60. CÖMERTLİK
KEREM,
CÖMERTLİK VE ALLAH’A GÜVENEREK HAYIR YOLLARINA İNFAK ETMEK
•
“Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun
yerine başkasını verir.” Sebe’ sûresi (34), 39
•
“Hayır olarak harcadıklarınız kendi
iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızasını
kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa,
karşılığı size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa
uğratılmazsınız.” Bakara sûresi (2), 272
•
“Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah
bilir.” Bakara sûresi (2), 273 |
٦٠- باب الكرم والجود والإنفاق في وجوه الخير
ثقةً باللّه تعالى
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَمَا أنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ
يُخْلِفُهُ }
[ سبأ : ٣٩ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ
فَلأنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلاَّ ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللّه
وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأنْتُمْ لاَ
تُظْلَمُونَ }
[ البقرة : ٢٧٢ ]
،
وقال تَعَالَى :
{ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فإنَّ اللّه
بِهِ عَلِيمٌ }
[ البقرة : ٢٧٣ ]
. |
|
544. İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ancak iki kişiye gıbta edilir:
Allah’ın verdiği malı hak yolunda
harcamayı başaran kimse.
Yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve
hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten
kimse.”
Buhârî, İlim 15, Zekât 5,
Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45;
Müslim, Müsâfirîn 268 |
٥٤٤-
وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( لا حَسَدَ إِلاَّ في اثْنَتَيْنِ :
رَجُلٌ آتَاهُ اللّه مَالاً ، فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ في
الحَقّ ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللّه حِكْمَةً ، فَهُوَ يَقْضِي بِهَا
ويُعَلِّمُهَا ) متفقٌ عَلَيْهِ
.
ومعناه : يَنْبَغي أنْ لاَ يُغبَطَ أحَدٌ إِلاَّ عَلَى إحْدَى
هَاتَيْنِ الخَصْلَتَيْنِ . |
|
545. Yine İbn Mes’ûd
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem,
ashabına:
- “Hanginize
mirasçısının malı, kendi malından daha sevimlidir?”
diye sordu. Onlar :
- Ey Allah’ın
Resûlü! Hepimiz malımızı herşeyden fazla severiz, dediler.
Hazret-i Peygamber de:
- “Kişinin
kendi malı hayır yaparak önceden gönderdiği, mirasçısının malı
ise, harcamayıp geriye bıraktığıdır!” buyurdu.
Buhârî, Rikak 12 |
٥٤٥-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أيُّكُم مَالُ
وَارِثِهِ أحبُّ إِلَيْهِ مِنْ مَالِهِ ؟ )
قالوا :
يَا رسول اللّه ، مَا مِنَّا أحَدٌ إِلاَّ مَالُهُ أحَبُّ إِلَيْهِ .
قَالَ :
( فإنَّ مَالَهُ مَا قَدَّمَ وَمَالَ
وَارِثِهِ مَا أخَّرَ ) رواه
البخاري . |
|
546. Adî İbn Hâtim
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Yarım hurma ile de olsa cehennemden
korunun!”
Buhârî, Zekât 9, 10, Menâkıb
25, Rikak 49, 51, Edeb 34, Tevhîd 36;
Müslim, Zekât 66-68. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyâmet 1, Zühd 37;
Nesâî, Zekât 63, 64; İbn Mâce,
Mukaddime 13; Zekât 28 |
٥٤٦-
وعن عَدِيِّ بن حَاتِمٍ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّ رسول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ
تَمْرَةٍ ) متفقٌ عَلَيْهِ
. |
|
547. Câbir
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’den
bir şey istendiği zaman asla “yok” demezdi.
Buhârî, Edeb 39;
Müslim, Fezâil 56 |
٥٤٧-
وعن جابرٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
مَا سُئِلَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم شَيْئاً قَطُّ ،
فقالَ :
لاَ . متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
548. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Her sabah iki melek iner. Biri:
-Ya Rabb! İyilik edene malının
karşılığını (halef) ver, der. Diğeri de:
-Ya Rabb!. Cimrilik edenin malını telef
et, diye dua eder.”
