8. ÖĞÜT VERİRKEN ÖLÇÜLÜ OLMAK
•
“Sen, Rabbin’in yoluna hikmetle ve güzel
öğütle davet et.” Nahl sûresi (16) 125
699.
Ebû Vâil Şakîk İbn Seleme şöyle dedi:
İbn Mes`ûd
radıyallahu anh bize perşembe
günleri vaaz ederdi. Adamın biri ona:
- Ebû
Abdurrahman! Keşke bize her gün vaaz etsen, dedi.
İbn Mes`ûd ona
şunları söyledi:
- Sizi
usandırmamak için her gün vaaz etmiyorum. Nitekim
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem de,
bıkıp usanmayalım diye, dinlemeye istekli olduğumuz günleri
kollardı.
Buhârî, İlim 11, 12, Daavât
69; Müslim, Münâfikîn 82, 83.
Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 72 |
٨- بابُ الوَعظ والاقتصاد فِيهِ
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { ادْعُ إِلَى سَبيلِ رَبِّكَ بالحِكْمَةِ
وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ }
[ النحل: ١٢٥]
.
٦٩٩-
وعن أَبي وائلٍ شقيقِ بن سَلَمَةَ ،
قَالَ :
كَانَ ابنُ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
يُذَكِّرُنَا في كُلِّ خَمِيسٍ ، فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ : يَا أَبَا
عَبْدِ الرَّحْمانِ ، لَوَدِدْتُ أنَّكَ ذَكَّرْتَنَا كُلَّ يَوْمٍ ،
فَقَالَ :
أمَا إنَّهُ يَمْنَعُنِي مِنْ ذَلِكَ أنَّي أكْرَهُ أنْ أُمِلَّكُمْ
، وَإنِّي أتَخَوَّلُكُمْ بِالْمَوْعِظَةِ ، كَمَا كَانَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يَتَخَوَّلُنَا بِهَا مَخَافَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا .
متفقٌ عَلَيْهِ .
( يَتَخَوَّلُنَا )
: يَتَعَهَّدُنَا . |
|
700. Ebü’l-Yakzân Ammâr İbn
Yâsir radıyallahu anhümâ,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Bir adamın namazı uzun kıldırıp hutbeyi
kısa kesmesi dini iyi bildiğini gösterir. Bu sebeple namazı uzun
kıldırıp hutbeyi kısa kesiniz.”
Müslim, Cum`a 47. |
٧٠٠-
وعن أَبي اليقظان عمار بن ياسر رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
سَمِعْتُ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( إنَّ طُولَ
صَلاَةِ الرَّجُلِ ، وَقِصَرَ خُطْبَتِهِ ، مَئِنَّةٌ مِنْ فِقههِ ،
فأطِيلُوا الصَّلاَةَ وَأقْصِرُوا الْخُطْبَةَ ) رواه
مسلم .
( مَئِنَّةٌ )
بميم مفتوحة ثُمَّ همزة مكسورة ثُمَّ نون مشددة ، أيْ : عَلاَمَةٌ
دَالَّةٌ عَلَى فِقْهِهِ . |
|
701. Muâviye İbn Hakem es-Sülemî
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
arkasında namaz kılarken cemâatten biri aksırdı. Ben de hemen
“yerhamükellah” dedim. Cemaat bana dik dik bakmaya başladı. Bunun
üzerine:
- Vay başıma
gelenler! Yâhu bana niye öyle bakıyorsunuz? deyince de, ellerini
uyluklarına vurmaya başladılar. Onların beni susturmaya
çalıştıklarını görünce kızdım; ama yine de sustum.
Anam, babam
Resûl-i Ekrem’e fedâ olsun.
