5. ALLAH’IN KULLARI DENETLEMESİ (
MURÂKABE )
•
“O (öyle Allah’tır) ki, gece namaza
kalktığında ve secde edenler arasında dolaştığında seni görüyor.” Şuarâ
sûresi (26), 218-219
•
“Nerede olursanız olunuz, Allah
sizinledir.” Hadîd sûresi (57), 4
•
“Yerde ve gökte hiç bir şey, aslâ Allah’a
gizli kalmaz.” Âl-i İmrân sûresi (3), 5
•
“Doğrusu senin Rabbin hep
gözetlemektedir.” Fecr sûresi (89), 14
•
“Allah, gözlerin sinsi bakışlarını ve
kalblerin saklayageldiklerini bilir.” Mü’min sûresi
(40), 19 |
٥- باب المراقبة
قَالَ اللّه تَعَالَى
: { الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ }
[ الشعراء : ٢١٩ - ٢٢٠ ]،
وَقالَ تَعَالَى :
{ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُم }
[ الحديد :٤ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ إِنَّ اللّه لا يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ
فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاءِ }
[ آل عمران : ٦ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ }
[ الفجر : ١٤ ]
،
وَقالَ تَعَالَى :
{ يَعْلَمُ خَائِنَةَ الأَعْيُنِ وَمَا
تُخْفِي الصُّدُورُ }
[ غافر : ١٩ ]
وَالآيات في البابِ كثيرة معلومة . |
|
61. Ömer İbnü’l-Hattâb
radıyallahü anh şöyle dedi:
Bir gün
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem’in
huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları
siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden
kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi.
Peygamber’in yanına
sokuldu, önüne oturdu, dizlerini
Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi)
dizlerinin üstüne koydu ve:
- Ey Muhammed,
bana İslâm’ı anlat! dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “İslâm, Allah’tan başka ilah
olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet etmen,
namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu
(eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac)
etmendir” buyurdu. Adam:
- Doğru
söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza
gitti. Adam:
- Şimdi de
imanı anlat bana, dedi. Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’a, meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve
şerrine iman etmendir” buyurdu.
Adam tekrar:
- Doğru
söyledin, diye tasdik etti ve:
- Peki ihsan
nedir, onu da anlat, dedi.
Resûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem:
- “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi
kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor”
buyurdu.
Adam yine:
- Doğru
söyledin dedi, sonra da:
- Kıyâmet ne
zaman kopacak? diye sordu.
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Kendisine
soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir”
cevabını verdi.
Adam:
- O halde
alâmetlerini söyle, dedi.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
-
“Annelerin, kendilerine câriye
muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak,
çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarda
birbirleriyle yarışmalarıdır ” buyurdu.
Adam,
(sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra
Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Ey
Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu.
Ben:
- Allah ve
Resûlü bilir, dedim.
Resûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “O
Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu.
Müslim, Îmân 1, 5. Ayrıca bk.
Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân
4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Nesâi,
Mevâkît 6; İbn Mâce, Mukaddime,
9 |
٦١-
وأما الأحاديث ، فالأول : عن عمر بن الخطاب
رَضِيَ اللّه عَنْهُ ،
قَالَ :
بَيْنَما نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ذَاتَ
يَومٍ ، إذْ طَلَعَ عَلَينا رَجُلٌ شَديدُ بَياضِ الثِّيابِ ، شَديدُ
سَوَادِ الشَّعْرِ ، لا يُرَى عَلَيهِ أثَرُ السَّفَرِ ، وَلا
يَعْرِفُهُ مِنَّا أحَدٌ ، حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبيّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ،
فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيهِ إِلَى رُكْبتَيهِ ، وَوَضعَ كَفَّيهِ عَلَى
فَخِذَيهِ ، وَقالَ : يَا مُحَمَّدُ
، أخْبرني عَنِ الإسلامِ ، فَقَالَ رَسُول اللّه
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم :
( الإسلامُ : أنْ تَشْهدَ أنْ لا إلهَ
إلاَّ اللّه وأنَّ مُحمَّداً رسولُ اللّه ، وتُقيمَ الصَّلاةَ
، وَتُؤتِيَ الزَّكَاةَ ، وَتَصومَ رَمَضَانَ ، وَتَحُجَّ البَيتَ إن
اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبيلاً ) .
قَالَ :
صَدَقْتَ . فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقهُ !
قَالَ :
فَأَخْبرنِي عَنِ الإِيمَانِ .
قَالَ :
( أنْ تُؤمِنَ باللّه ، وَمَلائِكَتِهِ ،
وَكُتُبهِ ، وَرُسُلِهِ ، وَاليَوْمِ الآخِر ، وتُؤْمِنَ بالقَدَرِ
خَيرِهِ وَشَرِّهِ ) .