Buhârî, Zekât 27;
Müslim, Zekât 57 |
٥٤٨-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَا مِنْ يَوْمٍ
يُصبحُ العِبَادُ فِيهِ إِلاَّ مَلَكَانِ يَنْزلانِ ، فَيَقُولُ
أحَدُهُمَا : اللّهمَّ أعْطِ مُنْفِقاً خَلَفاً ، وَيَقُولُ الآخَرُ
: اللّهمَّ أعْطِ مُمْسِكاً تَلَفاً )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
549. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğne göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem,
“Allahü teâlâ şöyle buyurdu” demiştir:
“Ey
âdemoğlu! (Allah için) infak et ki, sana da infak olunsun!”
Buhâri, Tefsîru
sûre (11) 2; Nefekât 1; Tevhid 35;
Müslim, Zekât 36, 37. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Keffârât 15 |
٥٤٩-
وعنه : أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
(
قَالَ اللّه تَعَالَى : أنفِق يَا ابْنَ آدَمَ يُنْفَقْ عَلَيْكَ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
550. Abdullah İbn Amr İbn Âs
radıyallahü anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre bir kimse
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’e:
- Müslümanın
hangi ameli daha hayırlıdır? diye sordu.
Hazret-i Peygamber de:
- “Tanıdık
tanımadık herkese yemek yedirmen ve selâm vermendir”
buyurdu.
Buhârî, Îmân 6, 20; İsti’zân
9, 19; Müslim, Îmân 63. Ayrıca
bk. Nesâî, Îmân 12;
İbn Mâce, Et’ime 1. |
٥٥٠-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما : أنَّ رَجُلاً سَألَ رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
أيُّ الإسلامِ خَيْرٌ ؟
قَالَ :
( تُطْعِمُ الطَّعَامَ ، وَتَقْرَأُ
السَّلاَمَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ )
متفقٌ عَلَيْهِ . |
|
551. Yine Abdullah İbn Amr
İbn Âs radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kırk iyilik vardır. Bunların en üstünü,
birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir
keçi vermektir. Kim, sevâbını umarak ve mükâfâtını Allah’ın
vereceğine inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allahü teâlâ
onu bu sebeple cennete koyar.”
Buhârî, Hibe 35. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 42 |
٥٥١-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( أرْبَعُونَ خَصْلَةً :
أعْلاهَا مَنِيحةُ العَنْزِ ، مَا مِنْ عَامِلٍ يَعْمَلُ بخَصْلَةٍ
مِنْهَا ؛ رَجَاءَ ثَوَابهَا وَتَصْدِيقَ مَوْعُودِهَا ، إِلاَّ
أدْخَلَهُ اللّه تَعَالَى بِهَا الجَنَّةَ ) رواه
البخاري . وقد سبق بيان هَذَا
الحديث في باب بَيَانِ كَثْرَةِ طُرُقِ الخَيْرِ . |
|
552. Ebû Ümâme Suday İbn
Aclân radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ey
âdemoğlu! İhtiyâcından fazla olan malını sadaka olarak vermen
senin için iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını
elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini
üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden üstündür (unutma).”
Müslim, Zekât 97. Ayrıca bk.
Tirmizî, Zühd 32. |
٥٥٢-
وعن أَبي أُمَامَة صُدّيِّ بن عَجْلانَ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يَا ابْنَ آدَمَ ،
إنَّكَ أن تَبْذُلَ الفَضلَ خَيْرٌ لَكَ ، وَأن تُمْسِكَه شَرٌّ لَكَ
، وَلاَ تُلاَمُ عَلَى كَفَافٍ ، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ ،
وَاليَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ) رواه
مسلم . |
|
553. Enes
radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, İslâm
için kendisinden ne istenirse onu mutlaka verirdi. Hele bir
keresinde yanına gelen bir adama iki dağ arasını dolduran bir
koyun sürüsü verdi...Adam kabilesine dönünce :
- Ey milletim!
(Koşun) müslüman olun. Çünkü Muhammed, fakirlik ve ihtiyaç korkusu
duymadan çok büyük ikrâm ve ihsanlarda bulunuyor, dedi.
(Hadisin râvisi
Enes diyor ki), kimileri sırf dünyalık elde etmek için müslüman
olurlardı. Fakat çok geçmeden müslümanlık onların gözünde,
dünyadan ve dünya üzerindeki her şeyden daha değerli hale gelirdi.
