Kânûnî
Sultan Süleymân Han’ın Ser-mîmârân-ı Hassa (saray mimarlarının başı) Mîmâr
Sinân’a yaptırdığı büyük su te’sisleri.
Sultan,
on altıncı yüzyılda İstanbul’un artan nüfûsunun, su ihtiyâcını karşılamak için,
şehrin kuzeyinde bulunan Belgrad ormanlarından, su getirilmesini emretmişti. Bu
emir üzerine Mîmâr Sinân, bölgedeki vadi ve tepeler üzerinde incelemeler yapıp,
seviye farklarını bileşik kaplar prensibi ile ölçerek, dere sularının şehre
gelebileceğini tesbit etti ve derelerdeki suların debilerini ölçerek Pâdişâh’a
arzetti. Mîmâr Sinân, arkadaşı Nakkaş Sâî Mustafa Çelebi’ye anlatarak,
yazdırdığı Tezkiret-ül-Bünyan’da,
Kırkçeşme su yollarının yapımı hususunda şunları söylemektedir:
“Bir
seher vakti, cihân saltanatının ve gökyüzünün güneşi, pâdişâhların en
yüreklisi, yiğidi ve şereflisi, en önde geleni, tâlii, ferahlık ve saadetle
simgelenmiş, Allah’ın rahmet ve mağfiretine erişmiş, sultan Selîm Han’ın oğlu
sultan Süleymân Han, Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun ve onu Cennet’ine
ulaştırsın, bir gün Kâğıthâne ovalarında gezinirken, yolu bir çayır çimenliğe
düşer. Orada serap gibi akan bir suyun çer çöp içerisinde kaybolup, bu
suyolunun yer yer harâb olduğunu ve buradan akan suyun, hayat çeşmesi gibi kara
topraklar içerisinde yok olduğunu görür.
Âlemin
sığındığı saâdetli Pâdişâh’ın gözüne, bu saf suların İstanbul’a getirilmesi
kolay görünür. İstanbul’daki susuzluğu gidermek için, boşa akan bu suları şehre
getirmek niyetiyle, Pâdişâh sarayına geldiklerinde ileri gelenleri toplayıp,
suların şehre eskiden nasıl geldiğini sorar.
Tarihçilerin
bildirdiklerine göre: Kostantiniyye şehrini kuran “Yanko bin Madyen” bu şehri
kurarken yedi tepeyi kalenin içerisine alıp, şehri yedi tepe adası diye
adlandırmış. O zaman büyük binalardan akan yağmur sularını toplamak için,
sarnıçlar inşâ etmiş. Bugün Çukurbostanlar, Atmeydanı altındaki Binbirdirek de
onlardandır. Sonra bir kral, Kırkçeşme kemerlerini yapıp, o yönden su getirmiş,
bu te’sisler harâb olunca, suları toprağa karışmış, diye Pâdişâh’a arzetmişler.
Merhum ve mağfur Pâdişâh; “Her san’atın bir üstadı ve her dağın bir ferhadı
vardır. Bu kârı (işi) mîmâr ile müşavere lâzımdır. Bunun lâzım olan amelisidir,
ilmîsi değildir” demiş ve zamanın Süleymân-ı ins-ü cân’ı bu zayıf karıncasına
(Sinan’a) yüksek emirlerini vererek; “Bu becerikli mîmârın akan suyun
İstanbul’a gelmesi hususunda dikkat ve ihtimam etmesi dünyâyı kaplayan maksudı
şerîfimdir” diye, bu kullarına su yollarının yapılmasını sipariş etmiştir.
Bu
hakir dahî, Allahü teâlâya tevekkül eyleyip, hevâyî terâzu (su terazisi) ile,
vadilerin alçak ve yüksek yerlerini yoklayıp, yer yer eski su yollarını takip
edip, bu ulu emrin doğrultusunda hareket edebilmek için, Allah’ıma yalvararak
dedim ki: “Ey bizim rızkımızı veren, ey her şeye kadir olan Allah’ım! Ancak
kıymeti toz kadar olan bu karıncanın (Sinan’ın), bu zavallı kulunun, zamanın
Süleymân’ının hizmetinde sözüne îtibâr edilebilmesi için yardım et. Sonra
çeşitli yerlerden kaçarak çimenler içerisinde kayıp olan suların, alçak
bölgelere akdığını gördüm. Pınar başından îtibâren dağların kenarlarından aşağı
bölgelere yayılan suları hendeklerle derelere getirip, bir bent yaparak
mühendislik ilmi ile, tahtalar üzerine lüleler geçirerek debilerini ölçtüm.
