2. ALLAH TEÂLÂ’NIN CENNETTE
MÜ’MİNLERE HAZIRLADIĞI NİMETLER BÖLÜMÜ
•
“Allah'ın azâbından korkup fenalıklardan
sakınanlar (takvâ sahipleri), mutlaka cennetlerde ve pınar
başlarında olacaklardır. Onlara ‘Oraya selâmet ve emniyetle
giriniz’ denir. Biz, onların gönüllerindeki her türlü kini ve
hasedi söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya
oturup sohbet eden kardeşler olacaklar. Onlar orada hiçbir
yorgunluk duymayacaklar ve oradan çıkarılmayacaklardır.”
Hicr sûresi (15), 45-48
•
“Ey âyetlerimize inanan ve müslüman olan
kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de. Siz
ve eşleriniz sevinç ve mutluluk duyarak cennete giriniz. Altın
tepsiler ve kadehler içinde onlara yiyecek ve içecek sunulacaktır.
Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır.
Ve kendilerine: Siz, orada ebedî olarak kalacaksınız, dünyada
yaptıklarınıza karşılık kazandığınız cennet işte budur. Orada
sizin için pek çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz,
denilir.” Zuhruf sûresi (43), 68-73
•
“Allah’ın azâbından korkup fenalıklardan
sakınanlar (müttakîler) ise hakikaten güvenilir bir makamda,
bahçelerde ve pınar başlarında, ince ipekten ve parlak atlastan
elbiseler giyerek karşılıklı oturup sohbete koyulurlar. Evet böyle
olacak. Biz onları iri gözlü hurilerle evlendireceğiz. Onlar orada
güven içinde, canlarının çektiği her meyveyi isteyebilirler. İlk
tattıkları ölüm dışında, orada artık başka bir ölüm tatmazlar.
Allah onları cehennem azâbından korumuştur. İşte bu, mü’minlere
Allah’ın bir lutfudur. En büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”
Duhân sûresi (44), 51-57
•
“İyiler kesinlikle cennettedir. Koltuklar
üzerinde etrafı seyrederler. Yüzlerinde mutluluğun parıltısını
görürsün. Kendilerine damgalı, mükemmel bir içki sunulur. Onun
içiminin sonu pek hoştur. İşte nefis bir hayat isteyenler bunu
istesin, bu yolda yarışsınlar. O içkiye tesnîm pınarının suyu da
katılmıştır. O pınardan ancak Allah’ın rızâsını kazananlar
içerler.” Mutaffifîn sûresi (83), 22-28 |
٢- باب بيان مَا أعدَّ اللّه تَعَالَى للمؤمنين في الجنة
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { إنَّ المُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ
وَعُيُونٍ ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِينَ وَنَزَعْنَا مَا في
صُدُورُهِمْ مِنْ غِلٍّ إخْواناً عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ لاَ
يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجِينَ }
[ الحجر : ٤٥- ٤٨ ]
.
وقال تَعَالَى :
{ يَا عِبَادِ لا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ
الْيَوْمَ وَلا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِآياتِنَا
وَكَانُوا مُسْلِمِينَ
ادْخُلُوا الْجَنَّةَ أَنْتُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ يُطَافُ
عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ وَفِيهَا مَا
تَشْتَهِيهِ الأَنْفُسُ وَتَلَذُّ الأَعْيُنُ وَأَنْتُمْ فِيهَا
خَالِدُونَ وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي أُورِثْتُمُوهَا بِمَا
كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِنْهَا
تَأْكُلُونَ }
[ الزخرف : ٦٨ - ٧٣ ]
.
وقال تعالى :
{ إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ
مُتَقَابِلِينَ كَذَلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ يَدْعُونَ
فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ لا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ
إِلا الْمَوْتَةَ الأُولَى وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ فَضْلاً
مِنْ رَبِّكَ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ }
[ الدخان : ٥١ - ٥٧ ]
.
