3. GİYSİLERİN UZUNLUK VE KISALIĞI
GÖMLEĞİN
YENİNİN, ELBİSENİN VE SARIĞIN UCUNUN UZUNLUĞU, BUNLARDAN HERHANGİ
BİRİNİN KİBİR VE BÜYÜKLÜK TASLAMAK İÇİN UZATILMASININ HARAMLIĞI,
BÖYLE BİR GAYE OLMADAN UZATILMASININ MEKRUHLUĞU
790. Esmâ Binti Yezîd el-Ensâriye
radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
gömleğinin kolu bileğine kadardı.
Ebû Dâvûd, Libâs 3;
Tirmizî, Libâs 27 |
٣- باب صفة طول القميص والكُم والإزار وطرف العمامة وتحريم إسبال
شيء من ذلك على سبيل الخيلاء وكراهته من غير خيلاء
٧٩٠-
عن أسماءَ بنتِ يزيد الأنصاريَّةِ رَضِيَ
اللّه عنها ،
قالت :
كَانَ كُمُّ قَمِيص رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم إِلَى الرُّسْغِ . رواه
أَبُو داود والترمذي
، وقال :
( حديث حسن ) . |
|
791. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ kibirlenip büyüklük
taslayarak elbisesinin eteğini yerde sürüyen kimsenin kıyamet
gününde yüzüne bakmaz.” Bunun üzerine Ebû Bekir:
– Yâ
Resûlallah! Dikkat etmediğimde benim de elbisemin eteği yerde
sürünüyor, dedi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Şüphesiz sen bunu büyüklük taslamak
için yapmıyorsun” buyurdular.
Buhârî, Libâs 2, Fezâilü’s-sahâbe
5; Müslim, Libâs 43-44. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Libâs 25 |
٧٩١-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما : أنَّ
النبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاءَ لَمْ
يَنْظُرِ اللّه إِلَيْهِ يَوْمَ القِيَامَةِ ) فَقَالَ أَبُو
بكر : يَا رسول اللّه ، إنَّ إزاري يَسْتَرْخِي إِلاَّ أنْ
أَتَعَاهَدَهُ ، فَقَالَ لَهُ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
إنَّكَ لَسْتَ مِمَّنْ يَفْعَلُهُ خُيَلاءَ ) رواه
البخاري وروى
مسلم بعضه . |
|
792.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den
rivayet edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allah, büyüklük taslayarak elbisesinin
eteklerini yerde sürüyen kimsenin kıyamet gününde yüzüne bakmaz.”
Buhârî, Libâs 1, 5;
Müslim, Libâs 43 (Ayrıca bk.
617 numaralı hadisin kaynakları)
617 numara ile
daha önce geçen bu hadis 794 numaralı hadis ile birlikte
açıklanacaktır. |
٧٩٢-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( لا يَنْظُرُ اللّه يَوْمَ القِيَامَةِ
إِلَى مَنْ جَرَّ إزاره بَطَراً )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
794. Ebû Zer
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Üç sınıf insan vardır ki, Allahü teâlâ
kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onların yüzüne bakmaz ve
kendilerini temize de çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azâb
vardır.”
Hadisin râvisi
diyor ki:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bu
sözünü üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Ebû Zer :
– Ziyana
uğradılar ve zarar ettiler; onlar kimlerdir yâ Resûlallah? dedi.
Resûl-i Ekrem şöyle
buyurdu:
“Elbisesinin eteğini yerde sürüyen,
yaptığı iyiliği başa kakan ve ticaret malını yalan yere yeminle
satmaya çalışan kimsedir.”
Müslim’in bir başka
rivayetinde: “Kaftanını sürüyen”
denilmiştir. (Aynı numaralı hadisin, aynı yerde bir başka
tarikidir)
Müslim, Îmân 171. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Libâs 25;
Nesâî, Büyû 5 |
٧٩٤-
وعن أَبي ذر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( ثلاثةٌ لا يُكَلِّمُهُمُ اللّه يَوْمَ
القِيَامَةِ ، وَلاَ يَنْظُرُ إلَيْهِمْ ، وَلاَ يُزَكِّيهِمْ ،
وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ )
قَالَ :
فقَرأها رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ثلاثَ مِرار ، قَالَ أَبُو ذرٍّ : خَابُوا وَخَسِرُوا
! مَنْ هُمْ يَا رسول اللّه ؟
قَالَ :
( المُسْبِلُ ، وَالمنَّانُ ،
وَالمُنْفِقُ سِلْعَتَهُ بِالحَلِفِ الكاذِبِ ) رواه
مسلم .
