7. TEREDDÜTSÜZ İMAN VE ALLAH’A TAM
GÜVEN (YAKÎN VE TEVEKKÜL)
•
“Mü’minler Hendek Harbi için toplanıp
gelmiş düşmanı gördükleri zaman, “Allah’ın ve Resûlünün bize
va’dettiği işte budur, Allah ve Resûlü doğru söyledi” dediler. Bu
onların iman ve teslimiyetlerini artırıp (pekiştirdi).”
Ahzâb sûresi (33), 22
•
“Ey mü’minler, yoksa siz, sizden önce
yaşamış olan kavimlerin başına gelenler size gelmeden cennete
gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine
dokundu ve onlar öylesine sarsıldılar ki, Peygamber ve onunla
birlikte iman edenler en sonunda “Allah’ın yardımı nerde kaldı?”
dediler. İşte o zaman (onlara): ‘Bilesiniz Allah’ın yardımı çok
yakın!’ (denildi.)” [Bakara sûresi (2), 214]
buyurmuştu.
•
“Bazı münâfık kişilerin müslümanlara
‘düşmanlarınız size hücum için hazırlandılar; aman onlardan
sakının!’ demeleri, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve
‘Allah bize yeter, ne güzel vekildir O!’ dediler. Bunun üzerine
onlara hiç bir zarar dokunmadan, Allah’ın nimet ve ikrâmlarıyla
döndüler. Böylece Allah’ın rızâsına tâlip oldular. Allah büyük
kerem sahibidir.” Âl-i İmrân sûresi (3), 173-174
•
“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a
güvenip sığın!” Furkân sûresi (25), 58
•
“Mü’minler Allah’a güvenip dayansınlar!”
İbrâhim sûresi (14), 11
•
“Bir işe azmettiğinde artık Allah’a
güven!” Âl-i İmrân sûresi (3), 159
•
“Allah’a güvenene, Allah kâfidir!”
Talak sûresi (65), 3
•
“Gerçek mü’minler o kişilerdir ki, Allah
anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah’ın âyetleri okunduğunda bu
âyetler onların imanlarını pekiştirir de sadece Rab’lerine güvenip
dayanırlar.” Enfâl sûresi (8), 2 |
٧- باب في اليقين والتوكل
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { وَلَمَّا رَأى الْمُؤْمِنُونَ
الأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللّه وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ
اللّه وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلاَّ إِيمَاناً وَتَسْلِيماً }
[ الأحزاب : ٢٢ ]،
وَقالَ تَعَالَى :
{ الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ
النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً
وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّه وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ، فَانْقَلَبُوا
بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّه وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ
وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّه وَاللّه ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ }
[ آل عمران :١٧٣- ١٧٤ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لا
يَمُوتُ }
[ الفرقان :٥٨ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَعَلَى اللّه فَلْيَتَوَكَّلِ
الْمُؤْمِنُونَ }
[ إبراهيم : ١١ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :{
فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّه }
[ آل عمران : ١٥٩ ]
، والآيات في الأمرِ بالتوكلِ كثيرةٌ معلومةٌ .
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّه فَهُوَ
حَسْبُهُ }
[ الطلاق : ٣ ]
: أي كافِيهِ .
وَقالَ تَعَالَى :
{ إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا
ذُكِرَ اللّه وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ
آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَاناً وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ }
[ الأنفال : ٢ ]
، والآيات في فضل التوكل كثيرةٌ معروفةٌ . |
|
75. Abdullah İbn Abbas
radıyallahü anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“(Geçmiş) ümmetler bana gösterildi.
Peygamber
gördüm, yanında üç-beş kişilik küçük bir grup vardı.
Peygamber
gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm,
yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık
çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana ‘Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen
ufka bak!’ dediler. Baktım; (çok) büyük bir karaltı. ‘İşte bunlar
senin ümmetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız cennete girecek
yetmiş bin kişi vardır’ dediler.”
