On sekizinci yüzyıl dîvân edebiyatı
şâirlerinden. 1680-81 yıllarında İstanbul’da doğdu. Asıl ismi Ahmed’dir. Nedîm
lakabını sonradan aldı. Babası Kâdı Mehmed Efendi, annesi ise Karaçelebizâde
ailesinden Sâlihâ Hâtûn’dur.
Nedîm, İstanbul’da kültürlü bir muhitte
büyüdü. Zamanın büyük hocalarından kuvvetli bir medrese tahsili görerek
yetişti. Arab, Fars dil ve edebiyatlarını öğrendi. Şeyhülislâm Ebezâde Abdullah
Efendi’nin de bulunduğu bir imtihanda üstün başarı göstererek iyi bir dereceyle
müderris oldu. Bu yıllarda şiir yazmaya başlayan Nedîm, Şehîd Ali Paşa’ya,
1713’de sadrâzam olması ve 1715’de Mora zaferini kazanması gibi vesilelerle
kasîdeler sundu. Edebiyat çevresinde tanınmaya başladı.
Ali Paşa’nın 1716’da Varadin’de şehîd
olmasından sonra İbrâhim Paşa’ya; mirahûrluk görevine tâyini, rikâb-ı hümâyûn
kaymakamlığına getirilmesi, Pasarofça andlaşması, sadrâzam olması vesîleleriyle
sunduğu kasîdeler ve düşürdüğü târihlerle kendini tanıtıp, 1720 yılında
Paşa’nın özel kitaplığının müdürlüğüne getirildi.
İlmiyle de kendisini göstermeye başlayan
Nedîm, bu yıllarda, Müneccimbaşı Târihi’ni
Türkçe’ye çevirecek komisyona dâhil edildi. 1723 yılı Ramazan’ından itibaren
sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa’nın konağında Beydâvî tefsiri dersleri verdi. Bu derslerindeki
başarısı sebebiyle İbrâhim Paşa onu sultan üçüncü Ahmed Han’a tanıttı.
Bu târihlerden sonra Nedîm iyice tanınmaya
başladı. 1726’da Mahmûdpaşa mahkemesi naibliğine getirildi. Behâeddîn-i
Aynî’nin umûmî İslâm târihi olup, Kaşgarlı Mahmûd’un Dîvân-ı Lugat-it-Türk’ünden
me’hazlar aldığı çok kıymetli eseri Ikd-ül-Cümân’ı tercüme eden hey’ette bulundu.
Medresedeki derecesinde de yükselerek 1727’de Molla Kırımî, bir yıl sonra da
Sadî Efendi ve Eski Nişancı Paşa, 1729’da Sahn-ı semân ve 1730’da Sekban Ali
medreseleri müderrisliklerine getirildi. Son görevinde iken meydana gelen
Patrona Halîl isyânında vefât etti. Kabri Üsküdar’da, Tunusbağı kabristanına
yakın yerdeki Çiçekçi mevkiindedir.
Nedim’in şiirinde zevk, neş’e ve coşkunluk
vardır. Hayâtı, hep tatlı ve neş’eli yanlarıyla görmüş, üzüntü, acı ve kederi
şiirine sokmamıştır.
Dîvân şiirinin çoğunda belirli bir mekân
olmamasına karşılık, şiirlerinde günlük hayâta dâir pek çok sahneye yer vermiş,
adetâ İstanbul’un tabiî ve bediî güzellikleri ile doldurmuştur. İki kasîde nesîbinde
bu şehri konu ettiği gibi, o devrin mesire yerleri olan Haliç, Kâğıthane,
Göksu, Hisar, Çubuklu gibi yerlerde yapılan Sâdâbâd, Hurremâbâd, Hüsrevâbâd,
Şerefâbâd, Feyzâbâd, Aşfâbâd, Kasr-ı cinân, Kasr-ı neşât gibi kasrlar; Tavanlı,
Nevpeydâ, Cisr-i sürür adlarındaki köprüler; Hayrâbâd tekkesi, çeşmeler,
hamamlar, kanal ve havuzlar hep İstanbul’dan birer parça olarak şiirlerine
girdi. On yedinci asırda başlayan mahallîleşme cereyanının on sekizinci
yüzyılda belli başlı temsilcilerinden olan Nedîm, şarkılarının yanında, hece
vezninde bir türkü de yazmıştır. Kullandığı dil kısmen açık bir İstanbul
Türkçesidir. Bunun yanında tasavvufî unsurlara açık gazelleri de vardır.
