40. ANA BABAYA İYİLİK VE AKRABAYI
ZİYARET
•
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi
ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara,
yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve
mâliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın.” Nisâ
sûresi (4), 36
•
“Adını anarak birbirinizden bir şeyler
istediğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının ve akrabalık bağlarına
saygı gösterin.” Nisâ sûresi (4), 1
•
“Onlar, gözetilmesini Allah’ın emrettiği
şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan
kimselerdir.” Ra`d sûresi (13), 21
•
“Biz insana ana ve babasına iyilik
etmesini emrettik.” Ankebût sûresi (29), 8
•
“Rabbin şöyle emretti: Sadece Allah’a
ibadet edeceksiniz. Ana ve babanıza iyi davranacaksınız. Onlardan
biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “of!”
bile deme! Onları azarlama! Onlara saygıyla hitap et! Onlara
merhamet ederek tevâzu kanadlarını aç da, “Rabbim! Küçüklüğümde
onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle
merhamet et, de!” İsrâ sûresi (17), 23-24
•
“Biz insana, ana ve babasına iyi
davranmayı emrettik. Özellikle de anası nice sıkıntılara
katlanarak onu karnında taşımış; emzirmesi de iki yıl sürmüştür.
İşte bu sebeple, bana, ana ve babana şükret, diye tavsiye ettik.”
Lokman sûresi (31), 14 |
٤٠- باب بر الوالدين وصلة الأرحام
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَاعْبُدُوا اللّه وَلا تُشْرِكُوا بِهِ
شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبَى
وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ
الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا
مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ }
[ النساء : ٣٦ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَاتَّقُوا اللّه الَّذِي تَسَاءلُونَ
بِهِ وَالأَرْحَام }
[ النساء : ١ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّه
بِهِ أَنْ يُوصَلَ }
[ الرعد : ٢١ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَوَصَّيْنَا الأِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ
حُسْناً }
[ العنكبوت : ٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلاَّ
إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ
الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ
كِلاهُمَا فَلا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ
لَهُمَا قَوْلاً كَرِيماً وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ
الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيراً }
[ الإسراء : ٢٣ - ٢٤ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَوَصَّيْنَا الأِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ
حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْناً عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ
أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْك }
[ لقمان : ١٤ ]
. |
|
313.
Ebû Abdurrahman Abdullah İbn Mes`ûd
radıyallahü anh şöyle dedi:
Peygamber
aleyhisselâm’a:
- Allah’ın en
çok beğendiği amel hangisidir? diye sordum.
-
“Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap verdi.
- Sonra hangi
ibadet gelir? dedim.
-
“Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek”
buyurdu.
- Daha sonra
hangisi gelir? diye sordum.
-
“Allah yolunda cihâd etmek”
buyurdu.
Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1,
Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân
137-139. Ayrıca bk. Tirmizî,
Salât 14, Birr 2; Nesâî,
Mevâkît 51 |
٣١٣-
وعن أَبي عبد الرحمان عبد اللّه بن مسعود
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
سألت النبي صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: أيُّ العَمَلِ أحَبُّ إِلَى اللّه تَعَالَى ؟
قَالَ :
( الصَّلاةُ عَلَى وَقْتِهَا ) ،
قُلْتُ : ثُمَّ أي ؟
قَالَ :
( بِرُّ الوَالِدَيْنِ ) ، قُلْتُ :
ثُمَّ أيٌّ ؟
قَالَ :
( الجِهَادُ في سبيلِ اللّه )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
314.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Hiçbir evlâd babasının hakkını
ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse,
babalık hakkını ödemiş olur.”
Müslim, İtk 25. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 120;
Tirmizî, Birr 8;
İbn Mâce, Edeb 1 |
٣١٤-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( لا يَجْزِي وَلَدٌ
وَالِداً إلاَّ أنْ يَجِدَهُ مَمْلُوكاً ، فَيَشْتَرِيهُ
فَيُعْتِقَهُ ) رواه مسلم
. |
|
315.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden
kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden
kimse akrabasına iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden
kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”
Buhârî, Edeb 85;
Müslim, Îmân 74, 75. Ayrıca bk.
Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31,
Rikak 23; Ebû Dâvûd, Edeb 123;
Tirmizî, Kıyâmet 50;
İbn Mâce, Edeb 4 |
٣١٥-
وعنه أيضاً رَضِيَ اللّه عَنْهُ :
أن رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ باللّه وَاليَومِ
الآخِرِ ، فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ باللّه
وَاليَومِ الآخِرِ ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ
بِاللّه وَاليَومِ الآخِرِ ، فَلْيَقُلْ خَيْراً أَوْ لِيَصْمُتْ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
316.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Allahü teâlâ varlıkları yaratma işini
tamamlayınca, akrabalık bağı (rahim) ayağa kalkarak:
- (Huzurunda) bu duruş, akrabalık bağını
koparan kimseden sana sığınanın duruşudur, dedi.
Allahü teâlâ:
- Pekâlâ, seni koruyup gözeteni
gözetmeme, seninle ilgisini kesenden rahmetimi kesmeme râzı değil
misin? diye sordu.