(İbn Abbas
diyor ki) Söz buraya gelince
Peygamber aleyhisselâm
kalkıp evine gitti. Oradaki sahâbîler bu hesapsız-azabsız cennete
girecek yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya
başladılar: Kimileri, “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar
olmalıdır” derken, kimileri, “Bunlar İslâm geldikten sonra doğup,
şirki tanımamış olanlardır” dediler. Daha başka birçok görüş ileri
sürenler oldu.
Onlar bu
meseleyi tartışırken Peygamber
aleyhisselâm çıkageldi.
-
“Ne hakkında konuşuyorsunuz?”
diye sordu.
-
Hesapsız-azabsız cennete gireceklerin kim oldukları hakkında
konuşuyoruz, dediler.
Bunun üzerine
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan,
uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir”
buyurdu.
Ukkâşe İbn
Mihsan yerinden fırladı ve:
- Beni de
onlardan kılması için Allah’a dua et (Yâ Resûlallah)! dedi.
Peygamber
aleyhisselâm da:
- “Sen onlardansın!” buyurdu.
Sonra bir başka kişi daha kalktı ve:
- Beni de
onlardan kılması için dua buyur, dedi.
Peygamber
aleyhisselâm bu defa:
- “Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe
senden önce davrandı” buyurdu.
Buhârî, Tıb 1, Rikak 50, Libâs
18; Müslim, Îmân 374. Ayrıca bk.
Tirmizî, Kıyâmet 16 |
٧٥-
وأما الأحاديث : فالأول : عن ابن عباس رضي
اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( عُرِضَتْ عَلَيَّ
الأُمَمُ ، فَرَأيْتُ النَّبيّ ومَعَهُ الرُّهَيطُ ، والنبي وَمَعَهُ
الرَّجُلُ وَالرَّجُلانِ ، والنبيَّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ إِذْ
رُفِعَ لي سَوَادٌ عَظيمٌ فَظَنَنْتُ أَنَّهُمْ أُمَّتِي فقيلَ لِي :
هَذَا مُوسَى وَقَومُهُ ، ولكنِ انْظُرْ إِلَى الأُفُقِ ، فَنَظَرتُ
فَإِذا سَوادٌ عَظِيمٌ ، فقيلَ لي : انْظُرْ إِلَى الأفُقِ الآخَرِ
، فَإِذَا سَوَادٌ عَظيمٌ ، فقيلَ لِي : هذِهِ أُمَّتُكَ وَمَعَهُمْ
سَبْعُونَ ألفاً يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ بِغَيرِ حِسَابٍ ولا
عَذَابٍ ) ، ثُمَّ نَهَضَ فَدخَلَ مَنْزِلَهُ فَخَاضَ النَّاسُ في
أُولئكَ الَّذِينَ يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ ولا
عَذَابٍ ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ : فَلَعَلَّهُمْ الَّذينَ صَحِبوا
رسولَ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
، وَقالَ بعْضُهُمْ : فَلَعَلَّهُمْ الَّذِينَ وُلِدُوا في
الإِسْلامِ فَلَمْ يُشْرِكُوا بِاللّه شَيئاً - وذَكَرُوا أشيَاءَ -
فَخَرجَ عَلَيْهِمْ رسولُ اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
( مَا الَّذِي تَخُوضُونَ فِيهِ ؟ )
فَأَخْبَرُوهُ
فقالَ :
( هُمُ الَّذِينَ لاَ يَرْقُونَ،
وَلا يَسْتَرقُونَ، وَلا يَتَطَيَّرُونَ؛ وعَلَى رَبِّهِمْ
يَتَوكَّلُون ) فقامَ عُكَّاشَةُ ابنُ محصنٍ ،
فَقَالَ :
ادْعُ اللّه أنْ يَجْعَلني مِنْهُمْ ،
فَقَالَ :
( أنْتَ مِنْهُمْ ) ثُمَّ قَامَ
رَجُلٌ آخَرُ،
فَقَالَ :
ادْعُ اللّه أنْ يَجْعَلنِي مِنْهُمْ،
فَقَالَ :
( سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ.