وقال تعالى :
{ إِنَّ الأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ عَلَى
الأَرَائِكِ يَنْظُرُونَ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ
النَّعِيمِ يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ خِتَامُهُ مِسْكٌ
وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ وَمِزَاجُهُ مِنْ
تَسْنِيمٍ عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ }
[ المطففين : ٢٢ - ٢٨ ]
والآيات في الباب كثيرة معلومة . |
|
1881. Câbir
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennetlikler cennette yiyip içerler,
ama büyük, küçük abdeste çıkmaz ve sümkürmezler. Sadece hoş kokulu
bir geğirti ve ter çıkarırlar. İnsanın kendiliğinden nefes alması
gibi, onlar da kendiliklerinden Cenâb-ı Hakk’ı
ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder, tekbir
getirirler.”
Müslim, Cennet 18. Ayrıca bk.
Buhârî, Bed'ü'l-halk 8, Enbiyâ
1 |
١٨٨١-
وعن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يَأكُلُ أَهْلُ
الجَنَّةِ فِيهَا ، وَيَشْرَبُونَ ، وَلاَ يَتَغَوَّطُونَ ، وَلاَ
يَمْتَخِطُونَ ، وَلاَ يَبُولُونَ ، وَلكِنْ طَعَامُهُمْ ذَلِكَ
جُشَاءٌ كَرَشْحِ المِسْكِ ، يُلْهَمُونَ التَّسْبِيحَ
وَالتَّكْبِيرَ ، كَمَا يُلْهَمُونَ النَّفَسَ ) . رواه
مسلم . |
|
1882. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ, ‘Ben sâlih kullarım için
hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın
hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım’ buyurdu.”
Ebû Hüreyre,
isterseniz şu âyeti okuyunuz, dedi:
“Mü’minlerin yaptıkları ibadet ve
iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç
kimse bilemez” [Secde sûresi (32), 17].
Buhârî, Bed'ü'l-halk 8,
Tefsîru sûre (32), 1, Tevhîd 35;
Müslim, Cennet 2-5. Ayrıca bk.
Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 33, 57;
İbn Mâce, Zühd 39 |
١٨٨٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( قَالَ اللّه تَعَالَى :
أعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ ، وَلاَ
أُذُنٌ سَمِعَتْ ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ ، وَاقْرَؤُوا
إنْ شِئْتُمْ : { فَلاَ تَعْلَمُ
نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنِ جَزَاءً بِمَا
كَانُوا يَعْمَلُونَ }
[ السجدة : ١٧ ]
)
. متفق عَلَيْهِ . |
|
1883. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennete ilk girecek kimselerin yüzleri,
dolunay gibi parlak olacak. Onların ardından gireceklerin yüzleri,
gökyüzündeki en parlak yıldız gibi aydınlık olacak. Orada insanlar
ne küçük ne büyük abdest bozarlar ve ne de tükürüp sümkürürler.
Onların tarakları altındandır. Kokuları mis gibidir.
Buhurdanlıklarında tüten hoş koku, cennetin hoş kokulu
ağacındandır. Eşleri hûrilerdir. Cennetliklerin hepsi de babaları
Âdem’in şeklinde yaratılmış olup boyları altmış arşındır.”
Buhârî, Bed'ü'l-halk 8, Enbiyâ
1; Müslim, Cennet 15. Ayrıca
bk. Tirmizî, Kıyâmet 60, Cennet
5; İbn Mâce, Zühd 39
Buhârî ve
Müslim’in diğer bir rivayetine
göre Resûl-i Ekrem şöyle
buyurdu:
“Onların cennetteki kapları altındandır.
Orada terleri mis gibi güzel kokacaktır. Orada her birine,
baldırının iliği etinin üstünden görünecek kadar güzel ikişer
kadın verilecektir. Onların kalpleri tek bir adamın kalbi gibi
aynı duyguları taşıdığından, aralarında ne anlaşmazlık ne de
çekişme meydana gelecektir. Akşam sabah Allahü teâlâ’yı
ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih edeceklerdir.”