Akrabalık bağı:
- Evet, râzıyım, dedi.
Bunun üzerine Allahü teâlâ:
- Sana bu hak verilmiştir, buyurdu.
Bunları anlattıktan sonra
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- İsterseniz (bunu doğrulayan) şu âyeti
okuyunuz, buyurdu:
“Ey münâfıklar! Siz iş başına geçecek
olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır, akrabalarla ilginizi
kesersiniz, değil mi? İşte Allah’ın lânete uğrattığı, kulaklarını
sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır” [Muhammed
sûresi (47), 22-23].
Buhârî, Tefsîru sûre 47, Edeb
13, Tevhîd 35; Müslim, Birr 16
Buhârî’nin bir rivayetine göre
Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu:
“Ey akrabalık bağı! Seni gözeteni
gözetirim. Seninle ilgiyi kesenden ben de ilgimi keserim.”
Buhârî, Edeb 13 |
٣١٦-
وعنه ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّ اللّه تَعَالَى
خَلَقَ الخَلْقَ حَتَّى إِذَا فَرَغَ مِنْهُمْ قَامَتِ الرَّحِمُ ،
فَ
قَالَتْ : هَذَا مُقَامُ العَائِذِ بِكَ مِنَ القَطِيعةِ ،
قَالَ : نَعَمْ ، أمَا تَرْضَيْنَ أنْ أصِلَ مَنْ وَصَلَكِ ،
وَأقْطَعَ مَنْ قَطَعَكِ ؟
قَالَتْ : بَلَى ،
قَالَ : فَذَلِكَ لَكِ ،
ثُمَّ قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : ( اقْرَؤُوا إنْ شِئْتمْ :
{ فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ
أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ أُولَئِكَ
الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللّه فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ
}
[ محمد : ٢٢ - ٢٣ ]
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية للبخاري :
فَ
قَالَ اللّه تَعَالَى
: ( مَنْ وَصَلَكِ ، وَصَلْتُهُ ، وَمَنْ
قَطَعَكِ ، قَطَعْتُهُ ) . |
|
317.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh
şöyle dedi:
Bir adam
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
gelerek:
- Kendisine en
iyi davranmam gereken kimdir? diye sordu.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Anan!”
buyurdu.
Adam:
- Ondan sonra
kimdir? diye sordu.
- “Anan!”
buyurdu.
Adam tekrar:
- Ondan sonra
kim gelir? diye sordu.
- “Anan!”
dedi.
Adam tekrar:
- Sonra kim
gelir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Baban!”
cevabını verdi.
Buhârî, Edeb 2;
Müslim, Birr 1. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Vesâyâ 4;
Ebû Dâvûd, Edeb 120;
Tirmizî, Birr 1
Bir rivayete
göre o adam:
- Ey Allah’ın
Resûlü! Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Anan, sonra anan, daha sonra yine anan, sonra baban, sonra da
sana en yakın olan akraban” buyurdu.
Müslim, Birr 2 |
٣١٧-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ، قَالَ:
جاء رجل إِلَى رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم، فَقَالَ:
يَا رَسُول اللّه ، مَنْ أحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ صَحَابَتِي ؟
قَالَ :
( أُمُّكَ )
قَالَ :
ثُمَّ مَنْ ؟
قَالَ :
( أُمُّكَ ) ،
قَالَ :
ثُمَّ مَنْ ؟
قَالَ :
( أُمُّكَ ) ،
قَالَ :
ثُمَّ مَنْ ؟
قَالَ :
( أبُوكَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وفي رواية : يَا رَسُول اللّه ، مَنْ أَحَقُّ بحُسْنِ الصُّحْبَةِ ؟
قَالَ :
( أُمُّكَ ، ثُمَّ أُمُّكَ ، ثُمَّ
أُمُّكَ ، ثُمَّ أَبَاكَ ، ثُمَّ أدْنَاكَ أدْنَاكَ ) .
( وَالصَّحَابَةُ ) بمعنى :
الصحبةِ . وقوله :
( ثُمَّ أباك ) هكذا هُوَ منصوب
بفعلٍ محذوفٍ ، أي : ثُمَّ بُرَّ أبَاكَ .
وفي رواية : ( ثُمَّ أبوك ) ، وهذا
واضح . |
|
318.
Yine Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Anne ve babasına veya onlardan sadece
birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse
perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun”
Müslim, Birr 9, 10 |
٣١٨-
وعنه ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( رغِم أنفُ ، ثُمَّ رَغِمَ أنْفُ ، ثُمَّ
رَغِمَ أنْفُ مَنْ أدْرَكَ أبَويهِ عِنْدَ الكِبَرِ ، أَحَدهُما أَوْ
كِليهمَا فَلَمْ يَدْخُلِ الجَنَّةَ ) رواه
مسلم . |
|
319.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre bir adam:
- Yâ
Resûlallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum,
onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar
bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa
bana kaba davranıyorlar, dedi.
Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Eğer dediğin gibi isen, onlara sıcak
kül yutturmuş oluyorsun. Sen böyle davrandıkça, Allah’ın yardımı
seninledir.”