Müslim, Fezâil 57-58 |
٥٥٣-
وعن أنسٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
مَا سُئِلَ رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم عَلَى الإسْلاَمِ شَيْئاً إِلاَّ أعْطَاهُ ،
وَلَقَدْ جَاءهُ رَجُلٌ ، فَأعْطَاهُ غَنَماً بَيْنَ جَبَلَيْنِ ،
فَرجَعَ إِلَى قَوْمِهِ ،
فَقَالَ :
يَا قَوْمِ ، أسْلِمُوا فإِنَّ مُحَمَّداً يُعطِي عَطَاءَ مَن لا
يَخْشَى الفَقْر ، وَإنْ كَانَ الرَّجُلُ لَيُسْلِمُ مَا يُريدُ
إِلاَّ الدُّنْيَا ، فَمَا يَلْبَثُ إِلاَّ يَسِيراً حَتَّى يَكُونَ
الإسْلاَمُ أحَبَّ إِلَيْهِ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا . رواه
مسلم . |
|
554. Ömer
radıyallahu anh şöyle dedi
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem mal
taksim etti. Ben:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Kendilerine mal verdiğiniz şu kimselerden başkaları o mala
daha layıktır!” dedim. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Onlar
beni iki durumla karşı karşıya bıraktılar: Ya çirkin sözlerle
benden mal isteyecekler, vereceğim. Ya da vermeyeceğim bu defa da
beni cimrilikle suçlayacaklar. Ben cimri değilim”
buyurdu.
Müslim, Zekât 127 |
٥٥٤-
وعن عمر رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قسم رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قَسْماً ، فَقُلْتُ : يَا رسولَ اللّه ، لَغَيْرُ
هؤلاَءِ كَانُوا أحَقَّ بِهِ مِنْهُمْ ؟
فَقَالَ :
( إنَّهُمْ خَيرُونِي أنْ يَسألُوني
بالفُحْشِ ، أَوْ يُبَخِّلُونِي ، وَلَسْتُ بِبَاخِلٍ ) رواه
مسلم . |
|
555. Cübeyr İbn Mut’im
radıyallahu anh şöyle dedi:
Huneyn
Gazvesi’nden dönüşte Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem ile birlikte yürürken bedevi arablar
ganimetin taksimini ısrarla istemeye başladılar. Neticede
Hazret-i Peygamber’i Semüre
ağacının altında durdurdular. Cübbesi ağaca takılıp kaldı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
devesini durdurup:
“Cübbemi
verin bana! Şayet şu gördüğünüz ağaçlar kadar hayvanım olsaydı,
onların tamamını size paylaştırırdım. Siz de benim cimri, yalancı
ve korkak olmadığımı görürdünüz!” buyurdu.
Buhârî, Cihâd 24, Humus 19 |
٥٥٥-
وعن جبير بن مطعم رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
بَيْنَمَا هُوَ يَسِيرُ مَعَ النَّبيِّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم مَقْفَلَهُ مِنْ حُنَيْن ،
فَعَلِقَهُ الأعْرَابُ يَسْألُونَهُ ، حَتَّى اضْطَرُّوهُ إِلَى
سَمُرَة ، فَخَطِفَت رِدَاءهُ ، فَوَقَفَ النَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فقال :
( أعْطُوني رِدَائي ، فَلَوْ كَانَ لِي
عَدَدُ هذِهِ العِضَاهِ نَعَماً ، لَقَسَمْتُهُ بَينَكُمْ ، ثُمَّ لا
تَجِدُونِي بَخِيلاً وَلاَ كَذّاباً وَلاَ جَبَاناً ) رواه
البخاري .
( مَقْفَلَهُ )
أيْ : حَال رُجُوعِه . وَ( السَّمُرَةُ )
: شَجَرَةٌ . وَ( العِضَاهُ ) :
شَجَرٌ لَهُ شَوْكٌ . |
|
556. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Sadaka
vermek malı eksiltmez. Kul başkalarının hatalarını bağışladıkca
Allah da onun şerefini arttırır. Kim Allah için alçak gönüllü
davranırsa, Allah da onu yükseltir.”
Müslim, Birr 69. Ayrıca bk.
Tirmizî, Birr 82 |
٥٥٦-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَال ،
وَمَا زَادَ اللّه عَبْداً بِعَفْوٍ إِلاَّ عِزّاً ، وَمَا تَواضَعَ
أحَدٌ للّه إِلاَّ رَفَعَهُ اللّه عزَّ وجَلَّ ) رواه
مسلم . |
|
557. Ebû Kebşe Amr İbn Sa’d
el-Enmârî radıyallahu anh’den
rivayet edildiğine göre o,
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’i şöyle buyururken dinlemiştir:
“Haklarında yeminle söz söyleyebileceğim
üç haslet vardır; iyi belleyiniz!
