CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ABDÜLKUDDÛS

Hindistan evliyâsından. Babasının ismi Abdullah'tır. Nesebi İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretlerine dayanır. Doğum yeri ve târihi belli değildir. 1538 (H.944) senesinde Hindistan'ın Kenkûh şehrinde vefât etti. Kabri bu şehirdedir.

Zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Şeyh Muhammed bin Ârif bin Ahmed Abdülhak Radulevî'nin sohbetlerinde bulundu ve talebesi olmakla şereflendi. Aynı zamanda Mahdum Şeyh Muhammed'den, Sühreverdî ve Çeştî büyüklerinden olan Kâsım Evdehî'den icâzet, diploma aldı. Abdülkuddûs, nefsinin isteklerini yapmamaya çalışmakta meşhûr olup, kerâmetleri ile tanınmıştı. Sıdk ve ihlâsla huzûruna gelen dileğine kavuşur, kâmil, yetişmiş ve yetiştirebilen evliyâdan olurdu. Abdülkuddûs nafakasını temin için zirâatle, çiftçilikle meşgûl olurdu. Fakat kalbi dâimâ Allahü teâlâ ile berâber idi.

Abdülkuddûs hazretlerinin çok çocuğu oldu. Oğullarının hepsi âlim ve mânevî ilimlerde mütehassıs idiler. Oğulları Delhi'de tahsil ederlerken, babalarını çok görmek isterlerdi. Babalarına; "Büyük bir işimiz var, huzûrunuza kabul edilmek istiyoruz." diye yazarlardı. Şeyh Abdülkuddûs hazretleri ise; "Onların bizim yanımıza gelmesi, ilim öğrenmelerine gevşeklik ve durgunluk verir, bizim onların yanına gitmemiz lâzım." buyurur ve ihtiyarlığına rağmen, kudretsiz hallerinde Dehli'ye giderlerdi.

Şeyh Abdülkuddûs birçok talebe yetiştirdi. Pekçok halîfesi vardı. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin babası Abdülehad hazretleri, Abdülkuddûs'un talebelerindendi. Halîfelerinin meşhûrları, büyük velî Şeyh Burev ve Şeyh Abdülgafur A'zampûrî idi.

Şeyh Abdülkuddûs hocasının hocası büyük velî Alâeddîn Sâbir hazretlerinin kabrini ziyâret ve üzerine türbe yaptırmak için Kalyar'a gitti. O zamâna kadar Alâeddîn Sâbir'in kabri Allahü teâlânın izni ile bir kılıç tarafından korunuyordu. Kılıç kimseyi kabre yanaştırmıyordu. Abdülkuddûs; "Kılıç, eğer bu fakire saldırırsan, başım burada kalır, ancak vücudum muhakkak, Mahdum Alâeddîn Sâbir'in ayaklarına erişecektir." dedi. Sonra Alâeddîn Sâbir hazretlerine; "Efendim! Eğer benim gelmeme izin verdiyseniz, neden bu celâl kılıcı beni gelmekten engelliyor?" diye münâcatta bulundu. O anda Allahü teâlânın izni ile Alâeddîn Sâbir ona; "Sağ kolunun örtüsünü indir ve sol ayağını örtüsüyle sar. Bu kılıç sana saldırsa da bir zarar vermeyecektir. Senin el ve ayak örtülerinden biraz kesebilir. Daha sonra yere düşecektir. Onu al ve bana getir." dedi. Abdülkuddûs hazretleri söylenildiği gibi yaptı. Kılıç ayak örtülerinden küçük kısımlar kesdikten sonra yere düştü. Abdülkuddûs kılıcı alarak kabr-i şerîfin başına koydu ve orada bir şükür namazı kıldı. Alâeddîn Sâbir hazretlerinin rûhâniyeti ile görüştü. Alâeddîn Sâbir; "Siz benim yolumda olduğunuz için, buraya gelmenize izin verdim. Yoksa kimse buraya kıyâmete kadar giremezdi." buyurunca, Abdülkuddûs; "Ey Efendim! Celâl yerine cemâl sıfatınızı gösterirseniz, insanlar sizi ziyâret ederek sizden istifâde edeceklerdir." diye yalvardı. Bunun üzerine Alâeddîn Sâbir; "Bunu arzu etmememize rağmen, bu isteğe uyarak, beni ziyâret edenlere mânevî faydalar sağlayacağım." buyurdu. Böylece Abdülkuddûs iki asır sonra milyonlarca mânevî yardıma muhtaç insanın Kalyar'ı ziyâret etmesine sebeb oldu. Daha sonra Kalyar'dan ayrılan Abdülkuddûs, her ayın beşinde hocasını ziyâret ederek mânevî ihsânlarından faydalanırdı. Alâeddîn Sâbir hazretlerini kabûl etmeyen Kalyar halkı Allahü teâlânın gazâbına uğramıştı. Bu yüzden bölgeye kimse giremiyordu. (Bkz. Alâeddîn Sâbir).

Şeyh Abdülkuddûs hazretleri, Pâni-püt beldesine bağlı Çehazpur'da iken meşgûliyeti esnâsında, birbiri ardınca; "Ey köy halkı, çabuk evlerinizden çıkınız. Eşyâlarınızı, hayvanlarınızı da çıkarın ki, yangın bütün köyü yakacaktır!" diye birkaç defa yüksek sesle bağırdı. Halk onu tanıdığı için, boşuna söz söylemeyeceğini bilirlerdi. Hemen emrolunanı yaptılar. Çoluk-çocuklarını, eşyâlarını ve hayvanlarını çıkardılar. Bir saat geçmeden, yangın zuhûr etti ve bütün köyü yaktı. Şeyh Abdülkuddûs'un sözünü tutmayanlar, ziyan ettiler. Çok pişmanlık duydular, sonunda tövbe edip ona bağlandılar.

Abdülkuddûs hazretlerinin birçok kıymetli eseri vardır. En meşhûru Envâr-ül-Uyûn'dur. Yedi bölüm üzere tertîb edilmiştir. Birinci bölümde hocası Abdülhak Radulevî'nin menkıbelerini yazmıştır ve buyurur ki: "Her ne kadar ben Mahdûm Şeyh Muhammed'in talebesi isem de, onun ceddi olan Şeyh Ahmed'den daha çok feyz aldım."

 

KERÂMET VE MENKÎBELERİ

VAKTİN KIYMETİNİ BİL!

Şeyh Abdülkuddûs oğluna yazdığı bir mektubunda şöyle nasîhat etti:

"Vaktin kıymetini bil! Gece ve gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı sünnetleri ile ve ta'dîl-i erkân ile, huzûr ve huşû ile, Allahü teâlâyı görür şekilde ve Peygamberimizin bildirdiği gibi kılmağa çalış! Bunları yapınca, dünyâda ve âhirette sayısız nîmetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibâdet yapmak içindir. Kıyâmet günü, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibâdet de, ihlâs elde etmek içindir. Her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapmak olan ihlâs da, hakîkî mâbûd ve kayıtsız şartsız var olan Allahü teâlâyı sevmek içindir."

 

KAYNAKLAR

1) Ahbâr-ul-Ahyâr; s.227

2) Siyer-ül-Aktâb; s.227

3) Zübdet-ül-Makâmât; s.96

4) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.607

5) Îzâh-ül-Meknûn; c.1, s.145

6) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s.974

7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.13, s.179

8) Sefînet-ül-Evliyâ; s.101

9) Hezînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.416