Diğer derelerdeki ağaç ve bitkilere bakarak, karşılaştırma yapma sureti ile
Pâdişâh hazretlerine dedim ki: “Saadetlü Pâdişâh’ım! Bu kara topraktaki
yeşillikler hayat veren suyun bulunduğunu göstermektedir. Bu vadilerde su
vardır ve yarım günlük yola kadar olan yolları da bulunmaktadır. Bu su
yollarının tamam olması Pâdişâhımızın emrine bağlıdır.”
Süleymân-ı
ins-ü cân, bu zayıf karınca ile meşveret edüp, saadetle buyurdular kî: “Bu,
suların gelmesi ne tarikle mümkin ola?” Ben dahi; “Pâdişâhım! Bunda iki tarik
(yol) vardır: Biri oldur ki, bendelerinizin hadd-u hasrı yok. Buyurun her biri
hizmette can verir. Biri dahi budur ki, ücretle herkese dest-i mezîd (çok para)
tâyin oluna, hazîne sarf olınup, üstadiyetle işlene. “Merhum ve mağfûrunleh;
“Evvelki tedbirin bize fâidesi olmayup el hayrı olup tedbir sonra olan
tedbirdir ki, kendü malımızdan ücret ile getürdüğüm kimsenin zerre mikdârı
hatırı rencide (kırılmış) olmaya” diyü buyurdular.
Bu
âciz karıncanın (Sinan’ın) bu şekildeki tedbirine aferin diyerek ve iyi
haberden ferahlık duyup sevinerek, o zamanki ağalardan Keylûn (Kilûn) Ali Ağa
demekle tanınan ve sonra Mısır Paşası olan zâtı, bina emîni tâyin ettiler.
Pâdişâh’ın İstanbul’daki bir çok mûtemed adamları ile usta insanlar toplandı.
Uygun bir gün ve saatde su yollarının etrafını açıp tâmirine başlandı. Kısa
müddet sonra bu suya dâir havadisler herkesin ağzına yayıldı ve bina emîninin
kulağına da geldi.
Zamanın
sultânı Süleymân’a, vezirleri dahi hazînenin muhafazası gerektiğini bildirerek,
bu işin durdurulmasını istemişler. “Pâdişâh’ım, bu suyun akıtılması herkes için
büyük bir feyiz kaynağı olduğu gibi, çok büyük hayır işidir. Ancak, ortada su
mevcut değilken yalnız mîmârın sözü ile hazîneden para sarf etmek suretiyle
suyun şehre geleceğini kim te’min edebilir? Bu kadar dağları delmek ve kazmak
için hudutsuz para sarf etmek gerekecektir. Bu mîmâr gaipten haberdâr mıdır ki
bu mikdâr lüle su vardır, diye bildirir? Bu mîmâr bilmez mi ki çeşmelere gelen
su yollarını yaparken, su başka yöne de kaçar? Her su yolunun suya delil
olmayacağı gibi, her çimenlik de orada bir menba bulunduğunu göstermez” diyerek
merhumu üzüp su getirilmesi hususundaki sevincine engel olup gazaba gelmesine
ve kararsızlığına sebeb olmuşlar. Ben bütün bunlardan gafil, derelerdeki suları
toplayıp, lülelerden akıtmak için gerekeni yaparken ve en sonraki deredeki
işlere başlarken saadetlü Pâdişâh, her zaman ava geldiği yoldan çıkageldi. Bu
gelişlerinde yanında çok az kişi vardı. Bina emîni ile selamlayıp durduk.
