Geri

   

 

 

İleri

 

52 - KUR’ÂN’DA HAKİKAT VE MECÂZ

4259 Kur’ân'ın edebi üslubunda lafızlar, hakiki ve mecâzi mânalarıyla değer­lendirilir. Hakiki mânada kullanılan lafızların Kur’ân'da mevcudiyeti hakkında herhangi bir ihtilaf yoktur. Bunlar, asıl mânaları dışında mâna taşımayan, âyetteki yerlerinde takdim ve tehir olmayan lafızlardır. Kur’ân'ın büyük kısmını bu lafızlar teşkil etmektedir.

Kur’ân'da mecâzi mânadaki lafızların mevcudiyetini ekseri ulema kabul ederken, zâhiriye uleması, Şâfiî'den İbnu'l-Kass, Mâliki'den İbn-i Huveyz Mindad bu görüşe katılmamışlardır. Bunların şüpheleri, Mecâzın, yalana yakın oluşundan gelmektedir. Halbuki Kur’ân, yalandan münezzehtir. Kur’ân lafızlarını inceleyen mecâzi mânayı ancak, hakiki mânayı bulamadığı anda kabul eder ve lâfzı isti­are olarak kullanır. Bu durum, Allah'a nazaran muhaldir. İleri sürülen bu şüphe yersizdir. Çünkü Kur’ân'da mecâzi mânadaki lafızlar olmasaydı edebi güzelliği ortadan kalkmış olacaktı. Belâgat ulemasının ittifaken kabul ettiğine göre mecâz, hakikatten daha beliğdir. Eğer Kur’ân'da mecâz bulunmasaydı hazif, tekid, kıssaların tekrarı gibi, diğer belagî özellikler olmazdı.

4261 Bu mevzuda İzzeddin b. Abdisselam Müstakil bir eser yazmıştır. Bu ese­ri, bazı ilâvelerde bulunarak özetledim buna «Mecâzu'l-Fursan ilâ Mecâzi'l-Kur’ân» adını verdim.

Mecâz, iki kısma ayrılır:

1- Cümlede mecâz

Buna, mecâzu'l-isnad, mecâzu'l-akli adı verilir. Mecâzın bunlarla alakası, bunlara yakınlığından dolayıdır. Mecâz, bir fiil veya benzeri kelimenin, aralarında mâna yakınlığı bulunması sebebiyle, asıl olma­yan mânasına hamledilmesidir. ***** «..kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğu zaman (o âyetler onların) imanlarını artırır..» (Enfal, 2.) âyeti buna misaldir. Çünkü Allah'ın âyetleri, imanın artmasına sebeb olmuş­tur. ***** «..oğullarını kesiyor..» (Kasas, 4.) ve ***** «Ey Haman, bana bir kule yap..» (Gâfir, 36.) âyetleri de buna misaldir. Amir durumun­da olmaları sebebiyle birinci âyetteki Firavn'ın yardımcıları tarafından gerçekleştirilen zebih işinin Firavn'a, ikinci âyetteki amele tarafından gerçekleştirilen bina inşasının Haman'a nisbet edilmesi, mecâzdır. ***** «..ka­vimlerini de helâk yurduna kondurdular.» (İbrahim, 28.) âyeti de bu kabilden­dir. Bu âyette Mekkelilerin cehenneme girmeleri, küfre sebep olduklarından dolayı Mekke müşriklerine nisbet edilmiştir. ***** «..çocukları ih­tiyarlatan o günde..» (Müzzemmil, 17.) âyeti de bu kabildendir. Çocukların ak saçlı duruma gelme işi, kıyamet azabının ortaya çıkmasıyla meydana gelece­ğinden, bu fiili, zaman zarfı olan kıyamet gününe nisbet edilmiştir. ***** «Artık o memnun edici bir hayat içindedir.» (Hakka, 21.) âyetindeki ***** kelimesi, memnun kalan mânasında değil, memnun kalınan bir yaşayış demektir. ***** «..iş ciddiye bindiği zaman..» (Muhammed, 21.) âyeti, ***** «bir kere de azmettin mi..» (Âl-i İmrân, 159.) âyetinin delaletiyle ***** mânasınadır.

