|
1448. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü
teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri
vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları
zaman birbirlerine “Gelin!
Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o
zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip
kuşatırlar. Bunun üzerine Allahü teâlâ, meleklerden daha iyi
bildiği halde yine de onlara:
-
“Kullarım ne diyor?” diye
sorar. Melekler:
-
Sübhânallah
diyerek
seni
ulûhiyyetine
yakışmayan sıfatlardan
tenzih ediyorlar, Allâhü ekber
diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini
dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder:
- “Peki
onlar beni gördüler mi ki?”
- Hayır,
vallahi seni görmediler.
-
“Beni görselerdi ne yaparlardı?”
- Şayet seni
görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla
yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok
tenzih ederlerdi.
-
“Kullarım benden ne istiyorlar?”
- Cennet
istiyorlar.
-
“Cenneti görmüşler mi?”
- Hayır, yâ
Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.
-
“Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cenneti
görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için
büyük gayret sarfederlerdi.
-
Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”
- Cehennemden
sığınıyorlar.
-
“Peki cehennemi gördüler mi?”
- Hayır,
vallahi onlar cehennemi görmediler.
-
“Ya görseler ne yaparlardı?”
- Şayet
cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla
korkarlardı.
Bunun üzerine
Allahü teâlâ meleklerine:
-
“Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu
zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden
biri:
- Onların
arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya
bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allahü teâlâ şöyle buyurur:
-
“Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki,
onların arasında bulunan kötü olmaz.”
Buhârî, Daavât 66. Ayrıca bk.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, II,
251-252, 358-359
Müslim’in bir rivayeti
şöyledir:
Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü
teâlâ’nın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tesbit
etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir
meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer
melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve
oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla
doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar.
Allahü teâlâ daha iyi bildiği halde onlara:
-
“Nereden geldiniz?” diye
sorar. Melekler de:
- Yeryüzündeki
bazı kullarının yanından geldik. Onlar
Sübhânallah diyerek
ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar,
Allâhü ekber diye tekbir
getiriyorlar, lâ ilâhe illallah
diyerek seni tehlil ediyorlar,
elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden
istiyorlar, derler. (Konuşma şöyle devam eder):
-
“Benden ne istiyorlar?”
- Cennetini
istiyorlar.
-
“Cennetimi gördüler mi?”
- Hayır, yâ
Rabbi, görmediler.
-
“Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Senden
güvence isterlerdi.
-
Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”
- Cehenneminden
yâ Rabbi.
-
“Peki benim cehennemimi gördüler mi?”
- Hayır,
görmediler.
-
“Ya görseler ne yaparlardı?”
- Senden
kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.
Bunun üzerine
Allahü teâlâ şöyle buyurur:
-
“Ben onları affettim. İstediklerini
onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence
verdim.
Bunun üzerine
melekler:
- Yâ Rabbi, çok
günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan
geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allahü teâlâ
şöyle buyurur:
-
“Onu da bağışladım. Onlar öyle bir
topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”
Müslim, Zikir 25. Ayrıca bk.
Tirmizî, Daavât 129 |
١٤٤٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ للّه تَعَالَى
مَلائِكَةً يَطُوفُونَ في الطُّرُقِ يَلْتَمِسُونَ أهْلَ الذِّكْرِ ،
فإذا وَجَدُوا قَوْمَاً يَذْكُرُونَ اللّه عزَّ وجَلَّ ، تَنَادَوْا
: هَلُمُّوا إِلَى حَاجَتِكُمْ ، فَيَحُفُّونَهُمْ بِأَجْنِحَتِهِم
إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا ، فَيَسْألُهُمْ رَبُّهُمْ - وَهُوَ
أعْلَم - : مَا يقولُ عِبَادي ؟
قَالَ : يقولون : يُسَبِّحُونَكَ ، ويُكبِّرُونَكَ ، وَيَحْمَدُونَكَ
، ويُمَجِّدُونَكَ ، فيقول : هَلْ رَأَوْنِي ؟ فيقولونَ : لا واللّه
مَا رَأَوْكَ . فيقولُ : كَيْفَ لَوْ رَأوْني ؟!
قَالَ : يقُولُونَ : لَوْ رَأوْكَ كَانُوا أَشَدَّ لَكَ عِبَادَةً ،
وَأَشَدَّ لَكَ تَمْجِيداً ، وأكْثَرَ لَكَ تَسْبِيحاً . فَيقُولُ :
فماذا يَسْألونَ ؟
قَالَ : يقُولُونَ : يَسْألُونَكَ الجَنَّةَ .
قَالَ : يقولُ : وَهل رَأَوْها ؟
قَالَ : يقولون : لا واللّه يَا رَبِّ مَا رَأَوْهَا .