قَالَ :
صَدقت .
قَالَ :
فأَخْبرني عَنِ الإحْسَانِ .
قَالَ :
( أنْ تَعْبُدَ اللّه كَأنَّكَ تَرَاهُ
فإنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فإنَّهُ يَرَاكَ ) .
قَالَ :
فَأَخْبِرني عَنِ السَّاعَةِ .
قَالَ :
( مَا المَسْؤُولُ عَنْهَا بأعْلَمَ مِنَ
السَّائِلِ ) .
قَالَ :
فأخبِرني عَنْ أمَاراتِهَا .
قَالَ :
( أنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا ، وأنْ
تَرَى الحُفَاةَ العُرَاةَ العَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ
يَتَطَاوَلُونَ في البُنْيَانِ ) . ثُمَّ انْطَلقَ فَلَبِثْتُ
مَلِيّاً ، ثُمَّ
قَالَ :
( يَا عُمَرُ ، أَتَدْري مَنِ السَّائِلُ ؟
) قُلْتُ : اللّه ورسُولُهُ أعْلَمُ .
قَالَ :
( فإنَّهُ جِبْريلُ أَتَاكُمْ يعْلِّمُكُمْ
أمْرَ دِينكُمْ ) . رواه مسلم
.
ومعنى ( تَلِدُ الأَمَةُ رَبَّتَهَا )
أيْ سَيِّدَتَهَا ؛ ومعناهُ : أنْ تَكْثُرَ السَّراري حَتَّى تَلِدَ
الأَمَةُ السُّرِّيَّةُ بِنْتاً لِسَيِّدِهَا وبنْتُ السَّيِّدِ في
مَعنَى السَّيِّدِ وَقيلَ غَيْرُ ذلِكَ . وَ(
العَالَةُ ) : الفُقَراءُ . وقولُهُ
: ( مَلِيّاً ) أَيْ زَمَناً
طَويلاً وَكانَ ذلِكَ ثَلاثاً . |
|
63. Abdullah İbn Abbas
radıyallahü anhümâ’dan
nakledildiğine göre şöyle demiştir:
Bir gün
Hazret-i Peygamber’in
terkisinde bulunuyordum. Bana:
“Yavrucuğum, sana bazı kaideler
öğreteyim” dedi ve şöyle buyurdu:
“Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun.
Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun.
Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen,
Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda
temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği
faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar
vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği
zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş,
yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. (Bundan sonra
takdirde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.)
Tirmizî, Kıyâmet 59
Tirmizî dışında bir rivayette
de (Ahmed İbn Hanbel,
Müsned, I, 307) şöyle buyurulmaktadır:
“Allah’ın emir ve
yasaklarını
gözet,
O’nu
önünde bulursun.
Bolluk içindeyken (emirlerine
bağlı kalmakla) sen Allah’ı tanı ki O da darlığa düşünce
(kurtarmak suretiyle) seni tanısın. Bil ki senin hakkında
yazılmamış olan şey başına gelmez. Sana takdir edilen de seni
atlayıp (başkalarına) gitmez. Bil ki zafer sabırla, sevinç
üzüntüyle, kolaylık da zorlukla birliktedir.” |
٦٣-
الثالث : عن ابنِ عباسٍ رضي اللّه عنهما
،
قَالَ :
كنت خلف النَّبيّ صَلّى اللّه عَلَيْهِ
وسَلَّم يوماً ،
فَقَالَ :
( يَا غُلامُ ، إنِّي أعلّمُكَ كَلِمَاتٍ :
احْفَظِ اللّه يَحْفَظْكَ ، احْفَظِ اللّه تَجِدْهُ تُجَاهَكَ
، إِذَا سَألْتَ فَاسأَلِ اللّه ، وإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ
باللّه ، وَاعْلَمْ : أنَّ الأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أنْ
يَنْفَعُوكَ بِشَيءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إلاَّ بِشَيءٍ قَدْ كَتَبهُ
اللّه لَكَ ، وَإِن اجتَمَعُوا عَلَى أنْ يَضُرُّوكَ بِشَيءٍ لَمْ
يَضُرُّوكَ إلاَّ بِشَيءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللّه عَلَيْكَ ، رُفِعَتِ
الأَقْلاَمُ وَجَفَّتِ الصُّحفُ ) رواه
الترمذي ، وَقالَ :
( حديث حسن صحيح ) .
