1. SELÂMIN VE SELÂMLAŞMAYI
YAYGINLAŞTIRMANIN FAZÎLETİ
•
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka
evlere, geldiğinizi farkettirip ev halkına selâm vermeden
girmeyin.” Nûr sûresi (24), 27
•
“Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından
mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize)
selâm verin.” Nûr sûresi (24), 61
•
“Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz
de ondan daha güzeliyle selâm verin veya verilen selâmı aynen iâde
edin.” Nisâ suresi (4), 86
•
“İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi
sana geldi mi? Hani onlar İbrahim’in huzuruna girmişlerdi de,
selâm sana, demişlerdi. İbrahim, size de selâm, demişti.”
Zâriyât sûresi (51), 24-25 |
١- باب فضل السلام والأمر بإفشائه
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ
تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا
وَتُسَلِّمُوا عَلَى أهْلِهَا }
[ النور : ٢٧ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ فَإذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتاً فَسَلِّمُوا
عَلَى أنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّه مُبَارَكَةً
طَيِّبَةً }
[ النور : ٦١ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا
بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ
رُدُّوهَا }
[ النساء : ٨٦ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إبْرَاهِيمَ
الْمُكرَمِينَ إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلاَماً قَالَ
سَلاَمٌ }
[ الذاريات : ٢٤-٢٥ ]
. |
|
845. Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Bir adam,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e:
– İslâm’ın
hangi özelliği daha hayırlıdır, diye sordu?
Resûl-i Ekrem:
“Yemek yedirmen, tanıdığın ve
tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu.
Buhârî, Îmân 20; İsti‘zân 9,
19; Müslim, Îmân 63. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 131;
Nesâî, Îmân 12 |
٨٤٥-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما : أنَّ رجلاً سأل رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : أيُّ الإسْلاَمِ خَيْرٌ ؟
قَالَ :
( تُطْعِمُ الطَّعَامَ ، وَتَقْرَأُ
السَّلاَمَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
846. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ Âdem sallallahu aleyhi ve
sellem’i yaratınca ona:
– Git şu oturmakta olan meleklere selâm
ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce
dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır,
buyurdu. Âdem aleyhi’s-selâm meleklere:
– es-Selâmü aleyküm, dedi. Melekler:
– es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh,
karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetu’l-lâh”ı ilâve
ettiler.”
Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân 1;
Müslim, Cennet 28 |
٨٤٦-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( لَمَّا خَلَقَ اللّه آدَمَ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ : اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلَى أُولئِكَ – نَفَرٍ مِنَ
المَلاَئِكَةِ جُلُوس – فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّونَكَ ؛ فَإنَّهَا
تَحِيَّتُكَ وَتَحِيَّةُ ذُرِّيتِكَ .
فَقَالَ : السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ ، فقالوا : السَّلاَمُ عَلَيْكَ
وَرَحْمَةُ اللّه ، فَزَادُوهُ : وَرَحْمَةُ اللّه )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
847. Ebû
Umâre Berâ İbn Âzib
radıyallahu anhümâ
şöyle demiştir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize
şu yedi şeyi emretti: Hasta ziyaretini, cenâzeye iştirak etmeyi,
aksırana hayır dilemeyi, zayıfa yardım etmeyi, mazluma yardımcı
olmayı, selâmı yaygın hale getirmeyi ve yemin edenin yemininin
yerine gelmesini temin etmeyi.
Buhârî,
Mezâlim 5;
Müslim,
Libâs 3. Ayrıca. bk.
Tirmizî,
Edeb 45; Nesâî,
Cenâiz 53 |
٨٤٧-
وعن أَبي عُمَارة البراءِ بن عازِبٍ رضي
اللّه عنهما ،
قَالَ :
أمرنا رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم بِسَبْعٍ : بِعِيَادَةِ المَرِيضِ ، وَاتِّبَاعِ
الجَنَائِزِ ، وَتَشْمِيتِ العَاطِسِ ، وَنَصْرِ الضَّعيفِ ،
وَعَوْنِ المَظْلُومِ ، وَإفْشَاءِ السَّلاَمِ ، وَإبْرَارِ
المُقسِمِ . متفقٌ عَلَيْهِ ،
هَذَا لفظ إحدى روايات البخاري . |
|
848. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Siz, iman etmedikçe cennete
giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.
Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi?
Aranızda selâmı yayınız.”
Müslim, Îmân 93. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 131;
Tirmizî, İsti‘zân 1;
İbn Mâce, Mukaddime 6, Edeb 11 |
٨٤٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لاَ تَدْخُلُوا
الجَنَّةَ حَتَّى تُؤمِنُوا ، وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا ،
أوَلاَ أدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ ؟
أفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ ) رواه
مسلم . |
|
849. Ebû Yûsuf Abdullah İbn
Selâm radıyallahu anh şöyle dedi:
Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i:
“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek
yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam
ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle
cennete girersiniz” buyururken işittim.
Tirmizî, Kıyâmet 42. Ayrıca
bk. İbn Mâce, İkâmet 174,
Et’ime 1 |
٨٤٩-
وعن أَبي يوسف عبد اللّه بن سلام رَضِيَ
اللّه عَنْهُ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم، يقول : ( يَا أيُّهَا
النَّاسُ ، أفْشُوا السَّلاَمَ ، وَأطْعِمُوا الطَّعَامَ ، وَصِلُوا
الأرْحَامَ ، وَصَلُّوا والنَّاسُ نِيَامٌ ، تَدْخُلُوا الجَنَّةَ
بِسَلاَم ) رواه الترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
850. Tufeyl İbn Übey İbn Kâ’b,
söylediğine göre Abdullah İbn Ömer’e gelir ve onunla
birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti:
Biz çarşıya
çıktığımızda, Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul
veya herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi. Bir gün
yine Abdullah İbn Ömer’in yanına gelmiştim. Çarşıya gitmek için
kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona:
– Çarşıda ne
yapacaksın? Alış verişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını
sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet
yerlerinde de oturmuyorsun? Şurada otur da, birlikte konuşalım,
dedim. Bunun üzerine Abdullah:
– Ey Ebû Batn!
–Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir–
Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız
kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.
Mâlik,
Muvatta’, Selâm 6 |
٨٥٠-
وعن الطُّفَيْل بن أُبَيِّ بن كعبٍ : أنَّه كَانَ يأتي عبد اللّه بن
عمر ، فيغدو مَعَهُ إِلَى السُّوقِ ،
قَالَ :
فإذَا غَدَوْنَا إِلَى السُّوقِ ، لَمْ يَمُرَّ عَبدُ اللّه عَلَى
سَقَّاطٍ وَلاَ صَاحِبِ بَيْعَةٍ ، وَلاَ مِسْكِينٍ ، وَلاَ أحَدٍ
إِلاَّ سَلَّمَ عَلَيْهِ ، قَالَ الطُّفَيْلُ : فَجِئْتُ عبد اللّه
بنَ عُمَرَ يَوْماً، فَاسْتَتْبَعَنِي إِلَى السُّوقِ ، فَقُلْتُ
لَهُ : مَا تَصْنَعُ بالسُّوقِ ، وَأنْتَ لا تَقِفُ عَلَى البَيْعِ ،
وَلاَ تَسْأَلُ عَنِ السِّلَعِ ، وَلاَ تَسُومُ بِهَا ، وَلاَ
تَجْلِسُ في مَجَالِسِ السُّوقِ ؟ وَأقُولُ : اجْلِسْ بِنَا هاهُنَا
نَتَحَدَّث ،
فَقَالَ :
يَا أَبَا بَطْنٍ – وَكَانَ الطفَيْلُ ذَا بَطْنٍ – إنَّمَا نَغْدُو
مِنْ أجْلِ السَّلاَمِ ، فنُسَلِّمُ عَلَى مَنْ لَقيْنَاهُ . رواه
مالك في المُوطَّأ بإسنادٍ صحيح . |
|