Buhârî, Bed'ü'l-halk 8, Enbiyâ
1; Müslim, Cennet 17 |
١٨٨٣-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أَوَّلُ زُمْرَةٍ
يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ القَمَرِ لَيْلَةَ البَدْرِ ،
ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ عَلَى أشَدِّ كَوْكَبٍ دُرِّيٍّ فِي
السَّمَاءِ إضَاءةً ، لاَ يَبُولُونَ ، وَلاَ يَتَغَوَّطُونَ ، وَلاَ
يَتْفُلُونَ ، وَلاَ يَمْتَخِطُونَ . أمْشَاطُهُمُ الذَّهَبُ ،
وَرَشْحُهُمُ المِسْكُ ، وَمَجَامِرُهُمُ الأُلُوَّةُ - عُودُ
الطِّيبِ - أزْوَاجُهُمُ الحُورُ العيْنُ ، عَلَى خَلْقِ رَجُلٍ
وَاحِدٍ ، عَلَى صُورَةِ أَبِيهِمْ آدَمَ سِتُّونَ ذِرَاعاً فِي
السَّمَاءِ ) متفق عَلَيْهِ
.
وفي رواية البخاري ومسلم :
( آنِيَتُهُمْ فِيهَا الذَّهَبُ ،
وَرَشْحُهُمُ المِسْكُ . وَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ زَوْجَتَانِ
يُرَى مُخُّ سَاقِهِمَا مِنْ وَرَاءِ اللَّحْمِ مِنَ الحُسْنِ ، لاَ
اخْتِلاَفَ بَيْنَهُمْ، وَلاَ تَبَاغُضَ، قُلُوبُهُمْ قَلْبُ وَاحِدٍ
، يُسَبِّحُونَ اللّه بُكْرَةً وَعَشِياً ) .
قوله :
( عَلَى خَلْقِ رَجُلٍ واحدٍ ) .
رواه بعضهم بفتح الخاء وإسكان اللام وبعضهم بضمهما وكلاهما صحيح . |
|
1884. Muğîre İbn Şu‘be
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Mûsâ sallallahu aleyhi ve sellem
Rabbine:
-
Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allahü teâlâ
da şöyle buyurdu:
-
O, cennetlikler cennete girdikten sonra
çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine:
-
Cennete gir! denir.
-
Yâ Rabbî! Herkes yerine yerleşmiş ve
alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona:
-
Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü
kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da:
-
Razıyım yâ Rabbî! der. Bunun üzerine
Allahü teâlâ ona:
-
İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar
daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha
buyurur. Beşincisinde o adam:
-
Razı oldum yâ Rabbî! der. Allahü teâlâ
ona:
-
İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on
misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden
hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam:
-
Razı oldum yâ Rabbî! diyecek.
Daha sonra Mûsâ aleyhisselâm :
-
Yâ Rabbî! Cennetliklerin en üstün
derecesi nedir? diye sordu. Allahü teâlâ şöyle buyurdu:
-
Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların
kerâmet fidanlarını kudret elimle ben dikip mühür altına aldım.
Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak
duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.”
Müslim, Îmân 312 |
١٨٨٤-
وعن المغيرةِ بن شعبة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن رسُولِ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، قال : ( سألَ مُوسَى
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم رَبَّهُ : ما أدْنَى أهْلِ الجَنَّةِ
مَنْزِلَةً ؟ قال : هُوَ رَجُلٌ يَجِيءُ بَعْدَ مَا أُدْخِلَ أهْلُ
الجَنَّةِ الجَنَّةَ ، فَيُقَالُ لَهُ : ادْخُلِ الجَنَّةَ .
فَيَقُولُ : أيْ رَبِّ ، كَيْفَ وَقَدْ نَزَلَ النَّاسُ
مَنَازِلَهُمْ ، وأخَذُوا أَخَذَاتِهِمْ ؟ فَيُقَالُ لَهُ :
أَتَرْضَى أَنْ يَكُونَ لَكَ مِثْلُ مُلْكِ مَلِكٍ مِنْ مُلُوكِ
الدُّنْيَا ؟ فَيقُولُ : رَضِيْتُ رَبِّ ، فَيقُولُ : لَكَ ذَلِكَ
وَمِثْلُهُ وَمِثْلُهُ وَمِثْلُهُ وَمِثْلُهُ، فَيقُولُ في
الخامِسَةِ . رَضِيْتُ رَبِّ، فَيقُولُ : هذَا لَكَ وَعَشَرَةُ
أَمْثَالِهِ، وَلَكَ مَا اشْتَهَتْ نَفْسُكَ ، وَلَذَّتْ عَيْنُكَ .