Pâdişâh
hazretleri; “Mîmâr, bu derede ne mikdâr su var?” dediği mahalde ben de;
“Saadetlü Pâdişâh’ım, tahmin olunan üzre yazılmıştır, 5 lüledir” dediğimde,
bina emîni atılıp; “Pâdişâh’ım mîmâr bendeniz bu acayip fende mahirdir ve üstâd-ı
kâmildir. Zîr-i zeminde nihan (yeraltında görünmeyen) suyu, rûy-ı zemindeki
gibi bilir. Bu bâbda halk-ı âlemin hilâfında bir özge mânâya vâsıldır” dediği
anda, anladım ki bu işte çok dedikodu olmuştur.
Pâdişâh’ın
geldiğini gördüğüm zaman, hemen içinde su olan yukarıdaki derelere adamlar
gönderip lülelerin takılmasını te’min etmiştim. Cihân Pâdişâhı; “Hani arzolunan
sular nerededir? Gel göster” dediklerinde, yola düşüp ikinci dereye varınca
korkdum ve ruhum canımdan çıkmış gibi kendimden geçtim, Allahü teâlâya duâ
ederek, o hâkimi mutlaka yalvararak dedim ki:
“Yâ ilâhi, âlim-ü dânâsın,
Cümle ezdâddan müberrâsın,
Beni vâdi-i gamda zâr itme,
Şeh yanında zelîl ü hâr itme!”
Pes
(sonra) ol dereye vardık ki, otuz lüle su arz olunmuştur. Tahtalarıyla lüleleri
konmuş. Otuz lüle su akdığından mâda, üzerinde ziyâdesi on lüle miktarı su
taşıp akar. Saadetlü Pâdişâh ol bâb-ı musaffayı (temiz su) gördükte, bir miktar
safa hasıl edüp; “Mîmâr! Gel berü su hemen bu mudur? Gayrı yerlerde dahi var
mudur?” dediklerinde; “Belî saadetlü Pâdişâhım, iki derede dahi bunların emsali
hâliya (hâlen) Pâdişâh devletlerinde, câridir (akmaktadır). Pâdişâhım, arz
olunan yüz lüle amma, ziyâdesi elli lüle dahi olmak muhakkaktır. Husûsan
eyyâm-ı bâhûrda (yazın sıcak günlerinde yâni 29 Temmuz - 8 Ağustos arası asla
sular bundan eksik akmaz” diyü duâlar eyledim.
Saadetlü
Pâdişâhım ile bir dereye daha gidüp, orada da bir çok lüle suyun aktığını görup
ve o temiz sulardan safa ile içerek, sonra bir dereye daha gittiler. O derede
de temiz suyun letafet ve akışını görünce, mubârek kaşlarının çatıklığı gidüp
gazap deryâsındaki dalgaları tamamen sakinleşti ve bu âcizi, hil’at giydirerek
mükâfatlandırdı ve yüceltdi ve akranımdan üstün tuttu.
Böylece
nifak çıkaranların başlarının yaptıkları kötülükleri giderek, hayat veren su
gibi tereddüdden bir eser kalmadı. Saadetlü Pâdişâh, onlara iltifat etmeyip, bu
hakiri iltifatları ile sevindirdi ve devletin tahtına dönerken Allah’ın hikmeti
ile, dilimden şu sözler döküldü: “Saadetlü Pâdişâhım! Bu bendeniz su yolları
binasında nice tasarruf-ı hâssım (özel maharetim) vardır. Cümleden biri bu
derelerin herbirinde havuzlar ve kâfirî (kâfire âit) mermer oluklar olmakdır.
Bürûr-ı eyyam (günlerin geçmesi) ile yıkılub zîr-i zeminde (toprak altında)
bînişân (kayıp) olmuştur. İnşallahü teâlâ Pâdişâh-ı cihân-penâh devletinde,
ankarîb (pek yakında) zuhur etmek ümid olunur” dedim. Bu sözlerimi doğru olarak
kabul edip, sevinçli olarak Saray-ı hümâyûnlarına yollandılar. Allah’ın hikmeti
o derelerin her birinde çok yerde kârgir yüksek havuzlar süslü mermer oluklar
bulundu. Binâ emîni, bunların her sefer bulunuşunda, saadetlü Pâdişâh’a
müjdeciler gönderdi. Yine bir müddet sonra, şevketlü Pâdişâh devletle gelüp
çıkan havuzlar ve mermer olukları seyredüp bu hakiri hediyeler vererek ve
iltifatlar ile mutlu etti ve mahsûd-i ayân-ı rûzigâr oldum (zamanın ileri
gelenleri beni kıskandı).
