CİLD       ALFABE       KONU       KABR-İ ŞERİFLER

1.   2.   3.   4.   5.   6.   7.   8.   9.   10.   11.   12.
     
 

ABDÜLHÂDİ BEDEVÂNÎ

Hindistan'da yetişen büyük velîlerden. İsmi Abdülhâdî Bedevânî olup soyu hazret-i Ömer'e ulaşır. Hindistan'ın Bedâyun şehrinde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1631 (H.1041) senesi Bedâyûn'da vefat etti. Kabri ziyâret mahallidir.

Abdülhâdî Bedevânî önceleri evliyânın büyüğü Muhammed Bâki-billâh hazretlerinin talebesi idi. Sonradan Bâki-billah hazretleri onun terbiyesini en üstün talebesi, evliyanın gözbebeği İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerine havâle etti. Abdülhâdî Bedevânî bu sebeple Serhend şehrine gidip İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin sohbetlerine katıldı. Kısa zamanda onun terbiyesinde olgunlaştı. Nefsinin istediklerini yapmayıp, istemediği şeyleri yaparak nefsini kötülüklerden temizledi. Hocasının emirlerini yapmaktan kıl kadar ayrılmadı.

Mevlânâ Yâr Muhammed Kadîm ve Abdülhâdi, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hizmetinde iken, bir hücrede riyâzet çekerek nefslerini terbiye ediyorlardı. Yâr Muhammed, hep sabahlara kadar namaz kılar, duâ ederek Allahü teâlâya yalvarırdı. Abdülhâdî ise çok hasta idi. İbâdete gücü yetmeyip namaz kılamamasına üzülür, Mevlânâ'nın hâline gıpta ederdi. Geceyi ihyâ şerefini kaçırdığından gönlünde büyük bir üzüntü duyardı. Bir gün İmâm-ı Rabbânî hazretleri onun hakkında; "Şeyh Abdülhâdî'nin hasret ve üzüntüsü, Mevlânâ Yâr Muhammed Kadîm'in nâfile ibâdetine üstün gelip, onu, ondan daha yüksek makâmlara çıkardı. Evet çok ihsân sâhibi olan Allahü teâlânın işi böyledir." buyurdu.

Abdülhâdî Bedevânî hocasının terbiye ve duâsı ile evliyalık makamlarına yükseldi. Bağlılığının mükâfâtı olarak İmâm-ı Rabbânî hazretlerinden icâzet, diploma alıp insanlara Allahü teâlânın beğendiği yolu öğretmekle vazîfelendirildi. Sonra memleketi olan Bedâyûn'a döndü. Ömrünün sonuna kadar verilen vazîfeyi yerine getirdi. Bir defâsında hocasına gönderdiği mektup karşılığında hocası İmâm-ı Rabbânî hazretleri ona şu mektubu gönderdi:

Allahü teâlâya hamd olsun! Sevgili Peygamberine, Âline ve Eshâbına salât ü selâm olsun. Doğru yolda olanlara duâlar olsun!