Sadaka vermekle kulun malı eksilmez.
Uğradığı haksızlığa sabredenin Allah
şerefini arttırır.
Dilenme kapısını açan kimseye Allah,
fakirlik kapısını açar. (Veya buna benzer bir cümle
söyledi).
“Yine
size bir söz daha söyleyeceğim, onu da iyi belleyiniz”
dedi ve şöyle buyurdu:
“Dünyada
dört kısım insan vardır:
(Birincisi)
Allah’ın kendisine mal ve ilim verdiği
kimsedir. Bu kişi Allah’a karşı saygılı davranır, hısımlarını
görüp gözetir, o maldaki Allah’ın hakkını yerine getirir. Bu, en
üst derecedir.
(İkincisi),
Allah’ın kendisine ilim verip mal vermediği iyi niyetli kimsedir.
O, iyi niyetle, “Eğer malım olsaydı ben de falan adam gibi
davranırdım” der. Bu, iyi niyetinin karşılığını görür. İkisinin
sevabı eşittir.
(Üçüncüsü),
Allah’ın mal verip ilim vermediği kimsedir. O bilgisizliği
yüzünden malını gelişi güzel harcar, Allah’a karşı sorumlu
davranmaz, hısımlarını görüp gözetmez, o malda Allah’ın hakkı
olduğunu idrak etmez. Böylesi kişi, en kötü durumdadır.
(Dördüncüsü),
Allah’ın ne mal ne de ilim verdiği kimsedir. Bu kişi der ki, “Eğer
malım olsaydı, ben de falan gibi yer-içerdim”. Bu da niyetinin
karşılığını görür. Binaenaleyh bu iki kişinin vebâli eşittir.”
Tirmizî, Zühd 17 |
٥٥٧-
وعن أَبي كبشة عمرو بن سعد الأنماري رَضِيَ
اللّه عَنْهُ: أنّه سمع رسول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول :
( ثَلاَثَةٌ أُقْسمُ عَلَيْهِنَّ ،
وَأُحَدِّثُكُمْ حَدِيثاً فَاحْفَظُوهُ : مَا نَقَصَ مَالُ عَبْدٍ
مِنْ صَدَقَةٍ ، وَلاَ ظُلِمَ عَبْدٌ مَظْلَمَةً صَبَرَ عَلَيْهَا
إِلاَّ زَادَهُ اللّه عِزّاً ، وَلاَ فَتَحَ عَبْدٌ بَابَ مَسألَةٍ
إِلاَّ فَتَحَ اللّه عَلَيْهِ بَابَ فَقرٍ - أَوْ كَلِمَةً نَحْوَهَا
- وَأُحَدِّثُكُمْ حَديثاً فَاحْفَظُوهُ،
قَالَ : ( إنَّمَا الدُّنْيَا لأرْبَعَةِ نَفَرٍ : عَبْدٍ رَزَقَهُ
اللّه مَالاً وَعِلماً ، فَهُوَ يَتَّقِي فِيهِ رَبَّهُ ، وَيَصِلُ
فِيهِ رَحِمَهُ، وَيَعْلَمُ للّه فِيهِ حَقَّاً ، فَهذا بأفضَلِ
المَنَازِلِ . وَعَبْدٍ رَزَقهُ اللّه عِلْماً، وَلَمْ يَرْزُقْهُ
مَالاً ، فَهُوَ صَادِقُ النِّيَّةِ ، يَقُولُ : لَوْ أنَّ لِي
مَالاً لَعَمِلتُ بِعَمَلِ فُلانٍ ، فَهُوَ بنيَّتِهِ ، فأجْرُهُمَا
سَوَاءٌ . وَعَبْدٍ رَزَقَهُ اللّه مَالاً ، وَلَمَ يَرْزُقْهُ
عِلْماً ، فَهُوَ يَخبطُ في مَالِهِ بغَيرِ عِلْمٍ ، لاَ يَتَّقِي
فِيهِ رَبَّهُ ، وَلاَ يَصِلُ فِيهِ رَحِمَهُ ، وَلاَ يَعْلَمُ للّه
فِيهِ حَقّاً ، فَهذَا بأَخْبَثِ المَنَازِلِ . وَعَبْدٍ لَمْ
يَرْزُقْهُ اللّه مَالاً وَلاَ عِلْماً ، فَهُوَ يَقُولُ : لَوْ أنَّ
لِي مَالاً لَعَمِلْتُ فِيهِ بعَمَلِ فُلاَنٍ ، فَهُوَ بنِيَّتِهِ ،
فَوِزْرُهُمَا سَوَاءٌ )
رواه الترمذي ،
وقال : (
حديث حسن صحيح ) . |
|
558. Âişe
radıyallahu anhâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûl-i Ekrem’in
ailesi bir koyun kesmişlerdi. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem bir ara:
-
“Ondan geriye ne kaldı?” diye sordu. Hazret-i Aişe:
- Sadece bir
kürek kemiği kaldı, cevabını verdi.