فَيقُولُ : رَضِيتُ رَبِّ .
قَالَ : رَبِّ فَأَعْلاَهُمْ مَنْزِلَةً ؟ قالَ : أُولَئِكَ
الَّذِينَ أَرَدْتُ ؛ غَرَسْتُ كَرَامَتَهُمْ بِيَدِي ، وَخَتَمْتُ
عَلَيْهَا، فَلَمْ تَرَ عَيْنٌ، وَلَمْ تَسْمَعْ أُذُنٌ، وَلَمْ
يَخْطُرْ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ )
. رواه مسلم . |
|
1885. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ben cehennemden en son çıkacak (veya
cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden
emekleye emekleye çıkar. Allahü teâlâ ona:
- Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam
cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp
Allahü teâlâ’ya:
- Yâ Rabbî! Cennet ağzına kadar dolmuş!
der. Allahü teâlâ ona:
- Git, cennete gir, buyurur. Tekrar
oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri
dönüp Allahü teâlâ’ya:
- Yâ Rabbî! Orası dopdolu! der. Allahü
teâlâ ona yine:
- Git, cennete gir, orada senin dünya
kadar ve dünyanın on misli (veya
dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin
var, buyurur. O Adam:
- Yâ Rabbî! Sen kâinâtın hükümdarı
olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya
benim halime mi gülüyorsun?) der.”
Hadisin râvisi
İbn Mes’ûd şöyle dedi: Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra
şöyle buyurdu:
“İşte cennetliklerin en aşağı
seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.”
Buhârî, Rikak 51, Tevhîd 36;
Müslim, Îmân 308. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 39 |
١٨٨٥-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ قال : قال رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( إنِّي لأَعْلَمُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ
خُرُوجاً مِنْهَا ، وَآخِرَ أَهْلِ الجَنَّةِ دُخُولاً الجَنَّةَ .
رَجُلٌ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ حَبْواً ، فَيقُولُ اللّه عزَّ وجَلَّ
له : اذْهَبْ فادْخُلِ الجَنَّةَ ، فَيَأتِيهَا ، فَيُخَيَّلُ
إلَيْهِ أَنَّهَا مَلأَى ، فَيَرْجِعُ، فَيقُولُ : يَا رَبِّ
وَجَدْتُهَا مَلأَى ! فَيَقُولُ اللّه عزَّ وجَلَّ له: اذْهَبْ
فَادْخُلِ الجَنَّةَ ، فيأتِيهَا ، فَيُخيَّلُ إليهِ أنَّها مَلأى ،
فيَرْجِعُ . فَيَقولُ : يا رَبِّ وَجَدْتُهَا مَلأى ، فيقُولُ اللّه
عزَّ وجَلَّ لَهُ : اذهبْ فَادخُلِ الجنَّةَ . فَإنَّ لَكَ مِثْلَ
الدُّنْيَا وَعَشرَةَ أَمْثَالِهَا ؛ أوْ إنَّ لَكَ مِثْلَ عَشرَةِ
أَمْثَالِ الدُّنْيَا ، فَيقُولُ : أتَسْخَرُ بِي ، أَوْ تَضْحَكُ
بِي وَأنْتَ المَلِكُ ) قال : فَلَقَدْ رَأَيْتُ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ فَكَانَ يقولُ :
( ذلِكَ أَدْنَى أهْلِ الجَنَّةِ
مَنْزِلَةً ) متفق عليه . |
|
1886. Ebû Mûsâ el-Eş'arî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Şüphesiz mü’min için cennette, altmış
mil yükseklikte içi boş inciden yapılma bir çadır vardır. Orada
mü’minin gidip ziyaret ettiği aileleri vardır. Fakat bu aileler
birbirlerini görmezler.”
Buhârî, Bed'ü'l-halk 8,
Tefsîru sûre (55) 2; Müslim,
Cennet 23-25. Ayrıca bk. Tirmizî,
Cennet 3 |
١٨٨٦-
وعن أبي موسى رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قال : ( إنَّ لِلمُؤْمِنِ فِي الجَنَّةِ
لَخَيْمَةً مِنْ لُؤْلُؤَةٍ وَاحِدَةٍ مُجَوَّفَةٍ طُولُها في
السَّمَاءِ سِتُّونَ مِيلاً . لِلمُؤْمِنِ فِيهَا أَهْلُونَ يَطُوفُ
عَلَيْهِمُ المُؤْمِنُ فَلاَ يَرَى بَعْضُهُمْ بَعْضاً )
متفق عليه .