Bu kısım mecâz, kendi arasında dörde ayrılır;

a- Mecâz olan lafız ile, mecâza delalet eden lâfzın hakiki olmasıdır. Yu­karıda zikredilen Enfal sûresinin 2. âyeti ile ***** «Yer ağırlıkla­rını çıkardığı zaman..» (Zilzal, 2.) âyeti buna misaldir.

b- Bunların her ikisi de mecâzi olur; ***** «..ticaretleri kar et­medi..» (Bakara, 16.) âyeti buna misaldir. Yani, ticarette kazanç sağlayamadı­lar, demektir. Bu âyetteki kazanç ve ticaret kelimelerinin ikisi de, mecâzi mâ­nadadır.

c-ve d- İki taraftan birinin hakiki diğerinin mecâz, birinin mecâz diğerinin hakiki olmasıdır; ***** «..yoksa onlara bir delil mi indirmişiz de?..» (Rûm, 35.) âyeti buna misaldir. Âyetteki ***** kelimesi ***** mânasındadır. ***** «Hayır! O, alevlenen bir ateştir. Derileri soyar kavu­rur, (kendine) çağırır..» (Meâric, 15-16-17.) âyetinde ateşin daveti, mecâzi mânadadır. ***** «..harp ağırlıklarını bırakıncaya kadar..» (Muhammed, 4.), ***** «..Rabbinin izniyle her zaman meyve veren..» (İbrahim, 25.), ***** «Onun anası haviyedir.» (Kâria, 9.) âyetleri de bu kabildendir. Son âyetteki cehennemin anası kelimesi, mecâzi mânadadır. Ya­ni ana, çocuğuna kefil ve sığınak olduğu gibi, cehennem de Kâfirlere kefil ve sığınak demektir.

2- Kelimede mecâz

4266 Buna lugavi mecâz adı da verilir. Bu çeşit mecâz kelimenin asıl mânası dışında başka bir mânada kullanılmasıdır. Çeşitli şekilleri vardır;

a- Hazif yoluyla yapılan mecâzdır. Mecâz bahsinde bu husus daha ge­niş olarak açıklanacaktır. Zaten bu nevi mecâzın yeri, mecâz bahsidir.

b- Ziyade yoluyla yapılan mecâzdır. Buna dair malumat, irabla ilgili bahisde verilmiştir.

c- Külli ismin cüzi isme itlakıdır; ***** «..parmaklarını ku­laklarına tıkarlar..» (Bakara, 19.) âyeti buna misaldir. Âyetteki parmaklardan maksat, parmak uçlarıdır. Bu âyetteki parmak uçları yerine parmakları zikret­mekteki beliğ nükte, gerçeklerden kaçmadaki mübalağayı göstermek üzere parmakların mutat olmayan şekilde kulağa sokulmasıdır. ***** «Onları gördüğün zaman görünüşleri hoşuna gider..» (Münafikûn, 4.) âyetin­deki vücutlar kelimesinden, yüzleri kasdedilmektedir. Çünkü Resûlüllah onları bütünüyle görmemişti.

***** «..sizden kim hilali görürse oruç tutsun..» (Baka­ra, 185.) âyetindeki ***** kelimesi, otuz geceye verilen isimdir. Cenabı Hak burada, ayın bir cüzünü kastetmiştir. Fahruddin Razi; cümledeki ceza, şartın tamamlanmasından sonra gerçekleşir, şeklindeki kaideden doğan müşkili şöy­le çözer: Âyetteki şart, ayın görülmesidir ki bu da otuz günlük tamamı demek­tir. Şayet ayın tamamı kabul edilecek olursa, Ramazan ayının geçmesinden sonra oruç emredilmiş demek olur ki bu da doğru olmaz. Hazret-i Ali, İbn-i Abbâs ve İbn-i Ömer; sizden biriniz Ramazan ayının evvelini görürse, sefere çıkılsa bile, tamamını tutsun şeklinde mâna vermişlerdir. Bunu, İbn-i Cerîr ve İbn-i Ebî Hâtim rivâyet etmişlerdir. Bu husus, mecâzın bu nevine misal olduğu gibi, ha­zif yoluyla yapılan mecâza da misal olabilir.

d- Cüzi ismin külli isme itlakıdır; ***** «Yalnız Rabbinin celal ve ikram sahibi yüzü kalacaktır..» (Rahmân, 27.) âyeti buna misaldir. Âyetteki ***** kelimesi, Allah'ın zatı mânasındadır. ***** «..yüzünüzü Mescidi Haram tarafına çevirin..» (Bakara, 144.) âyeti, yönel­menin bütün vücutla yapılmasını gerektirdiğinden, yüzünüzü çevirin ifadesi, kendinizi çevirin manasınadır. ***** «Yüzler var ki o gün mutlu..» (Gâşiye, 2-8.) âyetlerindeki yüzden maksat, vücudun tamamıdır. Çünkü saa­det ve yorgunluk sadece yüzde değil, bütün vücuda şamildir.