وفي رواية لَهُ : ( المُسْبِلُ إزَارَهُ )
. |
|
795. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivâyet
edildiğine göre, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Uzatılabilecek elbiseler, izar, gömlek
ve sarıktır. Kim bunlardan birini büyüklük taslayıp çalım satmak
için uzatırsa, Allahü teâlâ kıyamet gününde o kimseye bakmaz.”
Ebû Dâvûd, Libâs 27;
Nesâî, Zînet 104. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Libâs 9 |
٧٩٥-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ، عن
النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( الإسْبَالُ في الإزار ، وَالقَمِيصِ ،
وَالعِمَامةِ ، مَنْ جَرَّ شَيْئاً خُيَلاءَ لَمْ ينْظُرِ اللّه
إِلَيْهِ يَوْمَ القِيَامَةِ ) رواه
أَبُو داود والنسائي
بإسناد صحيح . |
|
796. Ebû Cürey Câbir İbn
Süleym radıyallahu anh şöyle dedi:
Fikirlerine
insanların başvurduğu bir zat gördüm; onun her söylediğini kabul
edip yerine getiriyorlardı.
– Bu zat
kimdir? diye sordum.
–
Allah’ın Resûlü
sallallahu
aleyhi
ve
sellemdir,
dediler. Ben
iki defa:
– Aleyke’s-selâm
yâ Resûlallah=Sana selâm olsun ey
Allah’ın Resûlü, dedim.
Resûl-i Ekrem:
“– Aleyke’s-selâm deme; aleyke’s-selâm,
ölülere verilen selâmdır. es-Selâmü aleyke=selâm sana olsun, de”
buyurdu. Ben:
– Sen
Allah’ın Resûlü müsün? diye
sordum. Resûl-i Ekrem:
“– Ben, sana bir sıkıntı ve darlık
geldiği zaman dua ettiğinde senden o sıkıntı ve darlığı gideren,
sana bir kıtlık yılı isâbet ettiğinde dua edince senin için mahsul
bitiren, çölde veya sahrada deven kaybolduğu zaman dua edince
deveni sana geri getiren O
Allah’ın Resûlüyüm”
buyurdu.
Bunun üzerine ben:
– Bana
tavsiyede bulunsanız, dedim.
Hazret-i Peygamber:
“– Hiç kimseye sövme”
buyurdu. Ben de ondan sonra ne hür ne köle hiçbir kimseye, ne deve
ne koyun hiçbir hayvana sövmedim. Sonra tavsiyesine şöyle devam
etti: “Hiçbir iyiliği küçük görme;
kardeşinle güler yüzlü bir vaziyette konuş; çünkü bu da bir
iyiliktir. Elbisenin eteklerini dizinin aşağı tarafına kadar
kaldır. Eğer bundan hoşlanmazsan topuklarına kadar indir. Fakat
elbiseni yerde sürünecek kadar uzatma, çünkü bu kibirden ve
kendini beğenmekten ileri gelir; Allah kibirlenip kendini
beğenenleri sevmez. Eğer bir kimse sana söver veya sende
bulunduğunu bildiği bir şey sebebiyle seni ayıplarsa, sen o kişi
hakkında bildiğin şeyler sebebiyle onu ayıplama. Onun bu
davranışının vebâli kendine aittir.”
Ebû Dâvud,
Libâs 24; Tirmizî, İsti’zân 27
(Tirmizî’nin rivayeti
muhtasardır) |
٧٩٦-
وعن أَبي جُرَيٍّ جابر بن سُلَيْم رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
رَأَيْتُ رَجُلاً يَصْدُرُ النَّاسُ عَنْ رَأْيهِ ، لا يَقُولُ
شَيْئاً إِلاَّ صَدَرُوا عَنْهُ ، قُلْتُ : مَنْ هَذَا ؟
قالوا :
رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
. قُلْتُ : عَلَيْكَ السَّلامُ يَا رسول اللّه – مرّتين –
قَالَ :
( لاَ تَقُلْ : عَلَيْكَ السَّلامُ ،
عَلَيْكَ السَّلامُ تَحِيَّةُ المَوْتَى ، قُلْ : السَّلامُ عَلَيْكَ
)
قَالَ :
قُلْتُ : أنْتَ رسول اللّه ؟
قَالَ :
( أنَا رسول اللّه الَّذِي إِذَا أصَابَكَ
ضُرٌّ فَدَعَوْتَهُ كَشَفَه عَنْكَ ، وَإِذَا أصَابَكَ عَامُ سَنَةٍ
فَدَعَوْتَهُ أَنْبَتَهَا لَكَ ، وَإِذَا كُنْتَ بِأَرْضٍ قَفْرٍ
أَوْ فَلاَةٍ فَضَلَّتْ رَاحِلَتُكَ
، فَدَعَوْتَهُ رَدَّهَا عَلَيْكَ )
قَالَ :
قُلْتُ : اعْهَدْ إِلَيَّ .