( المِيلُ )
: سِتة آلافِ ذِراعٍ . |
|
1887. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennette öyle bir ağaç vardır ki,
idmanlı bir ata binmiş olan kimse onun bir ucundan diğerine yüz
senede varamaz.”
Buhârî, Rikak 51;
Müslim, Cennet 8
Buhârî (Bed'ü'l-halk 8,
Tefsîru sûre (56), 1) ve Müslim’in
(Cennet 8) Ebû Hüreyre’den naklettikleri başka rivayetlere göre
Resûl-i Ekrem,
“Bir süvari o ağacın gölgesinde yüz sene
gider de bir ucundan diğerine varamaz” buyurdu. |
١٨٨٧-
وعن أبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، قال : ( إنَّ في الجَنَّةِ شَجَرَةً
يَسِيرُ الرَّاكبُ الجَوَادَ المُضَمَّرَ السَّريعَ مِئَةَ
سَنَةٍ مَا يَقْطَعُها ) متفق عليه
.
وروياه في الصحيحين أيضاً من رواية أبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ قال :
( يَسيرُ الرَّاكِبُ في ظِلِّها مئةَ
سَنَةٍ مَا يَقْطَعُها ) . |
|
1888. Yine Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennetlikler, kendilerinden yüksekteki
köşklerde oturanları, aralarındaki derece farkı sebebiyle, sizin
sabaha karşı doğu veya batı tarafında, gökyüzünün uzak bir
noktasında batmak üzere olan parlak ve iri bir yıldızı gördüğünüz
gibi göreceklerdir.” Bunun üzerine ashâb-ı kirâm:
- Yâ
Resûlallah! O yerler, peygamberlere ait ve başkalarının
ulaşamayacağı köşkler olmalıdır, dediler.
Resûl-i Ekrem şöyle
buyurdu:
- “Evet, öyledir. Canımı kudretiyle
elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, o yerler, Allah’a iman edip
peygamberlere bütün benlikleriyle inanan kimselerin de
yurtlarıdır.”
Buhârî, Bed'ü'l-halk 8;
Müslim, Cennet 11 |
١٨٨٨-
وعنه ، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قال : ( إنَّ أهْلَ
الجَنَّةِ لَيَتَرَاءوْنَ أَهْلَ الغُرَفِ مِن فَوْقِهِمْ كَمَا
تَرَاءوْنَ الكَوْكَبَ الدُّرِّيَّ الغَابِرَ فِي الأُفُق مِنَ
المَشْرِقِ أو المَغْرِبِ لِتَفَاضُلِ مَا بَيْنَهُمْ )
قالُوا :
يا رسول اللّه ؛ تِلْكَ مَنَازِلُ الأنبياء لاَ يَبْلُغُها
غَيْرُهُمْ قال : ( بَلَى والَّذِي نَفْسِي
بِيَدِهِ ، رِجَالٌ آمَنُوا بِاللّه وَصَدَّقُوا المُرْسَلِينَ )
. متفق عليه . |
|
1889. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennette yay kadar bir yer, üzerine
güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”
Buhârî, Cihâd 5, 6, Bed'ü'l-halk
8, Rikak 51; (Hadisi Müslim
rivayet etmemiştir). Ayrıca bk.
Tirmizî, Fezâilü’l-cihâd 17 |
١٨٨٩-
وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم قال :
( لَقَابُ قَوْسٍ في الجَنَّةِ خَيْرٌ مِمَّا تَطْلُعُ
عَلَيْهِ الشَّمْسُ أو تَغْرُبُ ) متفق
عليه . |
|
1890. Enes
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennette, cennetliklerin her hafta
gittikleri bir çarşı vardır. Orada, yüzlerine ve elbiselerine
cennet kokuları üfleyen bir kuzey rüzgârı eser ve böylece
güzellikleri daha da artar. Eskisinden daha güzel ve yakışıklı
olarak eşlerinin yanına döndükleri zaman, aileleri onlara:
- Vallahi güzelliğinize güzellik
katılmış, derler. Onlar da:
- Vallahi yanınızdan ayrılalı beri siz
de daha bir güzel olmuşsunuz, derler.”