Müslim, Birr 22 |
٣١٩-
وعنه رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
رجلاً
قَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، إنّ لِي قَرابةً أصِلُهُمْ وَيَقْطَعُوني ،
وَأُحْسِنُ إلَيْهِمْ وَيُسِيئُونَ إلَيَّ ، وَأحْلَمُ عَنْهُمْ
وَيَجْهَلُونَ عَلَيَّ ،
فَقَالَ :
( لَئِنْ كُنْتَ كَمَا قُلْتَ ، فَكأنَّمَا تُسِفُّهُمْ الْمَلَّ ،
وَلاَ يَزَالُ مَعَكَ مِنَ اللّه ظَهِيرٌ عَلَيْهِمْ مَا دُمْتَ
عَلَى ذلِكَ )
رواه مسلم .
(وَتُسِفُّهُمْ ) بضم التاء وكسرِ
السين المهملة وتشديد الفاءِ ، ( وَالمَلُّ
) بفتح الميم ، وتشديد اللام وَهُوَ الرَّمادُ الحَارُّ : أيْ
كَأنَّمَا تُطْعِمُهُمُ الرَّمَادَ الحَارَّ ، وَهُوَ تَشبِيهٌ لِمَا
يَلْحَقَهُمْ من الإثم بما يلحَقُ آكِلَ الرَّمَادِ الحَارِّ مِنَ
الأَلمِ ، وَلاَ شَيءَ عَلَى هَذَا المُحْسِنِ إلَيهمْ ، لكِنْ
يَنَالُهُمْ إثمٌ عَظيمٌ بتَقْصيرِهم في حَقِّهِ ، وَإدْخَالِهِمُ
الأَذَى عَلَيهِ ، وَاللّه أعلم . |
|
320.
Enes radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını
isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin.”
Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13;
Müslim, Birr 20, 21. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 45 |
٣٢٠-
وعن أنسٍ رَضِيَ اللّه عَنْهُ : أن
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
،
قَالَ :
( من أحَبَّ أنْ يُبْسَطَ لَهُ في رِزْقِهِ
، ويُنْسأَ لَهُ في أثَرِهِ ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
ومعنى ( ينسأ لَهُ في أثرِهِ ) ، أي
: يؤخر لَهُ في أجلِهِ وعمرِهِ . |
|
321.
Yine Enes radıyallahü anh
şöyle dedi:
Medine’de ensâr
arasında en fazla hurmalığı bulunan Ebû Talha idi. Ebû Talha’nın
en sevdiği malı da Mescid-i Nebevî’nin karşısındaki Beyruhâ adlı
hurma bahçesiydi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bu
bahçeye girer ve oradaki tatlı sudan içerdi.
Enes (sözüne
devamla) dedi ki: “Sevdiğiniz şeylerden
Allah yolunda harcamadıkça, en iyiye eremezsiniz” âyet-i
kerîmesi nâzil olunca, Ebû Talha
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem’in yanına geldi ve:
- Yâ
Resûlallah! Cenâb-ı Hak sana “Sevdiğiniz
şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, en iyiye eremezsiniz”
âyetini gönderdi. En sevdiğim malım Beyruhâ adlı bahçedir. Onu
Allah rızası için sadaka ediyorum. Allah’dan onun sevabını ve
âhiret azığı olmasını dilerim. Beyruhâ’yı Allah’ın sana
göstereceği şekilde kullan, dedi.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
-
“Âferin sana! Kârlı mal dediğin işte budur! Seni duydum, Ebû
Talha. Onu akrabalarına vermeni uygun görüyorum.”
Ebû Talha:
- Öyle yapayım,
yâ Resûlallah, dedi ve bahçeyi akrabaları ve amcasının oğulları
arasında taksim etti.
Buhârî, Zekât 24, Vekâlet 14,
Vesâyâ 10, 17, 26, Tefsîru sûre (3) 5, Eşribe 13;
Müslim, Zekât 42, 43 |
٣٢١-
وعنه ،
قَالَ :
كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أكْثَرَ الأنْصَارِ بالمَدينَةِ مَالاً مِنْ
نَخل ، وَكَانَ أحَبُّ أمْوَاله إِلَيْهِ بَيْرَحاء ، وَكَانَتْ
مسْتَقْبَلَةَ المَسْجِدِ ، وَكَانَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يَدْخُلُهَا ، وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّب ، فَلَمَّا
نَزَلَتْ هذِهِ الآيةُ : { لَنْ تَنَالُوا
الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ }
[ آل عمران : ٩٢ ]
قَامَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، إنَّ اللّه تبارك وتَعَالَى ، يقول :
{ لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى
تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ } وَإنَّ أَحَبَّ مَالِي
إِلَيَّ بَيْرَحَاءُ ، وَإنَّهَا صَدَقَةٌ للّه تَعَالَى ، أرْجُو
بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللّه تَعَالَى ، فَضَعْهَا يَا رَسُول
اللّه ، حَيْثُ أرَاكَ اللّه . فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( بَخ ! ذلِكَ مَالٌ رَابحٌ ، ذلِكَ مَالٌ
رَابحٌ ! وقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ ، وَإنِّي أرَى أنْ تَجْعَلَهَا
في الأقْرَبينَ ) ، فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ : أفْعَلُ يَا
رَسُول اللّه ، فَقَسَّمَهَا أَبُو طَلْحَةَ في أقَارِبِهِ وبَنِي
عَمِّهِ . مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
وسبق بيان ألفاظِهِ في باب الإنْفَاقِ مِمَّا يحب . |
|
322.