وفي رواية غيرِ الترمذي :
( احْفَظِ اللّه تَجِدْهُ أَمَامَكَ ،
تَعرَّفْ إِلَى اللّه في الرَّخَاءِ يَعْرِفكَ في الشِّدَّةِ ،
وَاعْلَمْ : أنَّ مَا أَخْطَأكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبكَ ، وَمَا
أصَابَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَكَ ، وَاعْلَمْ : أنَّ النَّصْرَ
مَعَ الصَّبْرِ ، وَأَنَّ الفَرَجَ مَعَ الكَرْبِ ، وَأَنَّ مَعَ
العُسْرِ يُسْراً ) . |
|
66. Ebû Hüreyre
radıyallahü anh’den rivayet
edildiğine göre kendisi, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“İsrâil
oğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç
kişi vardı. Allahü teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir
melek gönderdi.
Melek ala
tenliye geldi:
- En çok
istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli:
- Güzel (bir)
renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden
giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti,
rengi güzelleşti. Melek bu defa:
- En çok sahip
olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam:
- Deve (yahut
da sığır)dır, dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:
- Allah sana bu
deveyi bereketli kılsın! diye dua etti.
Sonra kele
gelerek:
- En çok
istediğin şey nedir? dedi. Kel:
- Güzel (bir)
saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi.
Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel
(bir) saç verildi. Melek sordu:
- En çok sahip
olmak istediğin mal nedir? Adam:
- Sığır… dedi.
Ona da gebe bir inek verildi. Melek:
- Allah sana
bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün yanına geldi
ve :
- En çok
istediğin şey nedir? dedi. Kör:
- Allah’ın
gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi.
Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti.
Bu defa Melek:
- En çok sahip
olmak istediğin şey nedir? dedi. O da:
- Koyun… dedi.
Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi.
Deve ve sığır
yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vâdi dolusu develeri,
diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun
sürüsü oldu.
Daha sonra
melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:
- Fakirim,
yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah
sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini
güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim
bir deve istiyorum, dedi.
Adam:
- Mal verilecek
yer çoook, dedi. Melek:
- Ben seni
tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken
Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam:
- Bana bu mal
atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:
- Eğer yalan
söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi.
Sonra melek,
eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa
söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona
da:
- Yalan
söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.
Körün kılığına
girip bu defa da onun yanına gitti ve:
- Fakir ve
yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın
sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri
veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma
devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:
- Ben gerçekten
kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini
bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana
zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek:
- Malın senin
olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu,
arkadaşlarına gazap etti, cevabını verdi (ve oradan ayrıldı).
Buhârî, Enbiyâ 51;
Müslim, Zühd 10 |
٦٦-
السادس : عن أبي هريرةَ رَضِيَ اللّه
عَنْهُ : أنَّه سَمِعَ النَّبيَّ
صَلّى اللّه عَلَيْهِ وسَلَّم ، يقُولُ :
( إنَّ ثَلاثَةً مِنْ بَني إِسْرَائِيلَ :
أبْرَصَ ، وَأَقْرَعَ ، وَأَعْمَى ، أَرَادَ اللّه أنْ يَبْتَليَهُمْ
فَبَعَثَ إِليْهمْ مَلَكاً ، فَأَتَى الأَبْرَصَ ،
فَقَالَ : أَيُّ شَيءٍ أَحَبُّ إلَيْكَ ؟
قَالَ : لَوْنٌ حَسنٌ ، وَجِلدٌ حَسَنٌ ، وَيَذْهبُ عَنِّي الَّذِي
قَدْ قَذِرَنِي النَّاسُ ؛ فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ قَذَرُهُ
وَأُعْطِيَ لَوناً حَسنَاً .
فَقَالَ : فَأيُّ المَالِ أَحَبُّ إِليكَ ؟
قَالَ : الإِبلُ - أَوْ قالَ : البَقَرُ شكَّ الرَّاوي - فَأُعطِيَ
نَاقَةً عُشَرَاءَ ،
فَقَالَ : بَاركَ اللّه لَكَ فِيهَا .
فَأَتَى الأَقْرَعَ، فَقَالَ: أَيُّ شَيءٍ أَحَبُّ إلَيْكَ؟ قَالَ:
شَعْرٌ حَسَنٌ، وَيَذْهَبُ عَنِّي هَذَا الَّذِي قَذِرَني النَّاسُ ؛
فَمَسَحَهُ فَذَهبَ عَنْهُ وأُعْطِيَ شَعراً حَسَناً . قالَ :
فَأَيُّ المَالِ أَحَبُّ إِليْكَ ؟
قَالَ : البَقَرُ ، فَأُعْطِيَ بَقَرَةً حَامِلاً ، وَقالَ : بَارَكَ
اللّه لَكَ فِيهَا .