قَالَ :
( لاَ تَسُبَّنَ أحَداً )
قَالَ :
فَمَا سَبَبْتُ بَعْدَهُ حُرّاً ، وَلاَ عَبْداً ، وَلاَ بَعِيراً ،
وَلاَ شَاةً ، ( ولاَ تَحْقِرَنَّ مِنَ
المَعْرُوفِ شَيْئاً ، وأَنْ تُكَلِّمَ أخَاكَ وَأنْتَ مُنْبَسِطٌ
إِلَيْهِ وَجْهُكَ ، إنَّ ذَلِكَ مِنَ المَعْرُوفِ ، وَارْفَعْ
إزَارَكَ إِلَى نِصْفِ السَّاقِ ، فَإنْ أبَيْتَ فَإلَى الكَعْبَينِ
، وَإيَّاكَ وَإسْبَالَ الإزَار فَإنَّهَا مِنَ المخِيلَةِ . وَإنَّ
اللّه لاَ يُحِبُّ المَخِيلَةَ ؛ وَإن امْرُؤٌ شَتَمَكَ وعَيَّرَكَ
بِمَا يَعْلَمُ فِيكَ فَلاَ تُعَيِّرْهُ بِمَا تَعْلَمُ فِيهِ ،
فَإنَّمَا وَبَالُ ذَلِكَ عَلَيْهِ ) رواه
أَبُو داود والترمذي
بإسناد صحيح ، وقال الترمذي :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
797. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam,
elbisesinin eteklerini yerde sürüyerek namaz kılıyordu.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ona:
– “Git abdest al!” buyurdu. O
da gidip abdest alıp geldi. Hazret-iPeygamber
ona tekrar:
– “Git abdest al!” diye
emretti. Bunun üzerine orada bulunanlardan bir kişi:
– Yâ
Resûlallah! Niçin ona abdest almasını emrettiniz de sonra
sustunuz? diye sordu. Resûl-i Ekrem
de:
– “O, elbisesini yerde sürüyerek namaz
kılıyordu. Şüphesiz ki Allah, elbisesinin eteğini yerde sürüyen
kimsenin namazını kabul etmez” buyurdular.
Ebû Dâvûd, Libâs 25. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Salât 83;
Ahmed İbn Hanbel,
Müsned, V, 379 |
٧٩٧-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
بينما رَجُلٌ يُصَلَّي مسبلٌ إزَارَهُ ، قَالَ لَهُ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( اذْهَبْ فَتَوَضَّأ ) فَذَهَبَ
فَتَوَضّأَ ، ثُمَّ جَاءَ ،
فَقَالَ :
( اذْهَبْ فَتَوَضّأ ) فَقَالَ
لَهُ رجُلٌ : يَا رسولَ اللّه ، مَا لَكَ أمَرْتَهُ أنْ يَتَوَضّأَ
ثُمَّ سَكَتَّ عَنْهُ ؟
قَالَ :
( إنّهُ كَانَ يُصَلِّي وَهُوَ مُسْبِلٌ
إزَارَهُ ، وَإنَّ اللّه لاَ يَقْبَلُ صَلاَةَ رَجُلٍ مُسْبلٍ )
رواه أَبُو داود بإسناد صحيح
عَلَى شرط مسلم . |
|
798. Kays İbn Bişr et-Tağlibî şöyle
demiştir:
Bana, Ebü’d-Derdâ’nın
arkadaşı olan babam haber verdi ve şöyle dedi:
Dımaşk’da,
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in
ashâbından İbnü’l-Hanzaliyye
denilen bir zat vardı. Bu adam yalnız başına yaşayan ve insanlarla
çok az görüşen bir kimse idi. Hep namaz kılar, namazdan ayrılıp
çoluk çocuğunun yanına giderken de tekbir ve tesbih ile meşgul
olurdu. Biz Ebü’d-Derdâ’nın yanında otururken bu zat yanımıza
uğradı. Ebü’d-Derdâ ona:
– Bize fayda
sağlayacak, sana zararı dokunmayacak bir söz söyle dedi. İbnü’l-
Hanzaliyye de şunları söyledi:
–
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bir