Abdullah İbn Amr İbn Âs radıyallahü
anhümâ şöyle dedi:
Bir adam
Peygamber
aleyhisselâm’ın yanına gelerek:
- Hicret ve
cihâd etmek üzere sana bîat ediyorum. Bunların sevabını Allah’tan
dilerim. dedi.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Ana ve babandan hayatta olanlar var mı?” diye sordu.
Adam:
- Evet, her
ikisi de hayatta, dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Allah’tan sevap kazanmak istiyorsun değil mi?” diye sordu.
Adam:
- Evet,
deyince:
-
“Ana ve babanın yanına dön. Onlara iyi bak!” buyurdu.
Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3;
Müslim, Birr 6
Bu rivayet
Sahîh-i Müslim’den alınmıştır.
Buhârî ile
Müslim’in bir başka rivayeti
ise şöyledir:
Bir adam
Resûlüllah’ın yanına
gelerek cihâd etmek üzere ondan izin istedi.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Anan, baban sağ mı?” diye sordu.
Adam:
- Evet,
deyince:
-
“Öyleyse onlara hizmet etmeye çalış!” buyurdu.
Buhârî, Cihâd 138;
Müslim, Birr 5. Ayrıca bk.
Tirmizî, Cihâd 2;
Nesâî, Cihâd 5 |
٣٢٢-
وعن عبد اللّه بن عمرو بن العاص رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
أقبلَ رَجُلٌ إِلَى نَبيِّ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
أُبَايِعُكَ عَلَى الهِجْرَةِ وَالجِهَادِ أَبْتَغي الأجْرَ مِنَ
اللّه تَعَالَى .
قَالَ :
( فَهَلْ لَكَ مِنْ وَالِدَيْكَ أحَدٌ
حَيٌّ ؟ )
قَالَ :
نَعَمْ ، بَلْ كِلاهُمَا .
قَالَ :
( فَتَبْتَغي الأجْرَ مِنَ اللّه تَعَالَى
؟ )
قَالَ :
نَعَمْ .
قَالَ :
( فارْجِعْ إِلَى وَالِدَيْكَ ، فَأحْسِنْ
صُحْبَتَهُمَا ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ ، وهذا لَفْظُ مسلِم
.
وفي رواية لَهُمَا : جَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَأذَنَهُ في الجِهَادِ ،
فقَالَ :
( أحَيٌّ وَالِداكَ ؟ )
قَالَ :
نَعَمْ ،
قَالَ :
( فَفيهِمَا فَجَاهِدْ ) . |
|
323.
Yine Abdullah İbn Amr İbn Âs’dan rivayet edildiğine göre
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla
karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup
gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara
iyilik etmeye devam edendir.”
Buhârî, Edeb 15. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Zekât 45;
Tirmizî, Birr 10 |
٣٢٣-
وعنه ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( لَيْسَ الوَاصِلُ بِالمُكَافِىء ،
وَلكِنَّ الوَاصِلَ الَّذِي إِذَا قَطَعَتْ رَحِمُهُ وَصَلَهَا )
رواه البخاري .
وَ( قَطَعَتْ ) بِفَتح القَاف
وَالطَّاء . وَ( رَحِمُهُ ) مرفُوعٌ
. |
|
324.
Hazret-i Âişe’den rivayet edildiğine göre
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak
şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin.
Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.”
Buhârî, Edeb 13;
Müslim, Birr 17 |
٣٢٤-
وعن عائشة ،
قَالَتْ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( الرَّحِمُ مُعَلَّقَةٌ
بِالعَرْشِ تَقُولُ : مَنْ وَصَلَنِي ، وَصَلَهُ اللّه ، وَمَنْ
قَطَعَنِي ، قَطَعَهُ اللّه )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
325. Mü’minlerin annesi
Meymûne Binti’l-Hâris radıyallahü anhâ’dan
rivayet edildiğine göre, Hazret-i Meymûne
Peygamber
aleyhisselâm’a haber vermeden bir
câriye âzâd etmişti. Kendi nöbet gününde
Resûl-i Ekrem yanına
gelince:
- Yâ
Resûlallah! Farkına vardın mı, câriyemi âzâd ettim, dedi. Bunun
üzerine Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Gerçekten mi?” diye sordu.
Hazret-i Meymûne:
- Evet,
gerçekten âzâd ettim, deyince:
-
“Eğer câriyeyi dayılarına hediye etseydin
daha çok sevap kazanırdın” buyurdu.