( الرُّهَيْطُ )
بضم الراء تصغير رهط : وهم دون عشرة أنفس ، وَ(
الأُفقُ ) الناحية والجانب . و(
عُكَّاشَةُ ) بضم العين وتشديد الكاف وبتخفيفها ، والتشديد
أفصح . |
|
76. Yine Abdullah İbn Abbas
radıyallahü anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
söylemeyi itiyat edinmişti:
“Allah’ım! Sana teslim oldum, ben sana
inandım, sana dayandım. Yüzümü gönlümü sana çevirdim, senin
yardımınla düşmanlara karşı mücâdele ettim.
Allah’ım! Beni saptırmandan yine sana,
senin büyüklüğüne sığınırım, -ki senden başka ilah yoktur-.
Ölmeyecek diri yalnız sensin. Cinler ve insanlar ise, hep
ölümlüdürler!”
Müslim, Zikir 67. Ayrıca bk.
Buhârî, Teheccüd 1, Tevhîd 7,
8, 24, 35; Müslim, Müsâfirîn
199; Ebû Dâvûd, Salât 119;
Tirmizî, Daavât 29;
Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 9;
İbn Mâce, İkâmet 180 |
٧٦-
الثاني : عن ابن عباس رضي اللّه عنهما
أيضاً : أنَّ رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم كَانَ يقول :
( اللّهمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ ، وَبِكَ آمَنْتُ ، وَعَليْك تَوَكَّلْتُ
، وَإِلَيْكَ أنَبْتُ ، وَبِكَ خَاصَمْتُ. اللّهمَّ أعُوذُ
بعزَّتِكَ؛ لا إلهَ إلاَّ أَنْتَ أنْ تُضلَّني، أَنْتَ الحَيُّ
الَّذِي لاَ تَمُوتُ، وَالجِنُّ والإنْسُ يَمُوتُونَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ، وهذا لفظ
مسلم واختصره
البخاري. |
|
77. Yine Abdullah İbn Abbas
radıyallahü anhümâ şöyle dedi:
“Allah bize
yeter, o ne güzel vekildir” sözünü, ateşe atıldığında İbrahim
aleyhisselâm söylemiştir. Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü “Müşrikler size
karşı toplandılar, başınızın çaresine bakınız!” dediklerinde
söylemiştir. Nitekim bu haber müslümanların imanını arttırmıştı ve
onlar hep birlikte “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir”
demişlerdi.
Buhârî’nin Abdullah İbn Abbas
radıyallahü anhümâ’dan naklettiği
bir başka rivayette Abdullah şöyle demiştir:
“Ateşe atıldığı
zaman İbrahim aleyhisselâm’ın son
sözü:
“Allah bana
yeter, o ne güzel vekildir” demek olmuştur.
Buhârî, Tefsîrû sûre (3), 13 |
٧٧-
الثالث : عن ابن عباس رضي اللّه عنهما أيضاً ،
قَالَ :
حَسْبُنَا اللّه وَنِعْمَ الوَكِيلُ ، قَالَهَا إِبرَاهيمُ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم حِينَ
أُلقِيَ في النَّارِ ، وَقَالَها مُحَمَّدٌ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم حِينَ
قَالُوا :
إنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ
إيْماناً وَقَالُوا : حَسْبُنَا
اللّه ونعْمَ الوَكيلُ . رواه البخاري
.
وفي رواية لَهُ عن ابن عَبَّاسٍ رضي اللّه
عنهما ،
قَالَ :
كَانَ آخر قَول إبْرَاهِيمَ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم حِينَ أُلْقِيَ في النَّارِ : حَسْبِي اللّه
ونِعْمَ الوَكِيلُ . |
|
78. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Cennete girecek bir kısım insanlar
vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibi (rakîk ve güven
içinde)dir.”
Müslim, Cennet 27. Ayrıca bk.
Ahmed İbn Hanbel,
Müsned, II, 331 |
٧٨-
الرابع : عن أبي هريرةَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ ، عن النَّبيّ صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ،
قَالَ :
( يَدْخُلُ الجَنَّةَ أَقْوامٌ
أفْئِدَتُهُمْ مِثلُ أفْئِدَةِ الطَّيرِ ) رواه
مسلم .