***** «(Ey insan,) işte bu senin ellerinin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir..» (Hac, 10.), ***** «İşte bu sizin ellerinizin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir.» (Enfâl, 51.) âyetleri de bu kabildendir. ***** ve ***** fiillerinin ele nisbet edilmesi mecâzidir. Çünkü yapılan şeylerin çoğu elle gerçekleşir. ***** «Geceleyin kalk..» (Müzzemmil, 2.), ***** «..Sabah'ın Kur’ân'ını..» (İsrâ, 78.), ***** «..rüku edenlerle beraber eğilin..» (Bakara, 43.), ***** «Gecenin bir bölümünde O'na secde et..» (İn­san, 26.) âyetlerindeki kıyam, kırâat, rüku ve sücud, namaza ıtlak olunmuştur ki bunların herbiri namazın cüzüdür. ***** «..Kabeye varacak bir kurban..» (Mâide, 95.) âyetinde Kabeden, içinde kurban kesilemeyeceğinden dolayı, Ha­remi Şerif kasdedilmiştir.

Yukarıdaki son iki neve, iki husus daha ilâve edilir;

Birincisi; bütünün sıfatıyla, kısmın vasıflanmasıdır. ***** «o ya­lancı günahkâr perçeminden..» (Alak, 16.) âyeti buna misaldir. Âyetteki hata bütün vücudun sıfatıdır, nasiyenin vasfı olarak kullanılmıştır. Bunun aksi, ***** «..biz sizden korkuyoruz..» (Hicr, 52.) âyetidir. Âyetteki endişe etme, kalbin sıfatıdır. ***** «..onlardan içine korku dolardı..» (Kehf, 18.) âyetindeki korku da sadece kalbe ait bir sıfattır.

İkincisi; ***** kelimesini kullanarak bütünü murad etmektir. Bunu Ebû Ubeyd zikretmiş, misal olarak ***** «..ve ayrılığa düştü­ğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için (geldim)..» (Zuhruf, 63.) âyetini getirmiştir. Âyetteki bazı kelimesinden murat, bütündür. ***** «..ve eğer doğru söylüyorsa size vaad ettiklerinin bir kısmı başınıza gelir..» (Mü’min, 28.) âyeti de bu kabildendir. Kıyamet ve ruhun delaletiyle, hakkında ihtilaf edilen herşeyi Nebi'nin açıklaması gerekmez. Zira Hazret-i Musa onlara, dün­ya ve ahiret azabını haber vermiş, bu azap dünyada uğrayacağınız azaptır, demiştir. Hazret-i Musa'nın bu sözü, ahiret azabını nefyetmeden, karşılaşacakları azabın bir kısmını belirtmektedir. Bu açıklamayı Saleb yapmıştır.

Zerkeşî bu konuda şöyle der: Vaidin tamamını terketmek olduğuna göre, bir kısmını terketmek nasıl mümkün olmasın! Bunu Saleb'in delil olarak getirdiği şu âyet teyid eder: ***** «Onlara söylediğimizin bir kısmını sana göstersek de veya seni alsak da.. Nihayet bize dönecekler..» (Yûnus, 46.)

e- Hususi bir ismin umumi bir isme ıtlakıdır; ***** «..biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz..» (Şuarâ, 16.) âyeti buna misaldir. Âyette hususi mânada olan ***** kelimesi, umumi mânada, ***** demektir.

f- Umumi bir ismin hususi bir isme ıtlakıdır; ***** «..yerdekiler için mağfiret dilerler.» (Şûra, 5.) âyeti buna misaldir. Bu âyette, ***** «..Mü’minler için mağfiret dilerler..» (Gâfir, 7.) âyetinin delaletiyle, Mü’minler kastedilmektedir.

g- Melzum ismin lazım isme ıtlakıdır;

h- Lazım ismin malzum isme ıtlakıdır, ***** «..Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?..» (Mâide, 112.) âyeti bu­na misaldir. Yani ***** yapar mı, demektir. İstitaat fiile ıtlak olunur, çünkü fiilin lazimesidir.

