı)

H. Karaman, buna şu cevabı vermiştir:

“Amerika’ya bir kere -o da sondur- Faruk Başer’le gittim. Orada bazı dernek ve kuruluşlarda konferanslar verdik ve sohbetlerde bulunduk. Gülenle görüşmem olmamıştır.” (Kendi ifadesi)

Burada hatırlatalım ki, Faruk Başer’in “Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin Fıkhını Anlamak” isimli yayınlanmış bir kitabı vardır. Karaman’ı davet eden dernek ve kuruluşlar da Gülen’le iltisaklıdır.

• Bir gün bazı arkadaşlarla birlikte abdest alıyorduk. H. Karaman hoca da vardı. Karaman Hoca yüzünü ve kollarını yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra dönüp baktı. İçimizde yabancı yok değil mi, dedi ve çıplak ayaklarını meshetti. (Prof.Dr.Z.Arslantürk)

Çıplak ayaklara meshetmek, şii mezhebinde ve bazı Mutezile itikadında olanlarda vardır. Hüseyin Atay da çıplak ayaklarına meshederdi.

• Asya Finans ve Bank Asya gibi kuruluşların uzun müddet danışmanlığını yapmıştır.

Bunlar, H. Karaman ile ilgili bazı tespitlerdir.

H. Karaman, Hazret-i Muaviye’ye kesinlikle “Hazret” veya “radıyallahü anh” gibi saygı ifade eden bir kelime kullanmaz.

Halbuki, Hazret-i Muaviye, sahabe-i kiramın ileri gelenlerindendir. Vahiy kâtipliği yapmıştır. Hadis usul ilmine göre sahabe, doğru, dürüst ve sika/güvenilir kabul edilir.

Ehl-i sünnet mezhebine göre, sahabe arasında bir ayırım yapılmaz. Hepsi hürmetle anılır.

Eshab-ı kiram arasında ayırımı, daha ziyade şii mezhebi yapar. Hazret-i Ebu Bekir’e, Hazret-i Ömer’e, Hazret-i Osman’a, Hazret-i Âişe’ye ve Hazret-i Muaviye’ye ta’n edilir, sövülür.

Neo-Haşhaşilik

Neo-Haşhaşîlerin başı Gülen, yaklaşık 40 yıl Türkiye camilerinde hiçbir engele takılmadan rahat bir şekilde ideolojisini yayabilmiştir. Bu akımın ve dayandığı kökenlerinin Sünni Müslümanlığa aykırı olduğu söylenmesine ve yazılmasına rağmen hiçbir Diyanet üst düzey yetkilisinin itirazı, açıklaması ve müdahalesi olmamıştır.

Dinler arası diyaloğun, şekli ve muhtevası çok açıktır. Yehudi ve Hıristiyanlarla alelade konuşmadan ibaret değildir. Kaldı ki buna diyalog da denilmemektedir. İslamiyetin bidayetinden günümüze kadar ehl-i kitap ile komşuluk ve alışveriş ilişkileri yapıla-gelmiştir. Bu, hiçbir zaman sorun olmamıştır. Neo-Haşhaşilerin hedefi başka idi. Topyekün İslam dini alanında Sünni Müslümanlıkta, Vatikan’ın belirlediği Strateji doğrultusunda değişikliğe gitmek, revizyon yapmaktır.

FETÖ Eylemleriyle İlgili Sorular

• Akaid boyutunda Yehudi ve Hıristiyan kardeşliğinden bahsedilirken,

• Açık ayetler olduğu halde “İslamiyet geldikten sonra Yehudi ve Hıristiyanlar kendi dinlerine devam etseler de Cennet’e gireceklerdir.” denilirken,

• Urfa’da Diyanetin Müftüsünün de iştirakıyla çok dinli nikah (!) kıyılırken,

• Hazret-i Peygamber’in muazzez ruhu kamyonete bindirilirken,

• “Allah’tan vahiy alıyorum ve Peygamberle görüşüyorum” saçmalığı yaygınlaşırken,

• Vatikan’da diyalog uğruna Papa’nın eli öpülürken,

• Dinler arası geçişler tavsiye edilirken,

• İslam’ın şiarı Ezan, değiştirilirken,

• Kelime-i tevhidten/şehadetten “Muhammedün Rasülüllah / Hazret-i Muhammed Allah’ın peygamberidir” kaldırılırken,

• Hutbelerde “Allah katında din, İslam’dır” ayeti terkedilirken,

• Cami, Sinegog ve Kilise üçlemesinin bir mekanda toplanma projesi açıklanırken,

• İbadet mekanlarından Beytullah olan Camiler, müzikli ve danslı oyun alanları haline getirilirken,

• Hıristiyanlıkta olduğu gibi Camilere sandalye ve koltuk yerleştirme eylemleri yoğunlaşırken,

Ülkemizdeki Diyanet İşleri, ne yapmıştır?

Mehmet Görmez görevden ayrılırken “maalesef 40 sene FET֒yü anlayamadık” diyerek itirafta bulunmuştur. Acaba bu itirafı Millet, gerçekten samimi bulmuş mudur?

Bu eylemlerin İslâm’ın ruhuna ve Türkiye’de hakim olan Sünni İslam Akaid ve Fıkh’ına aykırı olduğu çok açıktır. Normal ve sade bir Müslümanın kolayca anlayabileceği kadar açıktır. Başkan, Müftü, İmam ve İlahiyatta Prof. olmaya da gerek yoktur.

Osmanlı Cami Stili ve Mimarisine Tepki

A.H.Akseki Camiinde Selçuklu ve Osmanlılarda Sünni Müslümanlığın remzi, sembolü olan Lafza-i Celâl, Muhammed aleyhisselam ile Hulefa-i Raşidin levhaları, Kubbe altına konulmamış, yazılmamıştır. Bu isimler, Selçuklu ve Osmanlı’da Sünni Müslümanlığı sembolize etmektedir. Temel Akaid kitabı Nesefi’de isimlerin sıralanışı dahi kural altına alınmıştır. Ancak son yüzyıldaki küresel İslam düzenleyicileri bu levhaların asılmasına karşıdırlar.

Suud-i Arabistan’da Harem-i şerif de dahil ve Selefiyye itikadının yaygın olduğu yerlerdeki camilerde bu isimler, levhalar yoktur. Çünkü bunların asılması, putçuluk olarak kabul edilmiştir. A.H.Akseki Camiinde öyle bir odaya, bir hole Hulefa-i Raşidin’nin isimlerinin konulmasıyla bu iş geçiştirilemez. Bu, derinliği olan bir konudur.

Akseki camiine hangi ideolojik saplantıyla bu levhalar konulmamıştır? Bu, bilinmiyor.

Şu anda Devlet, Kaymakamlık ve Valilik binalarında, Selçuklu ve Osmanlı mimarisine geçmişken, birçok yerde bu mimari uygulanırken Camilerimizde aksi yönde bir uygulama, ne anlama gelmektedir?

Kocatepe Camiinin ilk projesindeki maketlerde minareler, füze şeklinde idi. Dernek el değiştirince cami ve minarelerin temelleri dinamitlenerek Osmanlı mimarisine dönüldü. Şu anda İstanbul İlahiyat Camiinin minareleri (!) de füze/kazık şeklindedir.

Acaba İstanbul İlahiyat Camii ve minarelerinde hangi ideoloji adına bu mimari stil uygulandı? Ve ülkemizde çeşitli yerlerde de füze minareler göze çarpmaya başladı.

*****************

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/603643.aspx

 

 

İSTANBUL İLAHİYAT FAKÜLTESİ CAMİİ MİNARELERİ

Ana Sayfa