قيل : معناه متوكلون ، وقيل : قلوبهم رَقيقَةٌ . |
|
79. Câbir İbn Abdullah
radıyallahü anh’den rivayet edildiğine göre o, Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte
Resûlüllah ile birlikteydi.
Öğle vakti ağaçlık, çalılık
bir vadiye geldiklerinde Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem orada
mola vermiş, mücâhidler ağaçlar altında gölgelenmek üzere çevreye
dağılmışlardı. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ise,
semure denilen sık yapraklı
bir ağaç altında istirahate çekilmiş kılıcını da ağaca asmıştı.
(Câbir dedi
ki:) birazcık (uyku) kestirmiştik ki,
Resûlüllah’ın bizi
çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk. Bir de baktık,
Resûlüllah’ın yanında
(müşriklerden) bir bedevi,
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu:
- “Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış,
uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bunun elindeydi.
Bana:
- Seni benim
elimden kim koruyup kurtaracak? dedi. Ben de üç defa:
– “Allah” cevabını verdim.
(Câbir diyor
ki) Resûlüllah adamı
cezalandırmamıştı, yanında oturuyordu.
Buhârî, Cihâd 84, 87, Meğâzî
31, 32; Müslim, Fezâil 13, 14,
Müsâfirîn 311
(Buhârî’deki)
bir başka rivayette (bk. Meğâzî 31) Câbir
radıyallahü anh şöyle demiştir:
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile
birlikte zâtü’r-rikâ’ denilen gazvede bulunuyorduk. Gölgeli bir
ağaç bulduğumuzda onu Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
bırakmayı âdet edinmiştik. (Bu defa da öyle yaptık.) Ancak
müşriklerden bir adam gelerek
Resûlüllah’ın (ağaçta asılı olan) kılıcını alıp çekmiş
ve:
- Benden
korkuyor musun? diye seslenmiş. Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Hayır” cevabını vermiş.
Adam:
- Peki seni
benim elimden kim kurtaracak? demiş.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem de
- “Allah” buyurmuştur.
Ebû Bekir
el-İsmâîlî’nin “Sahîh”inde yer
alan bir rivâyette olayın bundan sonraki kısmı şöyle
anlatılmaktadır:
Adam:
- Seni benim
elimden kim kurtarır? dedi.
Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah”
cevabını verdi. Bunun üzerine adamın elinden kılıç düştü.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem kılıcı
aldı ve:
-
Peki şimdi seni benim elimden kim
kurtaracak? buyurdu. Adam:
- İyi bir
cezalandırıcı ol! dedi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve
benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ve itiraf eder misin?”
dedi.
Adam:
- Hayır, kabul
etmem. Ancak seninle çarpışmamaya, seninle savaşacak herhangi bir
topluluk içinde bulunmamaya söz veririm, dedi.
Bunun üzerine
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem adamı
serbest bıraktı. O da arkadaşlarının yanına döndü ve onlara:
- En hayırlı
kişinin yanından geliyorum, dedi. |
٧٩-
الخامس : عن جابر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
: أَنَّهُ غَزَا مَعَ النبي صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم قِبلَ نَجْدٍ ، فَلَمَّا قَفَلَ رَسُول
اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
قَفَلَ معَهُمْ ، فَأَدْرَكَتْهُمُ القَائِلَةُ في وَادٍ كثير
العِضَاه ، فَنَزَلَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم وَتَفَرَّقَ النَّاسُ يَسْتَظِلُّونَ
بالشَّجَرِ ، وَنَزَلَ رَسُول اللّه صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم تَحتَ سَمُرَة فَعَلَّقَ بِهَا
سَيفَهُ وَنِمْنَا نَوْمَةً ، فَإِذَا رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
يَدْعونَا وَإِذَا عِنْدَهُ أعْرَابِيٌّ ،
فَقَالَ :
( إنَّ هَذَا اخْتَرَطَ عَلَيَّ سَيفِي
وَأنَا نَائمٌ فَاسْتَيقَظْتُ وَهُوَ في يَدِهِ صَلتاً ،
قَالَ : مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قُلْتُ : اللّه - ثلاثاً- )
وَلَمْ يُعاقِبْهُ وَجَلَسَ . مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ .
وفي رواية قَالَ جَابرٌ : كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
بذَاتِ الرِّقَاعِ ، فَإِذَا أَتَيْنَا عَلَى شَجَرَةٍ ظَلِيلَةٍ
تَرَكْنَاهَا لرسول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم ، فجاء رَجُلٌ مِنَ المُشْركينَ وَسَيفُ
رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
معَلَّقٌ بالشَّجَرَةِ فَاخْتَرطَهُ ،
فَقَالَ :
تَخَافُنِي ؟
قَالَ :
( لاَ )
فَقَالَ :
فَمَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟
قَالَ :
( اللّه ) .
وفي رواية أبي بكر الإسماعيلي في " صحيحه " ،
قَالَ :
مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟
قَالَ :
( اللّه ) .
قَالَ :
فَسَقَطَ السيفُ مِنْ يَدهِ ، فَأخَذَ رسولُ اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
السَّيْفَ ،
فَقَالَ :
( مَنْ يَمْنَعُكَ مني ؟ ) .
فَقَالَ :
كُنْ خَيرَ آخِذٍ .
فَقَالَ :
( تَشْهَدُ أنْ لا إلهَ إلاَّ اللّه
وَأَنِّي رَسُول اللّه ؟ )
قَالَ :
لاَ ، وَلَكنِّي أُعَاهِدُكَ أنْ لا أُقَاتِلَكَ ، وَلاَ أَكُونَ
مَعَ قَومٍ يُقَاتِلُونَكَ ، فَخَلَّى سَبيلَهُ ، فَأَتَى أصْحَابَهُ
،
فَقَالَ :
جئتُكُمْ مِنْ عنْد خَيْرِ النَّاسِ .
قَولُهُ :
( قَفَلَ ) أي رجع ، وَ(
الْعِضَاهُ ) الشجر الَّذِي لَهُ شوك، و(
السَّمُرَةُ ) بفتح السين وضم الميم : الشَّجَرَةُ مِنَ
الطَّلْح ، وهيَ العِظَامُ مِنْ شَجَرِ العِضَاهِ ، وَ(
اخْتَرَطَ السَّيْف ) أي سلّه وَهُوَ في يدهِ .
( صَلْتاً ) أي مسلولاً ، وَهُوَ
بفتحِ الصادِ وضَمِّها . |
|
80. Ömer İbnü’l-Hattâb
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre “Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’i
şöyle buyururken dinledim” demiştir:
“Eğer siz Allah’a gereği gibi
güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de
rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları
halde akşam dolu kursaklarla dönerler.”
Tirmizî Zühd 33. Ayrıca bk.
İbn Mâce, Zühd 14 |
٨٠-
السادس : عن عُمَر رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
سمعتُ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم ، يقول : ( لَوْ أَنَّكُمْ
تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللّه حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا
يَرْزُقُ الطَّيْرَ ، تَغْدُو خِمَاصاً وَتَرُوحُ بِطَاناً )
رواه الترمذي ،
وَقالَ :
( حديث حسن ) .
معناه : تَذْهبُ أَوَّلَ النَّهَارِ خِمَاصاً : أي ضَامِرَةَ
البُطُونِ مِنَ الجُوعِ ، وَتَرجعُ آخِرَ النَّهَارِ بِطَاناً . أَي
مُمْتَلِئَةَ البُطُونِ . |
|
81. Ebû Ümâre Berâ İbn Âzib
radıyallahü anhümâ’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Ey falân! Yatağına yattığında şöyle
dua et:
Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim.
Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim.
(Rızânı) isteyerek, (azâbından) korkarak sırtımı sana dayadım,
sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur.
İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.
Eğer bu duayı yapıp yattığın gece
ölürsen, iman üzere ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra
kavuşursun.”
Buhârî, Vudû 75, Daavât 6;
Müslim, Zikr 56-58. Ayrıca bk.
Ebû Dâvûd, Edeb 98.