Kemerlerden
biri Uzunkemer demekle meşhurdur. Yüksekliği 20 zra’ (
Ondan
sonra suyollarını tamir ederek, 962 senesi Zilkadesi başında (17-26 Eylül 1554)
başlanıp, 971 târihinde (21 Ağustos 1563 - 9 Ağustos 1564) tamam olmuştur.
Masraf olarak 40.263.063 akçe sarf olunmuş, sonra büyük feyezanda yıkılan
Muallakkemer’in (Mağlovakemeri) tekrar inşâsı için 9.791.044 akçe sarf
olunmuştur. Böylece sayısız zahmetlerden sonra Kırkçeşme semtine su akmaya
başladı. Cihân Pâdişâhına müjdeciler gönderildi. Kânûnî devrinde 1 akçe 3,5
kırat =0,
Meğer
o sırada saadetlü Pâdişâh adam gönderip, taze gelen sudan, saraylarına
getirtmişler. Bâzı kimseler bunda taze su râyihası yok, eski sudur diye karşı
çıkmışlar. Bu hakîr, Pâdişâh’ın ayaklarının tozuna yollandığında, Bâzıları;
“Bunda taze su râyihası (kokusu) yok, dâhi eski sudur” diye sebebini
sorduklarında cevap verdim: “Saadetlü Pâdişâh’a malûmdur ki bu suyu künk ile
getirmedim. Bu bir ırmaktır ki kârgir yollar ile revâne eyledik (akıttık),
gıll-ü gîşden pâk âyn-ı tâbnâkdır (her türlü kirlerden korunmuş berrak sudur)”
deyü duâ eyledim. O zaman sadrâzam olan saadet sahibi zât, Kırkçeşme başından
itibaren bir çok yerde başçeşmeler yapılmasını, sakaların her yere su
yetiştirmesini istedi. Rahmetli Cihân Pâdişâhı buyurdular ki: “Benim maksûdum
bu su her mahalleye revâne ola, ulaşa. Çeşme bina olacak yerde çeşme ve
kabiliyet olmayan yüksek yerlerde tatlı kuyular ola ki, su içine uğraya. Tâ kim
her yerde pîr-ü zaîf ve dul hâtûnlar, uşacık oğlancıklar destiler ve
bardaklarını doldurup, devâm-ı devletime duâ eyleyeler”
“Kırkçeşme
te’sislerinin yapımı 1554 yılında başlamış, 1563 yılında tamamlanmıştır.
Bu
büyük eserin maliyeti o zamanın parasıyla 50 milyon akçeyi geçmiştir.
Kırkçeşme’de 300’den fazla çeşme Mîmâr Sinân zamanında yapılmış, daha sonra
590’ı bulan çeşmelerle İstanbul halkına su dağıtılmıştır. Kırkçeşme isâle
hattına başlandığı sıralarda, Süleymâniye Câmii ile Rüstem Paşa Câmii inşâatı
gibi pek çok yapının inşâatı devam etmekte idi.
Kırkçeşme
yapıları; sulama, çökeltme havuzu, üstü kapalı kanallar, galeriler, kum yıkama
tertibatı, kemerler, havuzlar, maksemler (taksim yerleri), dağıtma şebekesi, su
terazileri (maslaklar), debi ölçme tertibatı ve çeşmeleri ile hiçbir eksikliği
bulunmayan çok sağlam ve teknik yönden mükemmel bir su te’sisidir.
Kırkçeşme
te’sislerinin suları yer üstünde mevcut sulardır. Bu sular ızgara denilen su
alma tertibatı ile alınarak isâleye verilmektedir. Dere üzerinde eşik şeklinde
bir bağlama yapılarak, su kabartılmakta ve yan tarafta önüne düşey ızgaralar
konmuş bir su alma ağzından alınan sular kapalı bir kanala sevk edilmekte idi.