Buhârî, Hibe 15, 16;
Müslim, Zekât 44 |
٣٢٥-
وعن أم المؤمنين ميمونة بنتِ الحارث رضي
اللّه عنها : أنَّهَا أعْتَقَتْ وَليدَةً وَلَمْ تَستَأذِنِ
النَّبيَّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُهَا الَّذِي يَدُورُ عَلَيْهَا فِيهِ ،
قَالَتْ :
أشَعَرْتَ يَا رَسُول اللّه ، أنِّي أعتَقْتُ وَليدَتِي ؟
قَالَ :
( أَوَ فَعَلْتِ ؟ )
قَالَتْ :
نَعَمْ .
قَالَ :
( أما إنَّكِ لَوْ أعْطَيْتِهَا أخْوَالَكِ
كَانَ أعْظَمَ لأجْرِكِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ . |
|
326.
Hazret-i Ebû Bekir’in kızı Esmâ
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
İslâmiyet’i
kabul etmemiş olan annem Resûlüllah
zamanında yanıma gelmişti.
Resûlüllah’ın görüşünü almak için:
- Annem, beni
özleyip gelmiş. Ona ikramda bulunabilir miyim? diye sordum.
Peygamber
aleyhisselâm:
-
“Evet, annene iyi davran!”
buyurdu.
Buhârî,
Hibe 29, Cizye 18, Edeb 8; Müslim,
Zekât 50. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Zekât 34 |
٣٢٦-
وعن أسماءَ بنتِ أَبي بكر الصديق رضي اللّه
عنهما ،
قَالَتْ :
قَدِمَتْ عَلَيَّ أُمِّي وَهِيَ مُشركةٌ في عَهْدِ رسولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فاسْتَفْتَيْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، قُلْتُ : قَدِمَتْ عَلَيَّ أُمِّي وَهِيَ
رَاغِبَةٌ ، أفَأصِلُ أُمِّي ؟
قَالَ :
( نَعَمْ ، صِلِي أُمَّكِ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ.
وَقَولُهَا : ( رَاغِبَةٌ ) أيْ :
طَامِعَةٌ عِنْدِي تَسْألُني شَيْئاً ؛ قِيلَ : كَانَتْ أُمُّهَا مِن
النَّسَبِ ، وَقيل : مِن الرَّضَاعَةِ ، وَالصحيحُ الأول . |
|
327.
Abdullah İbn Mes`ûd radıyallahü anh’ın
karısı Zeynep es-Sekafiyye radıyallahü
anhâ’dan rivayet edildiğine göre birgün
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Ey kadınlar! Zînet eşyânızdan bile olsa
sadaka veriniz” buyurmuştu.
Zeynep sözüne
devamla dedi ki: Bunun üzerine ben Abdullah İbn Mes`ûd’un yanına
dönerek:
- Sen eli dar
bir adamsın. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize
sadaka vermemizi emretti. Ona git de bir soruver. Sadakamı sana
vermekle bu emri yerine getiriyorsam ne âlâ. Şayet olmuyorsa
başkasına vereyim, dedim. Abdullah:
- Kendin git
sor, deyince ben de gittim.
Hazret-i Peygamber’in kapısına varınca, ensârdan bir
kadının orada beklediğini gördüm. Meğer onun derdi de benimkinin
aynıymış. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
huzuruna girmeye de pek çekinirdik.
İçeriden Bilâl
çıkıverince ona:
-
Hazret-i Peygamber’e git
de, “Kapıda iki kadın bekliyor ve kocalarıyla kendi yetimlerine
verecekleri sadakanın kabul olup olmadığını soruyorlar, de!. Ama
bizim kim olduğumuzu söyleme!” dedik.
Bilâl hemen
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
huzuruna girerek meseleyi anlattı.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Kim onlar?” diye sordu.
Bilâl de:
- Ensârdan bir
kadınla Zeynep, deyince, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Hangi Zeynep’miş o?” diye sordu.
Bilâl:
- Abdullah’ın
karısı, dedi.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
-
“Onlar -böyle yapmakla- iki sevap birden kazanırlar. Biri
yakınlarını himâye sevabı, diğeri de sadaka sevabı.”
Buhârî, Zekât 48;
Müslim, Zekât 45. Ayrıca bk.