Buhârî ve
Müslim’in
Sahîh’lerinde (gösterilen
yerlerde) yine Berâ İbn Âzib’den rivayet edildiğine göre Berâ, “Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bana
şöyle buyurdu” demiştir:
- “Yatağına yatacağın zaman, namaz
kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat
ve -yukarıdaki duayı aynen zikrederek-
böyle dua et!” Sonra da şunu
ilâve etti:
- “En son sözün bu dua olsun!” |
٨١-
السابع : عن أبي عُمَارة البراءِ بن عازب
رضي اللّه عنهما ،
قَالَ :
قَالَ رسولُ اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( يَا فُلانُ ، إِذَا
أَوَيْتَ إِلَى فراشِكَ ، فَقُل : اللّهمَّ أسْلَمتُ نَفْسي إلَيْكَ
، وَوَجَّهتُ وَجْهِي إلَيْكَ ، وَفَوَّضتُ أَمْري إلَيْكَ ،
وَأَلجأْتُ ظَهري إلَيْكَ رَغبَةً وَرَهبَةً إلَيْكَ ، لا مَلْجَأ
وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إلاَّ إلَيْكَ ، آمنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي
أنْزَلْتَ ؛ وَنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ . فَإِنَّكَ إِنْ مِتَّ
مِنْ لَيلَتِكَ مِتَّ عَلَى الفِطْرَةِ ، وَإِنْ أصْبَحْتَ أَصَبْتَ
خَيراً ) مُتَّفَقٌ عَلَيهِ
.
وفي رواية في الصحيحين ، عن البراءِ ،
قَالَ :
قَالَ لي رَسُول اللّه صَلّى اللّه
عَلَيْهِ وسَلَّم : ( إِذَا
أَتَيْتَ مَضْجِعَكَ فَتَوَضَّأْ وُضُوءكَ للصَّلاةِ ، ثُمَّ
اضْطَجعْ عَلَى شِقِّكَ الأَيمَنِ ، وَقُلْ ... وذَكَرَ نَحْوَهُ
ثُمَّ
قَالَ : وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَقُولُ )
. |
|
82. Ebû Bekir es-Sıddîk,
Abdullah İbn Osman İbn Âmir İbn Ömer İbn Kâ’b İbn Sa’d İbn Teym
İbn Mürre İbn Kâ’b İbn Lüey İbn Galib el-Kureşî et-Teymî
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre -ki Allah kendilerinden razı olsun, kendisi,
babası ve annesi sahâbîdir- o şöyle demiştir:
(Hicret
yolculuğunda) biz Resûlüllah
ile mağaradayken, tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını
gördüm ve:
- Ey Allah’ın
elçisi! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka
bizi görür, dedim. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
- “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen
ne zannediyor (ve haklarında neler düşünüyor)sun, Ebû Bekr?”
Buhârî, Tefsîru sûre (9), 9;
Fezâilü’l-ashâb 2; Müslim,
Fezâilüs-sahâbe 1 |
٨٢-
الثامِنُ : عن أبي بكرٍ الصِّديق رَضِيَ
اللّه عَنْهُ عبدِ اللّه بنِ عثمان بنِ عامرِ بنِ عمر ابنِ
كعب بنِ سعدِ بن تَيْم بنِ مرة بن كعبِ بن لُؤَيِّ بن غالب القرشي
التيمي رَضِيَ اللّه عَنْهُ -
وَهُوَ وَأَبُوهُ وَأُمُّهُ صَحَابَةٌ - رضي اللّه عَنْهمْ -
قَالَ :
نَظَرتُ إِلَى أَقْدَامِ المُشْرِكينَ وَنَحنُ في الغَارِ وَهُمْ
عَلَى رُؤُوسِنا ، فقلتُ : يَا رسولَ اللّه ، لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ
نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيهِ لأَبْصَرَنَا .
فَقَالَ :
( مَا ظَنُّكَ يَا أَبا بَكرٍ باثنَيْنِ
اللّه ثَالِثُهُمَا ) مُتَّفَقٌ
عَلَيهِ . |
|
83. Asıl adı Hind Binti Ebû
Ümeyye Huzeyfe el-Mahzûmiyye olan Ümmü Seleme
radıyallahü anhâ’dan rivayet edildiğine göre
Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem
evinden çıkacağı zaman şöyle dua ederdi:
“Allah’ın ismiyle çıkıyorum, Allah’a
güveniyorum. Allah’ım sapmaktan, saptırılmaktan, kaymaktan
kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan,
câhilce davranmaktan ve câhillerin davranışlarına muhatap olmaktan
sana sığınırım.”