ı- Müsebbebin sebebe ıtlakıdır; ***** «..ve sizin için gökten rızık indiriyor..» (Gâfir, 13.), ***** «..size elbiseler gönder­dik..» (Araf, 26.) âyetleri buna misaldir. Birinci âyetteki ***** kelimesi ile ikinci âyetteki ***** kelimesi, yağmur sebebiyle bitkilerden elde edildiği için, ***** yerine bu iki kelime kullanılmıştır. ***** «..evlenecek imkanı bulamayanlar..» (Nûr, 33.) âyetinde ise, her evlenecek kimse için gerekli görülen mehir ve na­faka yükü yerine, ***** kelimesi kullanılmıştır.

i- Sebebin müsebbebe ıtlakıdır; ***** «..hakkı işitmeğe tahammül edemezlerdi..» (Hûd, 20.) âyetindeki ***** kelimesi, bir şeyi kabul etme ve yapma mânasındadır. Çünkü bunlar, duymaya bağlı bir sebeptir. Se­bebin sebebe nisbeti olan fiil de bu kabildendir. ***** «..içinde bulunduktan nimet..» (Bakara, 36.) ve ***** «..ana babanızı cennetten çı­kardığı gibi..» (Araf, 27.) âyetleri buna misaldir. Hakikatte cennetten çıkaran Cenabı Hak'dır. Cennetten çıkmaya sebep olan, yasak ağaçtan yemektir. Ye­meğe sebep olan da şeytanın vesvesesidir.

j- Bir şeyi içinde bulunduğu duruma göre isim vermektir; ***** «..öksüzlere mallarını verin..» (Nisâ, 2.) âyetinde, bulûğdan sonra ye­timlik durumu kalkacağından bu durumdan önceki yetimlik kasdedilmektedir. ***** «..kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın..» (Ba­kara, 232.) âyetinde, daha önce zevce durumunda olanlar kasdedilmektedir. ***** «Kim Rabbine suçlu olarak gelirse..» (Tâhâ, 74.) âyetinde Ce­nabı Hak, dünyada işledikleri cürümden dolayı ahirette bu durumda gelenlere, bu adı vermiştir.

k- Dönüşeceği yeni duruma göre bir şeye ad vermektir; ***** «..ben şarap sıktığımı görüyorum..» (Yûsuf, 36.) âyetindeki ***** kelime­si, üzüm mânasındadır. Çünkü üzüm sıkılınca şaraba dönüşür. ***** «..ve yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğurmaktadırlar..» (Nûh, 27.) âyetindeki mâna, facir ve Kâfir olacak çocuklar dünyaya getirirler demektir. ***** «..başka kocaya varmadan..» (Bakara 230.) âyetinde Ce­nabı Hak, nikah akdinin zevç olma durumunu sağlayacağından bunlara zevç adıyla hitab etmiştir. Çünkü kadın ancak, zevç durumunda olan erkekle nikah­lanır. ***** «Ona halim bir erkek çocuğu müjdeledik.» (Sâffat, 101.) ***** «..biz sana bir çocuk müjdeleriz..» (Hicr, 53.) âyetlerinde Ce­nabı Hak doğacak çocuğu müjdelerken, onu ilerde sahip olacağı ilim ve iyi hu­yu ile vasıflandırmıştır.

l- Hal durumunda olan bir mahal'le ıtlakıdır; ***** «..Al­lah'ın rahmeti içindedirler. Orada ebedi kalacaklardır.» (Âl-i İmrân, 107.) âye­tindeki ***** cennet mânasındadır. Çünkü cennet, rahmetin bol olduğu yerdir. ***** «..hayır, gece (gündüz) hile (kurar)..» (Sebe, 33.) âyetindeki ***** kelimesinin mahalli, gecedir. ***** «Allah, sana onları uykuda az gösteriyordu..» (Enfal, 43.) âyetindeki ***** hali, Hasanu'l-Basriye göre uyku mahalli olan gözdür.

m- Mahal durumunda olan bir hal'e ıtlakıdır; ***** «O zaman da meclisini çağırsın.» (Alak, 17.) âyetindeki ***** kelimesi, mecliste bulunanlar mânasındadır. ***** «Mülk (mutlak hükümdarlık) elinde bulunan..» (Mülk, 1.) âyetindeki ***** kelimesinin kudret mânasında olması, ***** «..kalp­leri var fakat fıkhetmezler..» (Araf, 179.) âyetindeki kalbin akıl mânasında ol­ması ***** «..ağızlariyle kalplerinde olmayanı söylü­yorlar..» (Âl-i İmrân 167.) âyetindeki ağzın dil mânasında olması, ***** «..şehre sor..» (Yûsuf, 82.) âyetindeki karyenin, sakinleri mânasında olması buna ayrı bir misaldir.