Kıymetli kardeşimin güzel mektubu geldi. Bizleri çok sevindirdi. Allahü teâlâya hamd ve şükür olsun ki, ayrılık günlerinin uzaması, muhabbeti ve ihlâsı sarsmamış. Bununla berâber, buraya gelseydiniz daha iyi olurdu. "El hayru fî mâ sanaallahü teâlâ!" Yâni Allahü teâlânın yaptığında hayır vardır. İnsanlar arasından ayrılmak, uzlet etmek istiyorsunuz. Evet, uzlet, dostlara yakın başkalarına uzak olmak sıddîkların aradığı şeydir. Mübârek olsun. Uzleti isteyiniz. Bir köşeye çekiliniz. Fakat, müslümanların haklarını gözetmeyi elden kaçırmayınız! Resûlullah efendimiz; "Müslümanın, müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevap vermek, hastasını dolaşmak, cenâzesinde bulunmak, dâvetine gitmek ve aksırdığı zaman elhamdülillah deyince, yerhamükallah demek." buyurdu. (Bu hadîs-i şerîfi Ebû Hüreyre hazretleri haber vermiştir. Buhârî ve Müslim'de yazılıdır.) Fakat, dâvet ettiği zaman gitmek için şartlar vardır. İhyâ'ül-Ulûm kitabında buyuruyor ki: "Çağıranın yemeği şüpheli ise veya İslâmiyetin yasak ettiği şey, meselâ ipek sofra örtüsü, gümüş kap ve tavanda, duvarda canlı resmi varsa veya çalgı çalınıyorsa, oyun, kumar gibi şeyler varsa, o çağrılan yere gidilmez." (Bu yasaklar, Kimyâ-yı Seâdet kitabında da yazılıdır). Böyle yasaklar bulunan yemeğe gitmek haram veya mekrûh olur. Çağıran kimse zâlim ise veya Ehl-i sünnet değil ise, fâsık ise, kötülük yapan ise veya övünmek için gösteriş için çağırıyorsa gitmek câiz olmaz. Şir'at-ül-İslâm kitabında diyor ki: "Riyâ olarak çağrılan yemeğe gitmemelidir." Muhît kitabında diyor ki: "Oyun, şarkı, gıybet bulunan ve içki içilen yemeğe oturulmaz." Metâlib-il-Mü'minîn kitabında da böyle yazılıdır. Bu yasaklardan hiçbiri bulanmayan dâvete, gitmek lâzımdır. Bu zamanda, bu yasakların bulunmaması güç oldu. Bundan başka, Fârisî mısra' tercümesi:

Yabancıdan uzlet et, kaç, dosttan değil!

Talebe arkadaşları ile sohbet etmek, bu yolun sünnet-i müekkedesidir. Hâce Behâeddîn Nakşibend-i Buhârî hazretleri buyurdu ki: "Bizim yolumuzun temeli sohbettir!" Uzlette şöhret vardır. Şöhret de, âfettir. Sohbet buyrulması, talebe arkadaşları ile birlikte olmaktır. Başkaları ile sohbet edilmez. Çünkü, birbirinde fâni olmak, yâni başkalarını unutmak, sohbetin şartıdır. Bu da, uygun arkadaşla olabilir.

Hasta yoklamak sünnettir. Hastanın bakıcısı varsa, ona bakıyorsa, başkalarının dolaşması sünnet olur. Bakacak kimsesi yoksa, dolaşmak vâcib olur. Mişkât kitabının hâşiyesinde böyle yazılıdır.

Cenâzede hazır olmalıdır. Hiç olmazsa birkaç adım birlikte gitmelidir. Böylece, meyyitin hakkı ödenmiş olur.

Cumâ namazına ve her gün beş vakit namaz için cemâate ve bayram namazlarına gitmek İslâmın zarûri emirleridir. Herhâlde gitmek lâzımdır. Bunlardan sonra kalan vakitleri, yalnız geçirebilirsiniz. Fakat önce doğru bir niyet lâzımdır. Dünyâ çıkarlarından bir şeyi düşünerek, uzleti kirletmemelidir. Allahü teâlâyı zikir için, kalbi toparlamaktan ve dünyânın bitmez tükenmez işlerinden uzaklaşmaktan başka şey düşünmemelidir. Niyetin doğru olmasına çok dikkat etmelidir. Niyetin içinde, nefsin bir arzûsu gizlenmiş olmamasına dikkat etmelidir. Niyetin doğru olması için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. Böylece tam niyet yapılabilir. Yedi kere istihâre yapmalı, doğru niyetle uzlet eylemelidir. Böyle olunca, çok faydası umulur. Buluştuğumuz zaman, daha çok anlatırım. Vesselâm."(1'inci cilt, 265'inci mektup)

 

KAYNAKLAR

1) Berekât; s.371

2) Tezkire-i İmâm-ı Rabbânî; s.343

3) Tezkiret-ül-Vâsilîn; s.178

4) Hadarât-ül-Kuds; s.344