Kapalı kanal dâire şeklinde yapılmış bir çökeltme havuzuna bitişerek oradan
tekrar üstü kapalı kanal veya galerilere giriyordu. Bu çökeltme havuzlarının
içerisinde biriken kumları temizlemek için tertibat yapılmıştı.
Kırkçeşme
te’sislerinin isâle (iletim) hattı, esas iki koldan ibarettir ve isâle şehrin
kuzeyindeki Belgrad ormanlarında başlamaktadır. Bu iki ana kolun doğusunda olan
kol üzerinde, yedi su kemeri vardır. Bunların en büyüğü Kırıkkemer ile
Paşakemeridir. Batı kolunda ise, Kurtkemeri ile Uzunkemer bulunmaktadır. Kollar
Başhavuz denen bir havuzda birleşmekte, oradan da Ali Bey deresi üzerindeki
Mağlovakemerinden ve Lekeciköy yakınında Güzelcekemerden geçip Cebeciköyden
gelen kol ile birleştikten sonra, çeşitli büyüklükteki kemerler üzerinden
Eğrikapı maksemine, oradan da şehre girmektedir.
Bu
bölgedeki su almalarda suyun bulanıklığını azaltmak ve yüzen cisimlerin
girmesine engel olmak için, Bağlama şeklindeki eşikler vasıtasıyla su
kabartılmış, ızgaralar yardımıyla da yüzen cisimler tutulmuştur. Çökertme
havuzları, oldukça derin ve dâire şeklinde yapılmıştır. Çökertme havuzları çok
büyük boyutlandırıldığı için, kumlar rahatlıkla bu havuzlarda tutulabilmekte ve
suyun bulanıklığı azaltılmaktadır. Galeriler, kanallar
495
seneden fazla zamandan beri çalışan galeri ve kanallarda hemen hiç bir arıza
görülmemiş, sağlam ve teknik yönden mükemmel yapılardır.
Kırkçeşme
te’sislerinin yapı elemanları ve özellikleri şunlardır:
Su kemerleri: Kemerler sağlam taşlar ile kısa
sürede yapılmıştır. Bunlar içerisinde Mağlovakemeri, Kırıkkemer, Uzunkemer ve
Güzelcekemer en önemlilerindendir. En uzunu ve hacimlisi
14
katlı bir binanın yüksekliğinden fazla olan Mağlovakemerinde, üst kemerin
kalınlığı
Gerek
Roma ve gerek Helenistik devirlerde yapılan su kemerlerinde kemer kalınlığı,
yukarıdan aşağıya sabit tutulmuş ve bu yüzden de bu kemerlerin çoğu
yıkılmıştır.
Mîmâr
Sinân; Uzunkemer, Kavukkemer ve Güzelcekemerde ayak kalınlıklarını temelden
üste doğru azalacak şekilde yapmış ve böylece yatay kuvvetlere, karşı dayanıklı
bir yapı meydana getirmiş, bileşke kuvvetin dâima orta üçte birde kalmasını
sağlamıştır. Buna mukabil Mağovakemerinde çok daha güzel bir çözüm bulmuş,
kemer kalınlıklarını çok küçük tutarak ağırlıklarını azaltmış, yatay kuvvetlere
dayanabilmeleri için ayakları kemerlere dik yönde aşağı doğru pramit şeklinde
genişleterek stabiliteyi arttırmıştır.
Mağlova
kemeri’nde vadinin ortası iki katlı dört kemer ile geçilir. Alt kemerlerin
açıklıkları 16.75, üst kemerlerindeki ise, 13,45 metredir. Bu çözüm tarzı
stabiliteyi çok arttırmakta, ayrıca estetik yönünden güzellik sağlamaktadır.
Doğu Kolu Üzerinde: Uzunluk: Yükseklik:
Paşakemeri
Kırıkkemer
Kuzey Kolu Üzerinde:
Kurtkemeri
Uzunkemer
Baş Havuzdan Sonra:
Mağlovakemeri
Güzelcekemer
Başhavuz: İki kolun birleştiği başhavuz dâire şeklindedir.