Müslim, Cennet 13 |
١٨٩٠-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ
رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قال : ( إنَّ في الجَنَّةِ سُوقاً
يَأتُونَهَا كُلَّ جُمُعَةٍ . فَتَهُبُّ رِيحُ الشَّمَالِ ،
فَتَحْثُو في وُجُوهِهِم وَثِيَابِهِمْ ، فَيَزدَادُونَ حُسناً
وَجَمَالاً فَيَرْجِعُونَ إلَى أَهْلِيهِمْ ، وَقَد ازْدَادُوا
حُسْناً وَجَمَالاً ، فَيقُولُ لَهُمْ أَهْلُوهُمْ : وَاللّه لقدِ
ازْدَدْتُمْ حُسْناً وَجَمَالاً ! فَيقُولُونَ : وَأنْتُمْ وَاللّه
لَقَدِ ازْدَدْتُمْ بَعْدَنَا حُسْناً وَجَمالاً ! ) . رواه
مسلم . |
|
1891. Sehl İbn Sa’d
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennetlikler, yükseklerdeki köşkleri,
sizin gökyüzündeki yıldıza baktığınız gibi seyredeceklerdir.”
Buhârî, Rikak 51 |
١٨٩١-
وعن سهل بن سعد رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قال : ( إنَّ أهْلَ
الجَنَّةِ لَيَتَراءونَ الغُرَفَ فِي الجَنَّةِ كَمَا تَتَرَاءونَ
الكَوكَبَ فِي السَّمَاءِ ) متفق
عليه . |
|
1892. Sehl İbn Sa’d
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gün,
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem’in
cenneti geniş bir şekilde anlattığı bir sohbetinde bulundum.
Sözünün sonunda şöyle buyurdu:
“Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir
kulağın duymadığı, hiç kimsenin hatırından bile geçirmediği
nimetler vardır.” Sonra da şu âyeti okudu:
“Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak
üzere ibadet ettikleri için vücutları yataklardan uzak kalır ve
kendilerine verdiğimiz rızıktan da başkalarına harcarlar.
Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar
saklandığını hiç kimse bilemez” [Secde sûresi (32)
16-17].
Müslim, Cennet 5 |
١٨٩٢-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، قال :
شَهِدْتُ مِنَ النبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم مَجْلِساً وَصَفَ فِيهِ الجَنَّةَ حَتَّى انْتَهَى ،
ثُمَّ قَالَ في آخِرِ حَدِيثِهِ : ( فيهَا
مَا لاَ عَينٌ رَأَتْ ، وَلاَ أُذُنٌ سَمِعَتْ ، وَلاَ خَطَرَ عَلى
قَلْبِ بَشَرٍ ) ثُمَّ قَرَأَ : {
تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ المَضَاجِعِ } إلى قوله تعالى :
{ فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ
لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ }
[ السجدة: ١٦ - ١٧ ]
. رواه البخاري . |
|
1893. Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennetlikler cennete girince bir kimse
şöyle seslenir: Siz cennette ebediyyen yaşayacak, hiç
ölmeyeceksiniz; hep sağlıklı olacak, hiç hastalanmayacaksınız; hep
genç kalacak, hiç yaşlanmayacaksınız; hep nimet ve mutluluk içinde
yaşayacak, hiç keder ve sıkıntı çekmeyeceksiniz.”
Müslim, Cennet 22. Ayrıca bk.
Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 41 |
١٨٩٣-
وعن أبي سعيد وأبي هريرة رضي اللّه عنهما
: أنَّ رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قال :
( إذَا دَخَلَ أهْلُ الجَنَّةِ الجَنَّةَ يُنَادِي مُنَادٍ : إنَّ
لَكُمْ أنْ تَحْيَوْا ، فَلاَ تَمُوتُوا أَبَداً ، وإنَّ لَكُمْ أنْ
تَصِحُّوا ، فلا تَسْقَمُوا أبداً ، وإنَّ لَكمْ أنْ تَشِبُّوا فلا
تَهْرَمُوا أبداً ، وإنَّ لَكُمْ أَنْ تَنْعَمُوا ، فَلاَ تَبْأسُوا
أَبَداً )
. رواه مسلم . |
|
1894. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sizden cennetin en aşağı derecesinde
olan birine (Allahü teâlâ veya bir meleği):
- Ne dilersen dile, diyecek. O da bütün
dileklerini söyleyecek. Kendisine, kalbinden geçenlerin hepsini
diledin mi? diye soracak. O da:
- Evet, diledim, diyecek. Bunun üzerine
o kimseye:
- Bütün dileklerin bir misli fazlasıyla
sana verilecektir, diyecek.”
Müslim, Îmân 301. Ayrıca bk.
Ahmed İbn Hanbel,
Müsned, II, 315 |
١٨٩٤-
وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أنَّ رسولَ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم قال :
( إنَّ أدْنَى مَقْعَدِ أَحَدِكُمْ مِن الجَنَّةِ أنْ يَقُولَ لَهُ :
تَمَنَّ ، فَيَتَمَنَّى وَيَتَمَنَّى فَيقُولُ لَهُ : هَلْ
تَمَنَّيتَ ؟ فيقولُ : نَعَمْ ، فيقُولُ لَهُ : فَإنَّ لَكَ ما
تَمَنَّيتَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ ) . رواه
مسلم . |
|
1895. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ cennetliklere:
- Ey cennet sâkinleri! diye seslenir.
Onlar da:
- Buyur Rabbimiz! Emret! Bütün hayır ve
iyilikler senin elindedir, derler. Allahü teâlâ:
- Halinizden memnun musunuz? diye sorar.
Onlar:
- Nasıl razı olmayalım, Rabbimiz. Sen
bize, hiç kimseye vermediğin bunca nimetler ihsan ettin, derler.
Allahü teâlâ:
- Size bunlardan daha değerlisini
vereyim mi? buyurur. Cennetlikler:
- Bunlardan daha değerlisi ne olabilir,
Rabbimiz! derler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak:
- Üzerinize rızâmı indiriyorum; bundan
sonra size hiç gazap etmeyeceğim, buyurur.”
Buhârî, Rikak 51, Tevhîd 38;
Müslim, Cennet 9. Ayrıca bk.
Tirmizî, Cennet 18 |
١٨٩٥-
وعن أبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قال :
( إنَّ اللّه عزَّ وجَلَّ يَقُولُ لأَهْلِ الجَنَّةِ : يَا أهْلَ
الجَنَّةِ ، فَيقولُونَ : لَبَّيكَ رَبَّنَا وَسَعْدَيْكَ ،
وَالخَيْرُ في يَديْكَ ، فَيقُولُ : هَلْ رَضِيتُم ؟ فَيقُولُونَ :
وَمَا لَنَا لاَ نَرْضَى يَا رَبَّنَا وَقَدْ أَعْطَيْتَنَا مَا لَمْ
تُعْطِ أحداً مِنْ خَلْقِكَ ، فَيقُولُ : ألاَ أُعْطِيكُمْ أفْضَلَ
مِنْ ذلِكَ ؟ فَيقُولُونَ : وَأيُّ شَيءٍ أفْضَلُ مِنْ ذلِكَ ؟
فَيقُولُ : أُحِلُّ عَلَيكُمْ رِضْوَانِي فَلاَ أسْخَطُ عَلَيْكُمْ
بَعْدَهُ أبَداً )
. متفق عليه . |
|
1896. Cerîr İbn Abdullah
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gece
Resûlüllah’ın yanında
bulunuyorduk. On dördüncü gecesindeki aya baktıktan sonra şöyle
buyurdu:
“Şu ayı hiç bir sıkıntı çekmeden
gördüğünüz gibi Rabbinizi de ayan beyan göreceksiniz.”