Buhârî, Zekât, 44;
Nesâî, Zekât 82;
İbn Mâce, Zekât 24 |
٣٢٧-
وعن زينب الثقفيةِ امرأةِ عبدِ اللّه بن مسعود رضي اللّه عَنْهُ
وعنها ،
قَالَتْ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( تَصَدَّقْنَ يَا
مَعْشَرَ النِّسَاءِ وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ ) ،
قَالَتْ :
فَرَجَعْتُ إِلَى عبد اللّه بنِ مسعود ، فقلتُ لَهُ : إنَّكَ رَجُلٌ
خَفِيفُ ذَاتِ اليَدِ ، وَإنَّ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم قَدْ
أمَرَنَا بِالصَّدَقَةِ فَأْتِهِ ، فَاسألهُ ، فإنْ كَانَ ذلِكَ
يْجُزِىءُ عَنِّي وَإلاَّ صَرَفْتُهَا إِلَى غَيْرِكُمْ . فَقَالَ
عبدُ اللّه : بَلِ ائْتِيهِ أنتِ ، فانْطَلَقتُ ، فَإذا امْرأةٌ مِنَ
الأنْصارِ بِبَابِ رسولِ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم حَاجَتي حَاجَتُها ، وَكَانَ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَدْ أُلْقِيَتْ عَلَيهِ المَهَابَةُ ، فَخَرجَ عَلَيْنَا بِلاَلٌ ،
فَقُلْنَا لَهُ : ائْتِ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَأخْبرْهُ أنَّ امْرَأتَيْنِ
بالبَابِ تَسألانِكَ : أُتُجْزِىءُ الصَّدَقَةُ عَنْهُمَا عَلَى
أزْواجِهمَا وَعَلَى أيْتَامٍ في حُجُورِهِما ؟ ، وَلاَ تُخْبِرْهُ
مَنْ نَحْنُ ، فَدَخلَ بِلاَلٌ عَلَى رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فسأله ، فَقَالَ لَهُ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : ( مَنْ
هُمَا ؟ )
قَالَ :
امْرَأةٌ مِنَ الأنْصَارِ وَزَيْنَبُ . فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( أيُّ الزَّيَانِبِ هِيَ ؟ ) ،
قَالَ :
امْرَأةُ عبدِ اللّه ، فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( لَهُمَا أجْرَانِ : أجْرُ القَرَابَةِ
وَأجْرُ الصَّدَقَةِ ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ . |
|
328.
Ebû Süfyân Sahr İbn Harb
radıyallahü anh’den -Herakliyus kıssasına dair uzun
hadiste- rivayet edildiğine göre, Herakliyus Ebû Süfyân’a
Peygamber
aleyhisselâm’ı kastederek:
- O size ne
emrediyor? diye sordu.
Ebû Süfyan der
ki:
- Ben de onun
bize, sadece Allah’a ibadet ediniz; ona
hiçbir şeyi denk tutmayınız; dedelerinizin taptığı şeyleri
bırakınız dediğini, bize namaz
kılmayı, doğru ve iffetli olmayı,
akrabayı görüp gözetmeyi
emrettiğini söyledim.
Buhârî, Bed’ü’l-vahy 6, Salât
1, Zekât 1, Cihâd 102, Şehâdât 28, Edeb 8, Tefsîru sûre (3) 4;
Müslim, Cihâd 74 |
٣٢٨-
وعن أَبي سفيان صخر بنِ حرب رَضِيَ اللّه
عَنْهُ في حديثِهِ الطويل في قِصَّةِ هِرَقْلَ : أنَّ هرقْلَ
قَالَ لأبي سُفْيَانَ : فَمَاذَا يَأمُرُكُمْ بِهِ ؟
يَعْنِي النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
قُلْتُ : يقول : ( اعْبُدُوا اللّه
وَحْدَهُ ، وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيئاً ، واتْرُكُوا مَا يَقُولُ
آبَاؤُكُمْ ، وَيَأمُرُنَا بِالصَّلاةِ ، وَالصّدْقِ ، والعَفَافِ ،
والصِّلَةِ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
329.
Ebû Zer radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Siz (bir para birimi olan)
kîrâtın kullanıldığı bir yeri mutlaka
fethedeceksiniz.”
Diğer bir
rivayete göre ise şöyle buyurdu:
“Siz kîrâtın kullanıldığı Mısır’ı
fethedeceksiniz. Oranın halkına iyi davranmanızı tavsiye ediyorum;
vasiyetimi tutunuz. Zira onlara bir ahid ve eman görevimiz, bir de
akrabalık bağımız vardır.”
Bir diğer
rivayete göre şöyle buyurdu:
“Siz orayı fethettiğiniz zaman, halkına
iyi davranın. Zira onlara bir ahid ve eman görevimiz, bir de
akrabalık bağımız vardır” veya
“ahid ve eman görevi ve hısımlık bağı vardır” buyurdu.
Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 226,
227 |
٣٢٩-
وعن أَبي ذرّ رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( إنَّكُمْ سَتَفْتَحُونَ
أرْضاً يُذْكَرُ فِيهَا القِيرَاطُ ) .
وفي رواية : ( سَتَفْتَحونَ مِصْرَ وَهِيَ
أرْضٌ يُسَمَّى فِيهَا القِيراطُ ، فَاسْتَوْصُوا بأهْلِهَا خَيْراً
؛ فَإنَّ لَهُمْ ذِمَّةً وَرَحِماً )
وفي رواية : ( فإذا افتتحتموها ، فأحسنوا
إلى أهلها ؛ فإن لهم ذمة ورحماً ) ،
أَوْ
قَالَ :
( ذِمَّةً وصِهْراً ) رواه
مسلم .
قَالَ العلماء : ( الرَّحِمُ ) :
الَّتي لَهُمْ كَوْنُ هَاجَرَ أُمِّ إسْمَاعِيلَ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
مِنْهُمْ ، ( وَالصِّهْرُ ) : كَوْن
مَارية أمِّ إبْراهيمَ ابن رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم مِنْهُمْ . |
|
330.
Ebû Hüreyre radıyallahü anh
şöyle dedi:
“Yakın akrabalarını uyar!” [Şu`arâ
sûresi (26), 214] âyeti nâzil olunca,
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Kureyş
kabilesini toplantıya çağırdı. Onlar da geldiler.