قَالَ : يقول : فَكيفَ لَوْ رَأوْهَا ؟
قَالَ : يقولون : لَوْ أنَّهُمْ رَأوْهَا كَانُوا أشَدَّ عَلَيْهَا
حِرْصاً ، وأشدَّ لَهَا طَلَباً ، وأعْظَمَ فِيهَا رَغْبَةً .
قَالَ : فَمِمَّ يَتَعَوَّذُونَ ؟
قَالَ : يقولون : يَتَعَوَّذُونَ مِنَ النَّارِ ؛
قَالَ : فيقولُ : وَهَلْ رَأوْهَا ؟
قَالَ : يقولون : لا واللّه مَا رَأوْهَا . فيقولُ : كَيْفَ لَوْ
رَأوْهَا ؟!
قَالَ : يقولون : لَوْ رَأوْهَا كانوا أشَدَّ مِنْهَا فِرَاراً ،
وأشَدَّ لَهَا مَخَافَةً .
قَالَ : فيقولُ : فَأُشْهِدُكُمْ أنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُم ،
قَالَ : يقولُ مَلَكٌ مِنَ المَلاَئِكَةِ : فِيهم فُلاَنٌ لَيْسَ
مِنْهُمْ ، إنَّمَا جَاءَ لِحَاجَةٍ ،
قَالَ : هُمُ الجُلَسَاءُ لا يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهُمْ )
. متفق عَلَيْهِ .
وفي رواية لمسلمٍ عن أَبي هريرة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ، عن النبيِّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَالَ :
( إن للّه مَلاَئِكَةً سَيَّارَةً
فُضُلاً يَتَتَبُّعُونَ مَجَالِسَ الذِّكْرِ ، فَإذَا وَجَدُوا
مَجْلِساً فِيهِ ذِكْرٌ ، قَعَدُوا مَعَهُمْ ، وَحَفَّ بَعْضُهُمْ
بَعْضاً بِأجْنِحَتِهِمْ حَتَّى يَمْلَؤُوا مَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ
السَّماءِ الدُّنْيَا ، فإذَا تَفَرَّقُوا عَرَجُوا وَصَعدُوا إِلَى
السَّمَاءِ ، فَيَسْأَلُهُمْ اللّه عزَّ وجَلَّ - وَهُوَ أعْلَمُ - :
مِنْ أيْنَ جِئْتُمْ ؟ فَيَقُولُونَ : جِئْنَا مِنْ عِنْدِ عِبادٍ
لَكَ في الأرْضِ : يُسَبِّحُونَكَ ، ويُكبِّرُونَكَ ،
وَيُهَلِّلُونَكَ ، وَيَحْمَدُونَكَ ، وَيَسْألُونَكَ .
قَالَ :
وَمَاذا يَسْألُونِي ؟
قالوا :
يَسْألُونَكَ جَنَّتَكَ .
قَالَ :
وَهَلْ رَأَوْا جَنَّتِي ؟
قالوا :
لا ، أَيْ رَبِّ .
قَالَ :
فكيْفَ لَوْ رَأَوْا جَنَّتي ؟!
قالوا :
ويستجيرونكَ .
قَالَ :
ومِمَّ يَسْتَجِيرُونِي ؟
قالوا :
مِنْ نَارِكَ يَا رَبِّ .
قَالَ :
وَهَلْ رَأوْا نَاري ؟
قالوا :
لا ،
قَالَ :
فَكَيْفَ لَوْ رَأَوْا نَارِي ؟!
قالوا :
وَيَسْتَغفِرُونكَ ؟ فيقولُ : قَدْ غَفَرْتُ لَهُمْ ،
وَأَعْطَيْتُهُمْ مَا سَألُوا ، وَأجَرْتُهُمْ مِمَّا اسْتَجَارُوا .
قَالَ :
فيقولون : ربِّ فيهمْ فُلانٌ عَبْدٌ خَطَّاءٌ إنَّمَا مَرَّ ،
فَجَلَسَ مَعَهُمْ . فيقُولُ : ولهُ غَفَرْتُ ، هُمُ القَومُ لاَ
يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهُمْ ) . |
|
1450. Ebû Vâkıd Hâris İbn Avf
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Mescid-i
Nebevî’de oturmuş, sahâbîler de onun etrafını almışken karşıdan üç
kişi çıkageldi. İkisi Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
doğru yöneldi, diğeri gitti.
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’in yanına gelenlerden biri cemaatin arasında bir
boşluk görüp oraya oturdu. Öteki ise cemaatin arkasına gidip
oturdu. Üçüncü adam da çekip gitti.