Ne ondan önce ne de ondan sonra kendisinden daha iyi bir öğretici
görmedim. Vallahi beni ne azarladı ne dövdü ne de sövdü. Namazı
kıldırıp bitirince bana:
-
“Bu ibadetin adı namazdır. Namaz kılarken
dünya kelâmı konuşulmaz. Çünkü namaz tesbih, tekbir ve Kur’an
okumaktan ibarettir” dedi veya buna benzer bir şey
söyledi. Ben de:
- Yâ
Resûlallah! Ben yeni müslüman oldum. Allahü teâlâ İslâmiyet’i
gönderdiği halde hâlâ kâhinlere gidenlerimiz var! dedim. Bana:
-
“Sen kâhinlere gitme!”
buyurdu. Ben tekrar:
- Aramızda
uğursuzluğa inanan adamlar var, deyince de:
-
“Bu onların gönüllerinde hissettikleri bir duygudur. Bu duygu
onları işlerinden alıkoymasın” buyurdu.
Müslim, Mesâcid 33. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Salât 167 |
٧٠١-
وعن مُعاوِيَة بن الحكم السُّلَمي رَضِيَ
اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
بَيْنَا أنَا أُصَلّي مَعَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، إذْ عَطَسَ رَجُلٌ مِنَ
القَوْمِ ، فَقُلْتُ : يَرْحَمُكَ اللّه ، فَرَمَانِي القَوْمُ
بِأبْصَارِهِمْ ! فَقُلْتُ : وَاثُكْلَ أُمِّيَاهُ ، مَا شَأنُكُمْ
تَنْظُرُونَ إلَيَّ ؟! فَجَعَلُوا يَضْرِبُونَ بأيديهم عَلَى
أفْخَاذِهِمْ ! فَلَمَّا رَأيْتُهُمْ يُصَمِّتُونَنِي لكِنّي سَكَتُّ
، فَلَمَّا صَلّى رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَبِأبِي هُوَ وَأُمِّي ، مَا رَأيْتُ
مُعَلِّماً قَبْلَهُ وَلاَ بَعْدَهُ أحْسَنَ تَعْلِيماً مِنْهُ ،
فَوَاللّه مَا كَهَرَني ، وَلاَ ضَرَبَنِي ، وَلاَ شَتَمَنِي .
قَالَ :
( إنَّ هذِهِ الصَّلاَةَ لاَ يَصْلُحُ
فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ
وَالتَّكْبِيرُ ، وَقِراءةُ القُرْآنِ ) ،
أَوْ كَمَا قَالَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم .
قلتُ : يَا رسول اللّه ، إنّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِجَاهِلِيَّةٍ ،
وَقَدْ جَاءَ اللّه بِالإسْلاَمِ ، وَإنَّ مِنّا رِجَالاً يَأتُونَ
الْكُهّانَ ؟
قَالَ :
( فَلاَ تَأتِهِمْ ) قُلْتُ :
وَمِنّا رِجَالٌ يَتَطَيَّرُونَ ؟
قَالَ :
( ذَاكَ شَيْء يَجِدُونَهُ في صُدُورِهِمْ
فَلاَ يَصُدَّنَّهُمْ ) رواه
مسلم .
( الثُكْلُ )
بضم الثاءِ المُثلثة : المُصيبَةُ وَالفَجِيعَةُ .
( مَا كَهَرَنِي ) أيْ : مَا
نَهَرَنِي . |
|
702. İrbâz İbn Sâriye
radıyallahu anh:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize
çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi,
gözler yaşardı, diyerek devamı ve tamamı “Sünneti Koruma” bahsinde
geçen hadisi rivayet etti.
Tirmizî, İlim 16;
Ebû Dâvûd, Sünnet 5. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Mukaddime 6 |
٧٠٢-
وعن العِرْباض بن ساريَةَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ،
قَالَ :
وَعَظَنَا رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم مَوْعِظَةً وَجِلَتْ مِنْهَا القُلُوبُ ، وَذَرَفَتْ
مِنْهَا العُيُونُ ... وَذَكَرَ الحَدِيثَ وَقَدْ سَبَقَ بِكَمَالِهِ
في باب الأمْر بِالمُحَافَظَةِ عَلَى السُّنَّة ، وَذَكَرْنَا أنَّ
التَّرْمِذِيَّ ،
قَالَ :
( إنّه حديث حسن صحيح ) . |