Bu ve bundan önceki nevilerin misalini ***** «..mescidlere güzel elbiselerinizi giyinerek gidin..» (Araf, 31.) âyetinde bir arada görmek mümkündür. Masdar olması bakımından ziynet kelimesini, gerçek mâ­nada kabul etmek imkânsızdır. Bundan, zinet mahalli kasdedilmektedir. Bu yüzden, zinet mahalline hâl ıtlak olunmuştur. Zinetin sadece mescide giderken takınılması gerekmez. Mescidden murad, aslında namazdır, namaz mahalli nama­za ıtlak olunmuştur.

n- Bir şeyin aleti olduğu isimle adlandırılmasıdır; ***** «(Benden) sonra gelenler arasında bana bir doğruluk dili nasip ey­le.» (Şuarâ, 84.) âyetindeki ***** kelimesinin mânası, güzelce medih de­mektir. Çünkü dil, medih için bir alettir. ***** «Biz her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik ki..» (İbrahim, 4.) âyetin­deki lisan kavmin konuştuğu dil mânasındadır.

o- Bir şeyin zıddı olan isimle adlandırılmasıdır; ***** «..onları elim bir azap ile müjdele..» (Âl-i İmrân, 21.) müjde, gerçek mânada sevindirici haberde kullanılan bir kelimedir; bu kelime aynı zamanda davetçiye müsbet cevap vermeyene de kullanılır. ***** «seni secde etmekten alıkoyan nedir?..» (Araf, 12.) âyeti buna misal getirilmiştir. Âyetin mânası, seni secde etmemeye sevkeden şey nedir, demektir. Bu mânaya göre âyetteki ***** nın ziya­de olma ihtimali ortadan kalkmıştır.

ö- Bir fiilin, isnadı sahih olmayan bir şeye teşbihen izafesidir; ***** «..yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, hemen onu doğrulttu..» (Kehf, 77.) âyeti buna misaldir. Cenabı Hak duvarı, kendi iradesiyle yıkılması mümkünmüş gibi bir teşbihde bulunarak, canlıların vasfı olan irade ile vasıflan­dırmıştır.

p- Vukuu yakın ve yapılması istenen bir işin, bir fiile ıtlakıdır; ***** «..bekleme süreleri bitince ya onları güzellikle tutun..» (Ba­kara, 231.) âyeti buna misaldir. Âyetin mânası, iddetlerinin bitimine yaklaştıkla­rında, yani iddetlerinin bitiminde demektir; çünkü iddetin bitiminden sonra ka­dınlar tutulamazlar. Bu husus ***** «..Bekleme sürelerini bitirdiklerinde..» (Bakara, 232.) âyetinde açıkça ifade edilmiştir. ***** «..süreleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de öne geçerler..» (Araf, 34.) âyeti de bunun gibidir. Âyetin mânası, ecelin gelişi yaklaştığında, demektir. Böylece ecel geldiğinde, takdim veya tehir yapılma­yacağı şeklindeki sorunun cevabı verilmiş olur.

***** «Kendileri, geriye zayıf çocuk bı­raktıkları takdirde (halleri nice olur) diye korkanlar..korksunlar..» (Nisâ, 9.) âyeti de bu kabildendir. Âyetin mânası, geride bırakma zamanları yaklaştıkça, korkuya kapılırlar, demektir. Çünkü âyetteki hitap, yetim çocuklara bakma du­rumunda olan vasileridir. Bu hitap, kendilerine ölümlerinden önce yapılan hi­taptır. ***** «..namaz kılmayı murat ettiğiniz zaman yüzünüzü yıkayın..» (Mâide, 6.) âyetindeki namazı kılmaktan maksat, namaz kılmayı murat ettiğiniz zaman demektir. ***** «Kur’ân okuya­cağın zaman «euzu billah..» de..» (Nahl, 98.) âyetinin mânası, istiaze kıraattan önce yapıldığından kıraatı murat ettiğinizde demektir. ***** «Nice kentler helak ettik.. azabımız geliverdi..» (Araf, 4.) âyetinin mânası, karye sakinlerinin helakini murat ettiğimizde demektir. Aksi halde, fa ile atıf caiz olmaz.