Peygamber
aleyhisselâm kimine genel, kimine
de özel olarak şöyle hitâb etti:
“Ey Abdüşems oğulları! Ey Ka`b İbn Lüey
oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi
cehennemden kurtarınız!
Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden
kurtarınız!
Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi
cehennemden kurtarınız!
Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar!
Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez. Ama
aramızdaki akrabalık bağı sebebiyle sizinle ilgimi kesmeyeceğim.”
Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca
bk.
Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2;
Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2;
Nesâî, Vesâyâ 6 |
٣٣٠-
وعن أَبي هريرة رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
لما نزلت هذِهِ الآية : { وَأَنْذِرْ
عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ }
[ الشعراء : ٢١٤]
دَعَا رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم قُرَيْشاً ، فَاجْتَمَعُوا فَعَمَّ وَخَصَّ ،
وَقالَ :
( يَا بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ ، يا بَنِي كَعْبِ بْنِ لُؤيٍّ ، أنقِذُوا
أنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ ، يَا بَنِي مُرَّةَ بن كَعْبٍ ،
أنْقِذُوا أنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ ، يَا بَنِي عَبْدِ مَنَاف ،
أنْقِذُوا أنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ ، يَا بَنِي هاشم ، أنقذوا
أنفسكم من النار ، يَا بني عبد المطلب ، انقذوا أنفسكم من النار ،
يَا فَاطِمَةُ ، أنْقِذي نَفْسَكِ مِنَ النَّارِ . فَإنِّي لا
أمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّه شَيئاً ، غَيْرَ أنَّ لَكُمْ رَحِماً
سَأبُلُّهَا بِبِلالِهَا ) رواه
مسلم .
قوله صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
: ( بِبِلالِهَا ) هُوَ بفتح الباء
الثانيةِ وكسرِها ، ( وَالبِلاَلُ )
: الماءُ . ومعنى الحديث : سَأصِلُهَا ، شَبّه قَطِيعَتَهَا
بالحَرارَةِ تُطْفَأُ بِالماءِ وهذِهِ تُبَرَّدُ بالصِّلَةِ . |
|
331.
Ebû Abdullah Amr İbn Âs
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
gizli değil açıkca şöyle buyururken dinledim:
“(Akrabam olan)
Falan oğulları ailesi benim dostlarım değildir. Benim dostlarım
Allahü teâlâ ile iyi mü’minlerdir. Fakat ötekilerle aramızda
akrabalık bağı bulunduğu için kendileriyle ilgimi kesmeyeceğim.”
Buhârî, Edeb 14;
Müslim, Îmân 366 |
٣٣١-
وعن أَبي عبد اللّه عمرو بن العاص رضي
اللّه عنهما ،
قَالَ :
سمعت رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم جِهَاراً غَيْرَ سِرٍّ ، يَقُولُ :
( إنَّ آل بَني فُلاَن لَيْسُوا
بِأولِيَائِي ، إِنَّمَا وَلِيِّيَ اللّه وَصَالِحُ المُؤْمِنينَ ،
وَلَكِنْ لَهُمْ رَحِمٌ أبُلُّهَا بِبلاَلِهَا )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ ، واللفظ
للبخاري . |
|
332.
Ebû Eyyûb Hâlid İbn Zeyd el-Ensârî
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre bir adam:
- Yâ
Resûlallah! Beni Cennete götürüp cehennemden uzaklaştıracak
davranışı haber ver, dedi.
Bunun üzerine
Peygamber
aleyhisselâm şöyle buyurdu:
- “Allah’a ibadet edip ona hiçbir şeyi
denk tutmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı koruyup
gözetirsin.”
Buhârî, Edeb 10;
Müslim, Îmân 14. Ayrıca bk.
Nesâî, Salât 10 |
٣٣٢-
وعن أَبي أيوب خالد بن زيد الأنصاري رَضِيَ
اللّه عَنْهُ : أنَّ رجلاً
قَالَ :
يَا رَسُول اللّه ، أخْبِرْني بِعَمَلٍ يُدْخِلُني الجَنَّةَ ،
وَيُبَاعِدُني مِنَ النَّارِ . فَقَالَ النَّبيُّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( تَعْبُدُ اللّه ، وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ
شَيئاً ، وَتُقِيمُ الصَّلاةَ ، وتُؤتِي الزَّكَاةَ ، وتَصِلُ
الرَّحمَ ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
. |
|
333.
Selmân İbn Âmir radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre Peygamber
aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“Biriniz orucunu açacağı zaman hurma ile
açsın; çünkü hurma bereketlidir. Eğer hurma bulamazsa orucunu su
ile açsın; çünkü su temizdir.”
Peygamber
aleyhisselâm sözüne devamla şöyle
buyurdu:
“Yoksula verilen sadaka bir sadaka,
akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka
sevabı, öteki de akrabayı koruyup gözetme sevabıdır.”