seriyye göndermiş, bir süre sonra seriyyeye katılanlar seferden
dönmüşlerdi. Onların içinden bir asker gelip
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
oturduğu yere oturdu; yanındaki adama şöyle dedi:
– Düşmanla
karşılaştığımız zaman bizi bir görmeliydin; filân kimse düşmana
saldırdı, mızrağını sapladı ve:
– Al benden
sana! Ben Gıfarlı delikanlıyım, dedi. Sen onun bu sözünü nasıl
buluyorsun? diye sordu. Öbür adam:
– Benim
kanaatim, o adamın bütün sevabının boşa gittiğidir, diye cevap
verdi. Bu sözü işiten bir başkası:
– Bunda bir
sakınca görmüyorum, dedi. Bunun üzerine ikisi münakaşa ettiler.
Neticede olup biteni Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem duydu
ve:
“Sübhânellah! Bu kişinin sevap
kazanmasında ve övülmesinde bir sakınca yoktur!”
buyurdu. Ben Ebü’d-Derdâ’nın buna sevindiğini ve başını kaldırıp
adama:
– Sen bunu
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’den
bizzat kendin işittin mi? diye sorduğunu gördüm. Adam:
– Evet, bizzat
işittim, dedi. Ebü’d-Derdâ adama aynı soruyu tekrar edip
duruyordu. Hatta ben kendi kendime: Dizlerinin üzerine çökecek,
diyordum. Babam sözlerine şöyle devam etti:
– İbnü’l-Hanzaliyye,
başka bir gün yine yanımıza uğramıştı. Ebü’d-Derdâ bu defa ona:
– Bize fayda
sağlayacak, sana zararı dokunmayacak bir söz söyle, dedi. O da
şunu söyledi:
–
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize
şöyle buyurdu:
“Cihad için hazır tuttuğu atı yedirip
içirip ona güzelce bakan kimse, sadaka vermek için elini açıp hiç
kapatmayan kişi gibidir.”
Bu zat, başka
bir gün bize yine uğramıştı. Ebü’d-Derdâ yine ona:
– Bize fayda
sağlayacak, sana zararı dokunmayacak bir söz söyle dedi. Bunun
üzerine İbnü’l-Hanzaliyye şunları söyledi:
–
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Hüreym el-Üseydî ne iyi adamdır! Keşke
zülüfleri ile elbisesinin eteklerini uzatmasaydı.”
Resûl-i Ekrem’in bu sözü
Hüreym’e ulaşınca, hemen eline bir ustura alıp zülüflerini kulak
memesi hizasından kesti; elbisesinin eteğini de baldırlarını
örtecek şekilde kısalttı. İbnü’l-Hanzaliyye bir gün yine bize
uğramıştı. Ebü’d-Derdâ kendisine:
– Bize fayda
sağlayacak, sana da zararı olmayacak bir söz lutfetseniz, dedi. O
da şu cevabı verdi:
–
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’ i
şöyle buyururken işittim:
“Sizler kardeşlerinizin yanına
varacaksınız; binek hayvanlarınızı düzene koyun, elbiselerinize
çeki düzen veriniz ki, insanlar arasında yüzdeki güzellik timsali
ben gibi olunuz. Çünkü Allah çirkin görünüşü ve kötü sözü sevmez.”