Değişik seviyelerden gelen kolların suyu burada birleştirilmiş, suyun bir
mikdâr havalandırılıp durultulması ve kumların tutulmasından sonra ana kola
sevki sağlanmıştır. Havuz kenarları yüksek yapılarak içerisine hayvanların
düşmesi ve kirletilmesi önlenmiştir.
Ana isâle hattı: Galeriler Ali Bey deresini Mağlova
kemeri, Cebeciköy deresini Güzelcekemer vasıtasıyla geçtikten ve çeşitli
kollarla birleştikten sonra, çok sayıda irili ufaklı kemerlerden geçerek, Eyyûb
kubbesine, oradan da Eğrikapı maksemine ulaşmaktadır. İsâle hattı üzerinde,
Eyyûb semtine su verilmek amacıyla, Rami kışlasının doğusunda bir kubbe
yapılmıştır. Buradan verilen suların debileri lülelerle ölçülerek çeşitli
semtlere dağıtılmıştır.
Eğrikapı maksemi: Ana dağıtım merkezi olup çok
enteresan bir yapı arzeder. Çeşitli zamanlarda tamir edilmiş ve ilâveler
yapılmıştır. Galerilerden gelen suların lüleler yardımı ile debileri ölçülerek
çeşitli kollara dağıtılır. Bugün harab bir hâldedir.
Şehir içi dağıtımı: Kırkçeşme suları şehre şu şekilde
dağıtılmakta idi:
1-
Eyyûb üzerindeki kubbeden Eyyûb’e.
2-
Eyyûb’deki kubbe ile Eğrikapı maksemi arasındaki bölgeden yine Eyyûb’e.
3-
Eğrikapı maksemınden;
a)
Eğrikapı makseminden sulukule maksemine, oradan Yenibahçe’den Aksaray
Sarıgüzel’e,
b)
Eğrikapı makseminden Kırkçeşme Tezgahçılar taksimleri arasından çeşitli
yerlere.
c)
Eğrikapı makseminden, Kırkçeşme Tezgahçılar taksimleri arasından Azaplar
cihetine.
d)
Kırkçeşme Tezgahçılar taksiminden, Tahtakale, Yeni Câmii, Küçük Pazar cihetine.
e)
Kırkçeşme Tezgahçılar taksiminden, Aksaray cihetine, oradan Sultanahmet ve
Ayasofya’ya.
Kubbeler ve maksemler: İsâle hattı şehir içerisine
girdikten sonra, hâkim yerlerde kubbeler ve maksemler yapılmıştır. Kubbeler bir
bekçi kulübesi gibi olup, ekseri suyun bir çok yere ayrıldığı veya birleştiği
noktalara yapılmıştır. Üzerleri kubbe şeklinde olduğu için bu ad verilmiştir.
Maksemler ise, yalnız belirli bir ölçü ile debiyi dağıtmak için yapılmıştır.
Maksemlerde su bir havuz içerisine alındıktan sonra, ekseni su yüzeyinden
Su terazileri: Kule şeklinde yapılan su terazilerinin
iki değişik fonksiyonu vardır:
a)
İsâle hattı üzerinde basıncı sınırlayarak aşırı basıncı önlemek.
b)
Debiyi ölçerek dağıtmak. Su terazilerinin en üstünde ekseri taştan oyulmuş bir
sandık olup, aynen maksemlerde olduğu gibi, debi, lülelerle ölçülerek
dağıtılmıştır.
Kırkçeşme te’sislerindeki bendler: Büyük bend 1560 yılında
yapılmıştır. 1724-1748 senelerinde ve son olarak sultan İkinci Abdülhamîd Han
tarafından, tamir edilmiş ve yükseltilmiştir. Aynı dere üzerindeki sultan
İkinci Osman bendi 1620’de, Ayvan bendi 1765’de, Kirazlı bend ise, 1818 yılında
yapılmıştır.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Mîmâr Sinân ve Kırkçeşme Te’sisleri; (Kâzım
Çeçen, İstanbul İski Yayını - 1988)
2) Mimarbaşı Koca Sinân Yaşadığı Çağ ve
Eserleri; sh. 440
3) Tezkiret-ül-bünyân