Tirmizî, Zekât 26. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Savm 21;
Nesâî, Zekât 82;
İbn Mâce, Sıyâm 25, 28 |
٣٣٣-
وعن سلمان بن عامر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( إِذَا أفْطَرَ أحَدُكُمْ ، فَلْيُفْطرْ
عَلَى تَمْرٍ ؛ فَإنَّهُ بَرَكةٌ ، فَإنْ لَمْ يَجِدْ تَمْراً ،
فالمَاءُ ؛ فَإنَّهُ طَهُورٌ ) ،
وَقالَ : ( الصَّدَقَةُ عَلَى
المِسكينِ صَدَقةٌ ، وعَلَى ذِي الرَّحِمِ ثِنْتَانِ : صَدَقَةٌ
وَصِلَةٌ ) رواه الترمذي
، وَقالَ :
( حديث حسن ) . |
|
334.
İbn Ömer radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre şöyle dedi:
Çok sevdiğim
bir kadınla evliydim. Babam Hazret-i Ömer o kadını beğenmiyordu.
Bu sebeple bana:
- Onu boşa!
dedi.
Ben de boşamak
istemedim.
Bunun üzerine
Ömer radıyallahü anh
Peygamber
aleyhisselâm’a gelerek durumu
anlatmış.
Peygamber
aleyhisselâm da:
-
“O kadını boşa!” diye emretti.
Ebû Dâvûd, Edeb 120;
Tirmizî, Talâk 13. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Talâk 36 |
٣٣٤-
وعن ابن عمر رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
كَانَتْ تَحْتِي امْرَأةٌ ، وَكُنْتُ أحِبُّهَا ، وَكَانَ عُمَرُ
يَكْرَهُهَا ، فَقَالَ لي : طَلِّقْهَا ، فَأبَيْتُ ، فَأتَى عُمَرُ
رَضِيَ اللّه عَنْهُ النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَذَكَرَ ذلِكَ لَهُ ، فَقَالَ النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم : (
طَلِّقْهَا ) رواه أَبُو داود
والترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
335.
Ebü’d-Derdâ radıyallahü anh’den
rivayet edildiğine göre, bir adam ona gelerek:
- Benim bir
karım var. Annem ise onu boşamamı emrediyor. Ne yapmalıyım? diye
sordu.
Ebü’d-Derdâ
radıyallahü anh ona şu cevabı
verdi:
- Ben
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in:
“Anne ve baba,
cennete en ortadaki kapıdan girmeye vesile olur” buyurduğunu
işittim. Artık sen o kapıyı ister bırak, ister elinde tut.Tirmizî,
Birr 3. Ayrıca bk. İbn Mâce,
Talâk 36 |
٣٣٥-
وعن أَبي الدرداءِ رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أن رجلاً أتاه ،
قَالَ :
إنّ لي امرأةً وإنّ أُمِّي تَأمُرُنِي بِطَلاقِهَا ؟
فَقَالَ :
سَمِعْتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقول : (
الوَالِدُ أوْسَطُ أبْوَابِ الجَنَّةِ ، فَإنْ شِئْتَ ، فَأضِعْ
ذلِكَ البَابَ ، أَو احْفَظْهُ ) رواه
الترمذي ، وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) . |
|
336.
Berâ’ İbn Âzib radıyallahü anhümâ’dan
rivayet edildiğine göre Peygamber
aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“Teyze anne sayılır.”
Tirmizî, Birr 6. Ayrıca bk.
Buhârî, Sulh 6, Megâzî 43;
Ebû Dâvûd, Talâk 35 |
٣٣٦-
وعن البراءِ بن عازب رضي اللّه عنهما
، عن النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ،
قَالَ :
( الخَالةُ بِمَنْزِلَةِ الأُمِّ )
رواه الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) .
وفي الباب أحاديث كثيرة في الصحيح مشهورة ؛ مِنْهَا حديث أصحاب الغار
، وحديث جُرَيْجٍ وقد سبقا ، وأحاديث مشهورة في الصحيح حذفتها
اختِصَاراً ، وَمِنْ أهَمِّهَا حديث عَمْرو بن عَبسَة
رَضِيَ اللّه عَنْهُ الطَّويلُ
المُشْتَمِلُ عَلَى جُمَلٍ كَثيرةٍ مِنْ قَواعِدِ الإسْلامِ وآدابِهِ
، وَسَأذْكُرُهُ بتَمَامِهِ إنْ شَاءَ اللّه تَعَالَى في باب
الرَّجَاءِ ، قَالَ فِيهِ :
دَخَلْتُ عَلَى النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم بمَكَّةَ - يَعْني
: في أوَّلِ النُّبُوَّةِ - فقلتُ لَهُ : مَا أنْتَ ؟
قَالَ :
( نَبيٌّ ) ، فَقُلْتُ : وَمَا
نَبِيٌّ ؟
قَالَ :
( أرْسَلنِي اللّه تَعَالَى ) ،
فقلت : بأيِّ شَيءٍ أرْسَلَكَ ؟
قَالَ :
( أرْسَلَنِي بِصِلَةِ الأَرْحَامِ
وَكَسْرِ الأَوثَانِ ، وَأنْ يُوَحَّدَ اللّه لاَ يُشْرَكَ بِهِ شَيء
... ) وَذَكَرَ تَمَامَ الحَدِيث . واللّه أعلم . |