Ebû Dâvûd, Edeb 103;
Tirmizî, Daavât 34;
İbn Mâce, Duâ 18 |
٨٣-
التاسع : عن أم المُؤمنينَ أمِّ سَلَمَةَ وَاسمها هِنْدُ بنتُ أَبي
أميةَ حذيفةَ المخزومية رضي اللّه عنها
: أنَّ النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم كَانَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيتِهِ ،
قَالَ :
( بِسْمِ اللّه تَوَكَّلتُ عَلَى اللّه ،
اللّهمَّ إِنِّي أعُوذُ بِكَ أنْ أضِلَّ أَوْ أُضَلَّ ، أَوْ أَزِلَّ
أَوْ أُزَلَّ ، أَوْ أظْلِمَ أَوْ أُظْلَمَ ، أَوْ أجْهَلَ أَوْ
يُجْهَلَ عَلَيَّ ) حديثٌ صحيح ، رواه
أبو داود والترمذي
وغيرهما بأسانيد صحيحةٍ . قَالَ الترمذي
: ( حديث حسن صحيح ) وهذا لفظ
أبي داود . |
|
84. Enes
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Kim, evinden çıkarken:
“Allah’ın ismiyle çıkıyor, Allah’a
güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet
bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” derse kendisine:
“Doğruya iletildin, ihtiyaçların
karşılandı, düşmanlarından korundun, diye cevap verilir. Şeytan da
kendisinden uzaklaşır.”
Ebû Dâvûd’un rivayetinde şu
ilâve vardır:
Şeytan, diğer şeytana: Hidâyet edilmiş,
ihtiyaçları karşılanmış ve korunmuş kişiye sen ne yapabilirsin ki?
der. Ebû Dâvûd, Edeb
103; Tirmizî, Daavât 34 |
٨٤-
العاشر : عن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ
،
قَالَ :
قَالَ رَسُول اللّه صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم : ( مَنْ قَالَ - يَعْني :
إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيتِهِ - : بِسمِ اللّه تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّه
، وَلا حَولَ وَلا قُوَّةَ إلاَّ باللّه ، يُقالُ لَهُ : هُدِيتَ
وَكُفِيتَ وَوُقِيتَ ، وَتَنَحَّى عَنْهُ الشَّيطَانُ ) رواه
أبو داود والترمذي
والنسائي وغيرهم . وَقالَ
الترمذي :
( حديث حسن ) ، زاد
أبو داود :
( فيقول - يعني : الشيطان�-
لِشيطان آخر : كَيفَ لَكَ بِرجلٍ قَدْ هُدِيَ وَكُفِيَ وَوُقِيَ ؟ )
. |
|
85. Enes
radıyallahü anh şöyle dedi:
“Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem
zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri (ilim öğrenmek için)
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’e
gelir, diğeri de (geçimlerini temin için) çalışırdı. (Bir gün)
çalışan kardeş, ötekini Nebi sallallahu
aleyhi ve sellem’e şikâyet etti.
Peygamber
aleyhisselâm da:
- “Belki de sen, onun yüzünden iş
buluyor, rızıklandırılıyorsun” buyurdu.
Tirmizî, Zühd 33 |
٨٥-
وعن أنس رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
كَانَ أَخَوانِ عَلَى عهد النَّبيّ صَلّى
اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم وَكَانَ أحَدُهُمَا يَأتِي النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم
وَالآخَرُ يَحْتَرِفُ ، فَشَكَا المُحْتَرِفُ أخَاهُ للنبي
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَقَالَ :
( لَعَلَّكَ تُرْزَقُ بِهِ ) . رواه
الترمذي بإسناد صحيحٍ عَلَى شرطِ
مسلم .
( يحترِف )
: يكتسب ويتسبب . |
|