فَأَتَى الأَعْمَى ،
فَقَالَ : أَيُّ شَيءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ ؟
قَالَ : أَنْ يَرُدَّ اللّه إِلَيَّ بَصَرِي فَأُبْصِرُ النَّاسَ؛
فَمَسَحَهُ فَرَدَّ اللّه إِلَيْهِ بَصَرهُ. قَالَ: فَأَيُّ المَالِ
أَحَبُّ إِليْكَ ؟
قَالَ : الغَنَمُ ، فَأُعْطِيَ شَاةً والداً ، فَأَنْتَجَ هذَانِ
وَوَلَّدَ هَذَا ، فَكانَ لِهذَا وَادٍ مِنَ الإِبلِ ، وَلِهذَا
وَادٍ مِنَ البَقَرِ ، وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الغَنَمِ .
ثُمَّ إنَّهُ أَتَى الأَبْرَصَ في صُورَتِهِ وَهَيئَتِهِ ،
فَقَالَ : رَجلٌ مِسْكينٌ قَدِ انقَطَعَتْ بِيَ الحِبَالُ في سَفَري
فَلا بَلاغَ لِيَ اليَومَ إلاَّ باللّه ثُمَّ بِكَ ، أَسْأَلُكَ
بِالَّذي أعْطَاكَ اللَّونَ الحَسَنَ ، والجِلْدَ الحَسَنَ ،
وَالمَالَ ، بَعِيراً أَتَبَلَّغُ بِهِ في سَفَري ،
فَقَالَ : الحُقُوقُ كثِيرةٌ .
فَقَالَ : كأنِّي اعْرِفُكَ ، أَلَمْ تَكُنْ أَبْرَصَ يَقْذَرُكَ
النَّاسُ فقيراً فأعْطَاكَ اللّه !؟
فَقَالَ : إِنَّمَا وَرِثْتُ هَذَا المالَ كَابِراً عَنْ كَابِرٍ ،
فَقَالَ : إنْ كُنْتَ كَاذِباً فَصَيَّرَكَ اللّه إِلَى مَا كُنْتَ .
وَأَتَى الأَقْرَعَ في صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ ، فَقَالَ لَهُ مِثْلَ
مَا قَالَ لِهَذا ، وَرَدَّ عَلَيهِ مِثْلَ مَا رَدَّ هَذَا ،
فَقَالَ : إنْ كُنْتَ كَاذِباً فَصَيَّرَكَ اللّه إِلَى مَا كُنْتَ .
وَأَتَى الأَعْمَى في صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ ،
فَقَالَ : رَجُلٌ مِسْكينٌ وابنُ سَبيلٍ انْقَطَعتْ بِيَ الحِبَالُ
في سَفَرِي ، فَلا بَلاَغَ لِيَ اليَومَ إلاَّ بِاللّه ثُمَّ بِكَ ،
أَسأَلُكَ بالَّذِي رَدَّ عَلَيْكَ بَصَركَ شَاةً أَتَبَلَّغُ بِهَا
في سَفري ؟
فَقَالَ : قَدْ كُنْتُ أعمَى فَرَدَّ اللّه إِلَيَّ بَصَرِي فَخُذْ
مَا شِئْتَ وَدَعْ مَا شِئْتَ فَوَاللّه ما أجْهَدُكَ اليَومَ
بِشَيءٍ أخَذْتَهُ للّه عزَّ وجَلَّ.
فَقَالَ : أمْسِكْ مالَكَ فِإنَّمَا ابْتُلِيتُمْ . فَقَدْ رضي اللّه
عنك ، وَسَخِطَ عَلَى صَاحِبَيكَ )
مُتَّفَقٌ عَلَيهِ .
و( النَّاقةُ العُشَرَاءُ ) بضم
العين وفتح الشين وبالمد : هي الحامِل .
قوله : ( أنْتَجَ )
وفي رواية : ( فَنتَجَ ) معناه :
تولَّى نِتاجها ، والناتج لِلناقةِ كالقابِلةِ للمرأةِ . وقوله
: ( وَلَّدَ هَذَا ) هُوَ
بتشديد اللام : أي تولى ولادتها ، وَهُوَ بمعنى أنتج في الناقة ،
فالمولّد ، والناتج ، والقابلة بمعنى ؛ لكن هَذَا لِلحيوان وذاك
لِغيرهِ . وقوله :
( انْقَطَعَتْ بي الحِبَالُ ) هُوَ
بالحاءِ المهملةِ والباءِ الموحدة : أي الأسباب . وقوله
: ( لا أجْهَدُكَ ) معناه :
لا أشق عليك في رد شيء تأخذه أَوْ
تطلبه من مالي . وفي رواية البخاري
: ( لا أحمَدُكَ ) بالحاءِ المهملة
والميمِ ومعناه : لا أحمدك بترك شيء تحتاج إِلَيْه ، كما
قالوا :
لَيْسَ عَلَى طولِ الحياة ندم : أي عَلَى فواتِ طولِها . |