Ebû Dâvûd, Libâs 25. Ayrıca
bk. Ahmed İbn Hanbel,
Müsned, IV, 179-180 |
٧٩٨-
وعن قيس بن بشر التَّغْلِبيِّ ،
قَالَ :
أخْبَرَني أَبي - وكان جَلِيساً لأَبِي الدرداء -
قَالَ :
كَانَ بِدمَشْق رَجُلٌ مِنْ أصْحَابِ النَّبيِّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم يقال
لَهُ سهل بن الْحَنْظَلِيَّةِ ، وَكَانَ رَجُلاً مُتَوَحِّداً
قَلَّمَا يُجَالِسُ النَّاسَ ، إنَّمَا هُوَ صَلاَةٌ ، فإذا فَرَغَ
فَإنَّمَا هُوَ تَسْبِيحٌ وَتَكْبيرٌ حَتَّى يَأتي أهْلَهُ ، فَمَرَّ
بنا وَنَحْنُ عِنْدَ أَبي الدَّرداء ، فَقَالَ لَهُ أَبُو الدرداءِ :
كَلِمَةً تَنْفَعُنَا وَلاَ تَضُرُّكَ .
قَالَ :
بَعَثَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم سَرِيَّةً فَقَدِمَتْ ، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنْهُمْ
فَجَلَسَ في المَجْلِسِ الَّذِي يَجْلِسُ فِيهِ رسُولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ لِرَجُلٍ إِلَى جَنْبِهِ : لَوْ رَأيْتَنَا حِيْنَ
التَقَيْنَا نَحْنُ وَالعَدُوُّ ، فَحَمَلَ فُلانٌ وَطَعَنَ ،
فَقَالَ :
خُذْهَا مِنِّي ، وَأنَا الغُلاَمُ الغِفَاريُّ ، كَيْفَ تَرَى في
قَوْلِهِ ؟
قَالَ :
مَا أرَاهُ إِلاَّ قَدْ بَطَلَ أجْرُهُ . فَسَمِعَ بِذلِكَ آخَرُ ،
فَقَالَ :
مَا أرَى بِذلِكَ بَأساً ، فَتَنَازَعَا حَتَّى سَمِعَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ:
( سُبْحَانَ اللّه ؟ لاَ بَأسَ أنْ يُؤجَرَ
وَيُحْمَدَ ) فَرَأَيْتُ أَبَا الدَّرْدَاء سُرَّ بِذلِكَ ،
وَجَعَلَ يَرْفَعُ رَأسَهُ إِلَيْهِ ، وَيَقُولُ : أأنْتَ سَمِعْتَ
ذَلِكَ مِنْ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ؟ فيقول : نَعَمْ ، فما زال يُعِيدُ
عَلَيْهِ حَتَّى إنّي لأَقُولُ لَيَبْرُكَنَّ عَلَى رُكْبَتَيْهِ ،
قَالَ :
فَمَرَّ بِنَا يَوْماً آخَرَ ، فَقَالَ لَهُ أَبُو الدَّرْداء :
كَلِمَةً تَنْفَعُنَا وَلاَ تَضُرُّكَ ،
قَالَ :
قَالَ لنا رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( المُنْفِقُ عَلَى
الخَيْلِ ، كَالبَاسِطِ يَدَهُ بالصَّدَقَةِ لاَ يَقْبضُهَا )
، ثُمَّ مَرَّ بِنَا يَوماً آخَرَ ، فَقَالَ لَهُ أَبُو الدَّرْداء :
كَلِمَةً تَنْفَعنَا وَلاَ تَضُرُّكَ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( نِعْمَ الرَّجُلُ
خُرَيمٌ الأسَديُّ ! لولا طُولُ جُمَّتِهِ وَإسْبَالُ إزَارِهِ! )
فَبَلَغَ ذَلِكَ خُرَيْماً فَعَجَّلَ، فَأَخَذَ شَفْرَةً فَقَطَعَ
بِهَا جُمَّتَهُ إِلَى أُذُنَيْهِ ، وَرَفَعَ إزارَهُ إِلَى أنْصَافِ
سَاقَيْهِ . ثُمَّ مَرَّ بِنَا يَوْماً آخَرَ فَقَالَ لَهُ أَبُو
الدَّرْداء : كَلِمَةً تَنْفَعُنَا وَلاَ تَضُرُّكَ ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( إنَّكُمْ
قَادِمُونَ عَلَى إخْوانِكُمْ ، فَأصْلِحُوا رِحَالكُمْ ،
وَأصْلِحُوا لِبَاسَكُمْ حَتَّى تَكُونُوا كَأنَّكُمْ شَامَةٌ في
النَّاسِ ؛ فإِنَّ اللّه لاَ يُحِبُّ الفُحْشَ وَلاَ التَّفَحُّش )
رواه أَبُو داود بإسنادٍ حسنٍ ،
إِلاَّ قيس بن بشر فاختلفوا في توثِيقِهِ وَتَضْعِيفِهِ ، وَقَدْ روى
لَهُ مسلم . |
|
799. Ebû Saîd el-Hudrî
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir müslümanın güzelce giyinmesi,
elbisesinin eteklerinin, baldırlarını örtecek şekilde
olmasıyladır. Elbisesini topuklarına kadar uzatmasında bir günah
yoktur. Topuklardan aşağıda olan kısım ise ateştedir. Allah,
büyüklük taslayarak elbisesinin eteğini yerde sürüyen kimsenin
yüzüne bakmaz.”