Bazı ulema ***** «..Allah kimi doğru yola iletirse o yolu bulmuştur..» (Kehf, 17.) âyetini bu kabilden saymıştır. Âyetin mânası, Allah hi­dayeti istediği kimseye verir, demektir. Âyetteki şart ve cezanın birbirine karışmaması için verilen bu mâna, gerçekten yerinde bir mânadır.

r- Kelimenin cümlede yer değiştirmesidir. Bu değişiklik ya isnat yoluyla olur. Buna misal, ***** «..onun anahtarlarını (taşımak) güçlü bir topluluğa ağır geliyordu..» (Kasas, 76.) âyetidir. Yani ***** topluluk anahtarları taşırken ağırlaşıyordu, demektir. ***** «..her süre­nin bir kitabı vardır..» (Ra'd, 38.) âyetindeki değişiklik, ***** her kitabın bir süresi vardır, şeklindedir. ***** «..süt verenleri haram etmiş­tik..» (Kasas, 12.) âyetindeki değişiklik ***** onu süt verenlere haram etmiştik, şeklindedir. ***** «inkâr edenler ateşe sunuldukları gün..» (Ahkaf, 20.) âyetindeki değişiklik, ***** Kâfir­lere ateş sunulduğu gün, şeklindedir. Bu âyetteki arz, seçim hakkı olanlara yapılır. ***** «Doğrusu o, malı çok sever.» (Âdiyât, 8.) âyetindeki takdim tehir, ***** onun sevgisi maladır, şeklindedir. ***** «senin için hayır dilerse..» (Yûnus, 107.) âyetindeki takdim tehir, ***** sana hayır diler, şeklindedir. ***** «Adem Rabbinden bir takım kelimeler aldı..» (Bakara, 37.) âyetinin mânası, bu âyetteki ***** kelimesini mef­tun okuyan kıraate göre, hakikatte telakki olunan Adem (aleyhisselâm) demektir.

Ya da atıf yoluyla yapılan değişikliktir; ***** «..sonra onlardan çekil de bak, neye başvuruyorlar..» (Neml, 28.) âyeti buna misaldir. Âyetteki değişiklik, ***** bak, sonra çekil, şeklindedir. ***** «Sonra yaklaşıp sarktı.» (Necm, 8.) âyetindeki değişiklik ise ***** sarktı ve yaklaştı, şeklin­dedir. Çünkü yaklaşmak, sarkma sonucu gerçekleşir.

Veya teşbih yoluyla yapılan değişikliktir. Bu konu ileride ele alınacaktır.

s- Bir siganın bir başkası yerine kullanılmasıdır. Bunun çeşitli nevileri vardır.

ş- Masdarın ya fâile ıtlakıdır; ***** «onlar benim düşmanımdır..» (Şuarâ, 77.) âyeti buna misaldir. Âyetteki ***** kelimesi, masdar olduğundan müfred sigasında kullanılmıştır. Ya mefula ıtlakıdır, ***** «..Onun ilminden ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar..» (Bakara, 255.) âyeti buna misaldir. Ayetteki ***** kelimesi, ***** mânasında ismi meful sigasındadır. ***** «Üzerine başka bir kan bulaşmış gömleğini getirdiler..» (Yûsuf, 18.) âyetindeki ***** masdarı, ***** mânasında ismi mefuldür. Çünkü yalan, cismin değil, konuşanın bir sıfa­tıdır.

Müjdenin müjdelenene, sevginin sevilene, sözün söylenene ıtlakıdır;

İsmi fâil ve ismi mefulün, masdara ıtlakıdır; ***** «onun oluşunu yalanlayacak kimse çıkamaz.» (Vakıa, 2.) âyeti buna misaldir, ismi fâil olan ***** kelimesi, ***** mânasındadır. ***** «Hanginizin fitnelenmiş olduğunu..» (Kalem, 6.) âyeti de buna misaldir. Âyetteki ***** harfi cerri ziyade olmamak kaydıyle ***** ismi mefulü, masdar sigasında ***** mânasındadır.