Buhârî, Mevâkîtü’s-salât
16,Tefsîru sûre (50), 2, Tevhîd 24;
Müslim, Mesâcid 211. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Sünnet 19; Tirmizî,
Cennet 16; İbn Mâce, Mukaddime
13 |
١٨٩٦-
وعن جرير بن عبد اللّه رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، قال: كُنَّا عِندَ رَسُولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم فَنَظَرَ إلَى القَمَرِ لَيْلَةَ
البَدْرِ،
وَقَالَ :
( إنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ عَيَاناً
كما تَرَوْنَ هَذَا القَمَرَ ، لاَ تُضَامُونَ فِي رُؤْيَتِهِ )
متفق عليه . |
|
1897. Suheyb
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennetlikler cennete girince Allahü
teâlâ onlara:
- Size vermemi istediğiniz bir şey var
mı? diye soracak. Onlar:
- Yâ Rabbî! Yüzlerimizi ak etmedin mi?
Bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadın mı, daha ne isteyelim,
diyecekler.
İşte o zaman Allahü teâlâ perdeyi
kaldıracak. Onlara verilen en güzel ve en değerli şey Rablerine
bakmak olacaktır.”
Müslim, Îmân 297. Ayrıca bk.
Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 11
*****
Nevevî
Riyâzü's-sâlihîn’i, Allah’a hamdini ifade eden iki âyet ve
bir dua ile şöyle bitirmektedir:
“İman edip güzel işler yapanlara
gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde,
alt tarafından ırmaklar akan saraylara ulaştırır. Onların oradaki
duası: "Allahım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!"
sözleridir. Cennette birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise
"selâm"dır. Onların dualarının sonu da El-hamdü lillâhi
Rabbi’l-âlemîn: (Hamd,
âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur)
cümlesidir” [Yûnus sûresi (10) 9-10].
“Hamdolsun bizi bu nimete eriştiren
Allah'a. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden
doğru yolu bulamazdık” [A’râf sûresi (7) 43].
Allahım!
İbrâhim’e ve onun âline rahmet ettiğin gibi kulun ve ümmî
peygamber olan Resûlün Muhammed’e, onun hanımlarına ve zürriyetine
hayır ve rahmet ihsân eyle. İbrâhim’e ve onun âline hayır ve
bereket lutfettiğin gibi kulun ve ümmî peygamber olan Resûlün
Muhammed’e, onun hanımlarına ve zürriyetine de hayır ve bereket
ihsan eyle. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin. |
١٨٩٧-
وعن صُهيب رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قال : ( إذا دَخَلَ أهْلُ
الجَنَّةِ الجَنَّةَ يَقُولُ اللّه تَبَارَكَ وَتَعَالَى : تُريدُونَ
شَيئاً أَزيدُكُمْ ؟ فَيقُولُونَ : ألَمْ تُبَيِّضْ وُجُوهَنَا ؟
ألَمْ تُدْخِلْنَا الجَنَّةَ وَتُنَجِّنَا مِنَ النَّارِ ؟
فَيَكْشِفُ الحِجَابَ ، فَمَا أُعْطُوا شَيْئاً أَحَبَّ إلَيْهِمْ
مِنَ النَّظَرِ إلَى رَبِّهِمْ ).رواه
مسلم .
قال اللّه تعالى
: { إنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ تَجْرِي مِنْ
تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ في جَنَّاتِ النَّعِيمِ دَعْوَاهُمْ فيها
سُبْحَانَكَ اللّهمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَآخِرُ
دَعْوَاهُمْ أَنِ الحَمْدُ للّه رَبِّ العَالَمِينَ }
[ يونس : ٩ - ١٠ ]
.
الحَمْدُ للّه الَّذِي هَدَانَا لِهَذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِي
لَوْلاَ أَنْ هَدَانَا اللّه .
اللّهمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ النَّبيِّ
الأُمِّيِّ ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ وَأزوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ ،
كما صَلَّيْتَ عَلَى إبْرَاهِيمَ وعلى آلِ إبْراهِيمَ ، وَبَارِكْ
عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبيِّ الأُمِّيِّ ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ
وَأزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ ، كما بَاركْتَ عَلَى إبْرَاهِيمَ
وَعَلَى آل إبراهيم في العالَمِينَ إنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ .
قال مؤلِّفُهُ:
فَرَغْتُ مِنْهُ يَوْمَ الإثْنَيْنِ رَابِعَ شَهْرِ رَمَضَانَ سَنَةَ
سَبْعِينَ وَسِتِّمِئَةٍ
بِدِمشق |