İstanbul’u anlatırken;
Bu şehr-i Stanbûl ki bî-misl ü
bahâdır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedâdır.
beyti kadar güçlü ifâdelere başka şâirler
de pek rastlanmaz. Nedîm’in İstanbul ile bütün Acem (İran) mülkünü bu şekilde
mukayese etmesi, doğuda her türlü Osmanlı mülkünün baltalayıcısı olan İran’a sitem etmek istemesinden
kaynaklanmaktadır. Tecellî dağı gibi câmiler, Maârif kumaşı satılan sokaklar
gibi benzetmeleri de bol bol kullanarak, İstanbul’un zengin bir dekorunu
çizmektedir. Bu husûsiyetiyle İstanbul’un gelişmiş kültürünü çok güzel temsil
etmekte, sâdece şiirlerinin konusu bakımından değil, üslûbu açısından da
İstanbul şâiri ünvânını haketmiştir.
Ruhî muhteva bakımından çok zengin olan
dîvân edebiyatı, Nedîm ile beraber dışa açılmaya, tabîata da yönelmeye başladı.
Nedîm, devrinin ve çevresinin içtimaî
hayâtı içerisine girip, san’atını; dîvân şiirinin esaslarından fedâkârlık
yapmamakla beraber, onun katı kaidelerinden ölçülü bir şekilde kurtulabilmiş,
bilhassa halk zevkini, halk ruhunu, halkın yaşama neş’esini benimsemiş, halk
deyimlerinden, halk söyleyiş inceliklerinden seçmeler yapıp, dîvân edebiyatına
bu kıymetleri getirmeye cesaret edebilmiş, serbest ruhlu, bilgisinden,
zevkinden, zekâsından emîn bir şâirdi. Ayrıca şâir, okuyup düşündüğü, görüp
heveslendiği, sevip benimsediği, ayrılıp özlediği her güzel şeyi, zarîf ve
hayâl dolu ruhunun en ince ürperişleriyle birleştirerek, şiiri öylece
söylemiştir. Bütün bunları çok ince, çok keskin ve neş’eli bir tabiat ile
birleştirmesi, şiirine bir ahenk ve sevimlilik vermiştir.
Nedîm yine bu sebeplerle, sırası geldikçe
dîvân şiiri kaidelerinden ustalıkla ayrılmış, vezinden kâfiyeye, şekilden söze
ve söyleyişe kadar kendini serbest kabul etmekten çekinmemiştir. Ancak onun
klasik kaidelerden uzaklaşırken, büyük tabiîlikle yakınlaştığı lisan, halk dili
ve söyleyişi olmuştur. Hattâ bu kaide genişletici yönü sebebiyle devrinin bâzı
san’atkârları Nedîm’i büyük şâir kabul etmek bir yana hiç kıymet vermemiş,
şâirler arasında ismini bile anmamışlardır.
Nedîm’in iki büyük târihin Türkçe’ye
çevrilmesine katkıları dışında tek eseri Dîvânı’dır.
1719 yılında Müneccimbaşı Derviş Ahmed
Efendi’nin Sahâif-ül-Ahbâr
ya da Câmi-üd-düvel
adlı eserinin Türkçe’ye çevrilmesi için meydana getirilen kurula
Nedîm de alınmış ve kendisi 1868 yılında İstanbul’da üç cild olarak basılan bu eserin bir kısmını Türkçe’ye
çevirmiştir. Ayrıca Nedîm, Bedreddîn Aynî’nin Ikd-ül-Cümân fî târihi ehl-iz- zaman adlı Arabça eseri için 1726 yılında
kurulan kırk beş kişilik kurula da katılmıştır.
Nedîm’in bütün şiirlerini topladığı Dîvân’ı
beş defa olmak üzere; birincisi Dîvân-ı Nedîm ismiyle
Bulak matbaasında, İkincisi aynı isimle 1874’de İstanbul’da, üçüncüsü Nedîm Dîvânı ismiyle
1919-21 yıllarında, dördüncüsü 1951’de ve sonuncusu da 1972’de İstanbul’da
basılmıştır. Son üç baskının başlarında Nedîm ve şiirleri hakkında bir inceleme
ve sonlarına birer sözlük eklenmiştir. Dîvân’ın son baskısına otuz dokuz kasîde
(on bir tanesi Sultan Ahmed, on dokuzu Dâmâd İbrâhim Paşa, dördü hem pâdişâh
hem sadrâzam, üçü şehîd Ali Paşa, ikisi de kapudan Mustafa Paşa hakkında), yüz
elli dokuz gazel, iki müstezâd, bir muhammes, üç tahmis, bir müseddes, bir
tesdîs, iki taştîr, yirmi yedi şarkı, bir türkü, bir terkîb-i bend, çoğu târih
olan seksen iki kıt’a, on rubâî, üç mesnevî, yirmi yedi beyt vardır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Büyük
Türk Klasikleri; cild-6, sh. 241
2) Rehber
Ansiklopedisi; cild-13, sh. 67
3) Resimli
Türk Edebiyatı Târihi; cild-2, sh. 753
4) Nedîm
(Yûsuf Ziya, İstanbul-1932)
5) Edebiyat Üzerine Makaleler(A. H. Tanpınar); sh. 178
6) Edebiyat Târihi Dersleri (A.Sırrı Levend, İstanbul-1938); sh. 321