İsmi fâilin, ismi mefule ıtlakıdır; ***** «..atılan bir su..» (Tarik, 6.) âyetteki ismi fâil olan ***** kelimesi, ismi meful sigasındaki ***** mânasındadır. ***** «..Bugün Allah'ın buyruğundan - Onun acıdıklarının dışında - kurtulacak yoktur..» (Hûd, 43.) âyetindeki ismi fâil sigasında olan ***** kelimesi, ismi meful sigasındaki ***** manasındadır. ***** «..güvenli, dokunulmaz bir bölge yaptık..» (Ankebut, 67.) âyetindeki ismi fâil sigasındaki ***** kelimesi, ismi meful sigasındaki ***** mânasındadır.

İsmi mefulün ismi fâile ıtlakıdır; ***** «..şüphesiz onun vaadi yerine gelecektir.» (Meryem, 61.) âyetindeki ismi meful olan ***** kelimesi, ismi fâil sigasında olan ***** mânasındadır. ***** «..kapalı perde..» (İsrâ, 45.) âyetindeki ***** kelimesi, ***** mânasındadır. Bu kelime gerçek sigası olan, ismi meful sigasındadır. Hiç kimsenin hissedemediği ve gözle görmediği gizli şeyler mânasına geldiği söylenir.

***** vezninin ***** veznine ıtlakıdır. ***** «..kâfir, Rabbine karşı (gelen şeytana) yardımcıdır.» (Furkan, 55.) âyeti buna misaldir.

Müfred, tesniye veya cemi kelimelerin, bir diğerine ıtlakıdır. Müfredin tesniyeye ıtlakına misal ***** «..Allah'ı ve Resûlünü hoşnut etmeleri daha uygundur.» (Tevbe, 62.) âyetidir. Yani ***** mânasındadır. Allah ve Resûlünün rızası birbirine bağlı olduğundan âyetteki zamir, müfret ola­rak gelmiştir. Müfredin cemi kelimeye ıtlakına misal, ***** «İnsan ziyan içindedir.» (Asr, 2.) âyetidir. Bu âyetteki insan kelimesi, müteakip âyetle istisna edildiğinden insanlar mânasındadır. ***** «Doğrusu insan hırslı yaratılmıştır.» (Meâric, 19.) âyetindeki insan kelimesi, ***** «Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.» (Meâric, 22.) âyetiyle istisna edildiğinden insanlar mânasındadır.

Tesniyenin müfrede ıtlakına misal ***** «Haydi, atın cehenneme..» (Kâf, 24.) âyetidir. Âyetteki tesniye sıgasından gelen ***** fiili, müfred sıgasında­ki ***** mânasındadır.

İki şeye nisbet olunan her fiil de bu kabildendir. Fiil, sadece bu iki şey­den birine nisbet edilmiştir. ***** «İkisinden de inci ve mercan çıkar.» (Rahmân, 22.) âyeti buna misaldir. Âyetteki inci ve mercan, ancak tuzlu denizlerden çıkarılır. Halbuki âyetteki zamir, hem tatlı hem tuzlu sulara racidir. Bunun bir benzeri ***** «..Hepsinden de taze et yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız..» (Fâtır, 12.) âyetidir. Takınılan süs eşyası, sadece tuzlu sulardan çıkarılır.

***** «ve ayı bunların içinde bir nur yaptı..» (Nûh, 16.) âyetindeki ayın nuru, yedi kat gökten birinde parlar demektir. ***** «..balıklarını unuttular..» (Kehf, 61.) âyetindeki tesniye zamiri, ***** «..balığı unuttum..» (Kehf, 63.) âyetinin delaletiyle unutanın, yalnız Yûşa olduğunu gösterir. Unutmanın ikisine birden izafe edilmesi, Musa (aleyhisselâm)ın bu konuda susmasındandır. ***** «..kim hemen iki gün içinde Mekke'den Medine'ye dönerse..» (Bakara, 203.) âyetindeki acele etme mânası, ikinci günde acele etme mânasındadır. ***** «..iki kentin birinden büyük bir adama..» (Zuhruf, 31.) âyetini Farisi, iki şehrin birinden mânasını vermiştir. ***** «Rabbine karşı gelmekten korkan kimseye iki cennet vardır.» (Rahmân, 46.) âyeti, Ferra'nın görüşü hilafına, bu kabilden değildir. Âyetteki iki cennetten maksat, bir cennettir. İbnu'l-Cinni'nin «Za'l-Kadd» adlı kitabında ***** «..sen mi insanlara Allah'ı bırakıp beni annemi ilâh edinin, dedin..» (Mâide, 116.) âyeti, buna misal getirilir. Âyette ilâh ittihaz olunan, Hazret-i Meryem değil, Hazret-i İsa'dır.  