Bunun üzerine
Hazret-i Peygamber;
- “Desene bir kürek kemiği hariç, hepsi
duruyor!” buyurdu.
Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâme 35 |
٥٥٨-
وعن عائشة رضي اللّه عنها :
أنَّهُمْ ذَبَحُوا شَاةً ، فَقَالَ النبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( مَا بَقِيَ مِنْهَا ؟ )
قالت :
مَا بَقِيَ مِنْهَا إِلاَّ كَتِفُها .
قَالَ :
( بَقِيَ كُلُّهَا غَيْرُ كَتِفِهَا )
رواه الترمذي ،
وقال : (
حديث صحيح ) .
ومعناه : تَصَدَّقُوا بِهَا إِلاَّ كَتِفَها .
فَقَالَ :
بَقِيَتْ لَنَا في الآخِرَةِ إِلاَّ كَتِفَهَا . |
|
559. Esmâ Binti Ebû Bekir
radıyallahü anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Esmâ, “Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bana
şöyle buyurdu” demiştir:
- “Kesenin
ağzını sıkma! Allah da sana sıkarak verir!”
Bir rivayette (Müslim,
Zekât 88) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“İnfak
et sayıp durma, Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger. Paranı
çömlekte saklama, Allah da senden saklar.”
Buhârî, Zekât 21;
Müslim, Zekât 88. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd. Zekât 46;
Tirmizî, Birr 40;
Nesâî, Zekât 62 |
٥٥٩-
وعن أسماء بنت أَبي بكرٍ الصديق رضي اللّه
عنهما ،
قالت :
قَالَ لي رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لاَ تُوكِي فَيُوكى
عَلَيْكِ ) .
وفي رواية : ( أنفقي أَوِ انْفَحِي ، أَوْ
انْضَحِي ، وَلاَ تُحصي فَيُحْصِي اللّه عَلَيْكِ ، وَلاَ تُوعي
فَيُوعي اللّه عَلَيْكِ ) متفقٌ
عَلَيْهِ .
وَ( انْفَحِي ) بالحاء المهملة ،
وَهُوَ بمعنى ( أنفقي ) وكذلك
( انْضحي ) . |
|
560. Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre o, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri
ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna
benzer. Cömert, sadaka verdikce, üzerindeki zırh genişler, uzar,
ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey
vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu
sıkıştırır; genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz.”
Buhârî, Cihâd 89; Zekât 28,
Talâk 24; Libâs 9; Müslim,
Zekât 76-77. Ayrıca bk. Nesâî,
Zekât 61 |
٥٦٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أنَّه سمع رسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يَقولُ : (
مَثَل البَخيل وَالمُنْفِقِ ، كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا
جُنَّتَانِ مِنْ حَديد مِنْ ثُدِيِّهِمَا إِلَى تَرَاقِيهِمَا
، فَأَمَّا المُنْفِقُ فَلاَ يُنْفِقُ إِلاَّ سَبَغَتْ -
أَوْ وَفَرَتْ - عَلَى جِلْدِهِ
حَتَّى تُخْفِيَ بَنَانَهُ ، وَتَعْفُو أثرَهُ ، وأمَّا البَخِيلُ ،
فَلاَ يُريدُ أنْ يُنْفِقَ شَيْئاً إِلاَّ لَزِقَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ
مَكَانَهَا ، فَهُوَ يُوسِّعُهَا فَلاَ تَتَّسِعُ )
متفقٌ عَلَيْهِ .