Ebû Dâvud,
Libâs 26. Ayrıca bk. İbn Mâce,
Libâs 8; Muvatta, Libâs 12 |
٧٩٩-
وعن أَبي سعيد الخدريِّ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إزْرَةُ المُسْلِمِ
إِلَى نِصْفِ السَّاقِ ، وَلاَ حَرَجَ – أَوْ لاَ جُنَاحَ – فِيمَا
بَيْنَهُ وَبَيْنَ الكَعْبَيْنِ ، فمَا كَانَ أسْفَلَ مِنَ
الكَعْبَيْنِ فَهُوَ في النَّارِ ، وَمَنْ جَرَّ إزَارَهُ بَطَراً
لَمْ يَنْظُرِ اللّه إِلَيْهِ ) رواه
أَبُو داود بإسنادٍ صحيحٍ . |
|
800. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Elbisemin
etekleri topuklarımdan aşağı sarkmış vaziyette
Resûlüllah
sallallâhu aleyhi ve sellem’in
huzuruna uğramıştım. Resûl-i Ekrem:
“Abdullah, elbisenin eteklerini yukarıya
kaldır!” buyurdular. Ben de hemen kaldırdım. Sonra:
“Biraz daha kaldır!” buyurdu,
ben biraz daha kaldırdım. Ondan sonra elbisemin
Resûl-i Ekrem’in tasvip
ettiği şekilde olmasına daima dikkat etmişimdir. Topluluktan biri:
– Nereye kadar
kaldırmıştın? diye sordu. İbn Ömer:
– Baldırlarımın
yarısına kadar kaldırmıştım, diye cevap verdi.
Müslim, Libâs 47 |
٨٠٠-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
مررتُ عَلَى رسولِ اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم وفي إزَارِي استرخاءٌ ،
فَقَالَ :
( يَا عَبدَ اللّه ، ارْفَعْ إزَارَكَ )
فَرَفَعْتُهُ ثُمَّ
قَالَ :
( زِدْ ) فَزِدْتُ ، فَمَا زِلْتُ
أتَحَرَّاهَا بَعْدُ . فَقَالَ بَعْضُ القَوْم : إِلَى أينَ ؟
فَقَالَ :
إِلَى أنْصَافِ السَّاقَيْنِ . رواه
مسلم . |
|
801. İbn Ömer
radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Bir kimse, kendini beğendiği için
elbisesini yerde sürürse, Allah kıyamet gününde o kimsenin yüzüne
bakmaz.” Bunun üzerine Ümmü Seleme:
– Kadınlar
eteklerini nasıl yapacaklar? diye sordu.
Resûl-i Ekrem:
– “Onlar bir karış aşağı uzatırlar”
buyurdu. Ümmü Seleme:
– O durumda
ayakları açılır, dedi. Peygamber
Efendimiz:
– “Öyleyse bir arşın uzatırlar, daha
fazla uzatamazlar” buyurdular.
Ebû Dâvûd, Libâs 36;
Tirmizî, Libâs 9. Ayrıca bk.
Nesâî, Zînet 105;
İbn Mâce, Libâs 15 |
٨٠١-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ
خُيَلاءَ لَمْ يَنْظُرِ اللّه إِلَيْهِ يَوْمَ القِيَامَةِ )
فَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ : فَكَيْفَ تَصْنَعُ النِّسَاءُ
بذُيُولِهِنَّ ؟
قَالَ :
( يُرْخِينَ شِبْراً )
قالت :
إِذَاً تَنْكَشِفُ أقْدَامُهُنَّ .
قَالَ :
( فَيرخِينَهُ ذِرَاعاً لاَ يَزِدْنَ )
رواه أَبُو داود والترمذي
، وقال :
( حديث حسن صحيح ) . |