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem sözünü bitirince (bunlar hakkında) şöyle buyurdu:
“Size şu üç kişinin durumunu haber
vereyim mi? Onlardan biri Allah’a sığındı, Allah da onu
barındırdı. Diğeri (insanları rahatsız etmekten)
utandı, Allah da ondan hayâ etti. Ötekine gelince, o
(bu meclisten) yüz çevirdi, Allah da
ondan yüz çevirdi.”
Buhârî, İlim 8, Salât 84;
Müslim, Selâm 10. Ayrıca bk.
Tirmizî, İsti’zân 29 |
١٤٥٠-
وعن أَبي واقدٍ الحارث بن عوف رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّ رسولَ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم بَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ في المَسْجِدِ
، والنَّاسُ مَعَهُ ، إذْ أقْبَلَ ثَلاثَةُ نَفَرٍ ، فأقْبَلَ
اثْنَانِ إِلَى رسُولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، وَذَهَبَ واحِدٌ ؛ فَوَقَفَا عَلَى رسولِ
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
. فأمَّا أحَدُهُما فَرَأَى فُرْجةً في الحَلْقَةِ فَجَلَسَ فِيهَا ،
وَأمَّا الآخرُ فَجَلَسَ خَلْفَهُمْ ، وأمَّا الثَّالثُ فأدْبَرَ
ذاهِباً . فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( ألاَ أُخْبِرُكُمْ عَنِ النَّفَرِ
الثَّلاَثَةِ : أَمَّا أَحَدُهُمْ فَأوَى إِلَى اللّه فآوَاهُ اللّه
إِلَيْهِ . وَأمَّا الآخَرُ فاسْتَحْيَى فَاسْتَحْيَى اللّه مِنْهُ ،
وأمّا الآخَرُ ، فَأعْرَضَ ، فَأَعْرَضَ اللّه عَنْهُ ) .
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
1451. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh şöyle dedi:
Muâviye
radıyallahu anh mescidde halka
halinde oturan bir cemaatin yanına geldi ve:
- Burada niçin
böyle toplandınız? diye sordu.
- Allah’ı
zikretmek için toplandık, diye cevap verdiler. O tekrar:
- Allah aşkına
doğru söyleyin. Siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi
oturdunuz? diye sordu.
- Evet, sadece
bu maksatla oturduk, dediler. Bunun üzerine Muâviye:
- Ben sizin
sözünüze inanmadığım için yemin vermiş değilim.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden
yoktur. Bir gün Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bir
ilim halkasında oturan sahâbîlerinin yanına geldi de onlara:
-
“Burada niçin oturuyorsunuz?” diye sordu.
- Bize
İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lutufta bulunması sebebiyle
Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap
verdiler. Resûl-i Ekrem:
-
“Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı
zikretmek için mi oturdunuz?” diye sordu.
- Evet, vallahi
sadece bu maksatla oturduk, dediler. Bunun üzerine Allah'ın
Resûlü:
-
“Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana
Cebrâil gelerek Allahü teâlâ’nın meleklere sizinle iftihar
ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim”
buyurdu.
Müslim, Zikir 40. Ayrıca bk.
Nesâî, Kudât 37 |
١٤٥١-
وعن أَبي سعيد الخدري رَضِيَ اللّه عَنْهُ
قَالَ :
خرج معاوية رَضِيَ اللّه عَنْهُ
عَلَى حَلْقَةٍ في المَسْجِدِ ،
فَقَالَ :
مَا أجْلَسَكُمْ ؟
قالوا :
جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللّه .
قَالَ :
آللّه مَا أجْلَسَكُمْ إِلاَّ ذاك ؟
قالوا :
مَا أجْلَسَنَا إِلاَّ ذَاكَ ،
قَالَ :
أما إنِّي لَمْ اسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ ، وَمَا كَانَ أحَدٌ
بِمَنْزِلَتِي مِنْ رَسولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم أَقَلَّ عَنْهُ حَديثاً مِنِّي : إنَّ
رسُولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
خَرَجَ عَلَى حَلْقَةٍ مِنْ أصْحَابِهِ
فَقَالَ :
( مَا أجْلَسَكُمْ ؟ )
قالوا :
جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللّه وَنَحْمَدُهُ عَلَى مَا هَدَانَا
للإسْلاَمِ ؛ وَمَنَّ بِهِ عَلَيْنَا .
قَالَ :
( آللّه مَا أجْلَسَكُمْ إِلاَّ ذَاكَ ؟ )
قالوا :
واللّه مَا أجْلَسَنَا إِلاَّ ذَاكَ .
قَالَ :
( أمَا إنِّي لَمْ أسْتَحْلِفْكُمْ
تُهْمَةً لَكُمْ ، ولكِنَّهُ أتَانِي جِبرِيلُ فَأخْبَرَنِي أنَّ
اللّه يُبَاهِي بِكُمُ المَلاَئِكَةَ ) . رواه
مسلم . |