وَ( الجُنَّةُ ) : الدِّرْعُ ؛
وَمَعنَاهُ أنَّ المُنْفِقَ كُلَّمَا أنْفَقَ سَبَغَتْ ، وَطَالَتْ
حَتَّى تَجُرَّ وَرَاءهُ ، وَتُخْفِيَ رِجْلَيْهِ وَأثَرَ مَشْيِهِ
وَخطُوَاتِهِ . |
|
561. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kim, helâl kazancından bir hurma kadar
sadaka verirse, - ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez - Allah
o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi
birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla
büyütür.”
Buhârî, Zekât 8; Tevhîd 23;
Müslim, Zekât 63, 64. Ayrıca
bk. Tirmizî, Zekât 28,
Nesâî, Zekât 48;
İbn Mâce, Zekât 28 |
٥٦١-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رسول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ تَصَدَّقَ بعَدلِ
تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ ، وَلاَ يَقْبَلُ اللّه إِلاَّ
الطَّيبَ ، فَإنَّ اللّه يَقْبَلُهَا بِيَمِينِهِ ، ثُمَّ
يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهَا كَمَا يُرَبِّي أحَدُكُمْ فَلُوَّهُ حَتَّى
تَكُونَ مِثْلَ الجَبَلِ ) متفقٌ
عَلَيْهِ .
( الفَلُوُّ )
بفتح الفاء وضم اللام وتشديد الواو ، ويقال أيضاً : بكسر الفاء
وإسكان اللام وتخفيف الواو : وَهُوَ المُهْرُ . |
|
562. Yine Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
Sahrada
yolculuk yapmakta olan adamın biri, yolculuk esnâsında, bulut
içinden “falanın bahçesini sula!” diye bir ses duydu. Bunun
üzerine o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu
boşalttı. Adam derelerden birinin o suyun tamamını topladığını
hayretle gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, adamın biri
bahçesinde elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini
suluyor. Ona:
- Ey Allahın
kulu! Adın nedir? diye sordu.
Adam, daha önce
buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de:
- Ey Allahın
kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da:
- Ben şu suyu
yağdıran buluttan, “senin adını vererek falanın bahçesini sula!”
diye bir ses duymuştum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun
ki bu lutfa mazhar oluyorsun? dedi. Bahçe sahibi:
- Madem ki
merak ediyorsun söyliyeyim; “Ben bu bahçenin ürününü hesap ederim;
üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk-çocuğumla
birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım” dedi.
Müslim, Zühd 45 |
٥٦٢-
وعنه ، عن النبيِّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِفَلاَةٍ
مِنَ الأَرْضِ ، فَسَمِعَ صَوْتاً في سَحَابَةٍ ، اسقِ حَدِيقَةَ
فُلانٍ ، فَتَنَحَّى ذَلِكَ السَّحَابُ فَأفْرَغَ مَاءهُ في حَرَّةٍ
، فإِذَا شَرْجَةٌ مِنْ تِلْكَ الشِّرَاجِ قَدِ اسْتَوْعَبَت ذَلِكَ
الماءَ كُلَّهُ ، فَتَتَبَّعَ المَاءَ ، فإذَا رَجُلٌ قَائمٌ في
حَدِيقَتِهِ يُحَوِّلُ الماءَ بِمسحَاتِهِ، فَقَالَ لَهُ : يَا
عَبْدَ اللّه، ما اسمُكَ ؟ قال : فُلانٌ للاسم الذي سَمِعَ في
السَّحابةِ ، فقال له : يا عبدَ اللّه ، لِمَ تَسْألُنِي عَنِ اسْمِي
؟
فَقَالَ : إنِّي سَمِعْتُ صَوتْاً في السَّحابِ الَّذِي هَذَا
مَاؤُهُ ، يقولُ : اسْقِ حَدِيقَةَ فُلاَنٍ لاسمِكَ ، فَمَا تَصْنَعُ
فِيهَا ،
فَقَالَ : أمَا إذ قلتَ هَذَا ، فَإنِّي أنْظُرُ إِلَى مَا يَخْرُجُ
مِنْهَا ، فَأتَصَدَّقُ بِثُلُثِهِ ، وَآكُلُ أنَا وَعِيَالِي
ثُلُثاً ، وَأردُّ فِيهَا ثُلُثَهُ )
رواه مسلم .
( الحَرَّةُ )
الأَرْضُ المُلَبَّسَةُ حجَارَةً سَوْدَاءَ . وَ(
الشَّرْجَةُ ) بفتح الشين المعجمة وإسكان الراءِ وبالجيم : هي
مَسِيلُ الماءِ . |