Tesniyenin cemi kelimeye ıtlakına misal, ***** «Sonra gözü iki kere daha döndür..» (Mülk, 4.) âyetidir. Âyetteki iki kere mânası, çok kere mânasındadır. Çünkü göz iki kere bakmakla değil, çokça bakmakla yorulur.

Bazı ulema ***** «Boşanma iki defadadır..» (Bakara, 229.) âyetini bu kabilden saymışlardır.

Cemi kelimenin müfrede ıtlakına misal, ***** «..Rabbim, beni geri döndürünüz, der..» (Mü’minûn, 99.) âyetidir. Yani ***** mânasındadır. İbn-i Faris ***** «..bakayım elçiler ne ile dönecekler..» (Neml, 35.) âyetini bu kabilden saymıştır. ***** «Onlara dön..» (Neml, 37.) âyetinin delaletiyle buradaki hitab, sadece bir tek elçiyedir. Bu görüş, tenkide açıktır. Zira, âyetteki hitap, elçilerin reislerinedir. Hükümdarlar arasında cari olan adet, bir elçi değil, bir kaç elçi göndermektir. ***** «Melekler ona seslendi­ler..» (Âl-i İmrân, 37.), ***** «Melekleri ruh ile indirir..» (Nahl, 2.), ***** «Hani bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında biribirinizle atışmıştınız..» (Bakara, 72.) âyetini buna misal getirmiştir. İlk iki âyette­ki meleklerden Cebrâîl, son âyetteki öldürenlerin de, sadece bir katil mânası kastedilmektedir.

Cemi sigasının tesniyeye ıtlakına misal, ***** «..isteyerek gel­dik dediler..» (Fussilet, 11.), ***** «..korkma dediler, biz iki dava­cıyız..» (Sâd, 22.), ***** «Eğer kardeşleri varsa anasının payı altıda birdir..» (Nisa, 11.), ***** «..kalbiniz gerçekten yönelmişti..» (Tahrim, 4.), ***** «Davut ile Süleyman'a da (lütfettik) hani onlar, toplumun davarlarının yayıldığı bir ekin hakkında hük­mediyorlardı.» (Enbiya, 78.) âyetidir.

Vukuu kesin olduğundan, mazi sıgasının istikbal sıgası yerine kullanılma­sıdır. Buna misal, şu âyetlerdir; ***** «Allah'ın emri geldi..» (Nahl, 1.) cümle­si, aynı âyetteki ***** «..artık onu acele etmeyin..» cümlesinin delaletiy­le kıyamet günü mânasındadır. ***** «Sura üflendi, göklerde olanlar..(korkudan) düşüp bayıldılar..» (Zümer, 68.), ***** «Allah demişti ki: 'Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanla­ra dedin ki..» (Mâide, 116.), ***** «İnsanların hepsi Allah'ın huzuru­na çıkarlar..» (İbrahim, 21.), ***** «Araf ehli seslenirler..» (Araf, 48.) âyetleri bu kabildendir.

Devamlılık ifade ettiğinden istikbal sıgasının mazi sıgası yerine kullanıl­masıdır. Sanki bu vuku bulmuş ve devam etmektedir, demektir. Buna misal, ***** «İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?..» (Bakara, 44.), ***** «Süleyman'ın hü­kümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere uydular..» (Bakara, 102.) âyetleridir. ***** fiili, ***** mânasındadır. ***** «Biz biliyoruz..» (Nahl, 103.) âyetindeki fiil, ***** mânasındadır. ***** (Nûr, 64.) âyetindeki fiil, ***** mânasındadır. ***** (Bakara, 87.), *****

***** (Ra'd, 43.) âyetlerindeki fiiller, ***** ve ***** mânasınadır.

İsmi fâil ve ismi meful sigalarının istikbal mânasına gelmesi de bu nevidendir. Çünkü bu iki siga, istikbal mânasında değil, hal mânasındadır. ***** «Hesap mutlaka sorulacaktır.» (Zâriyat, 6.), ***** «Bu, in­sanların toplanacağı gündür..» (Hûd, 103.) âyetleri buna misaldir.

Haber cümlesinin emir, nehiy veya dua şeklinde teşvikte mübalağa yö­nüyle talep cümlesine ıtlakı da bu kabildendir. Şöyle ki bu talep, vuku bulan ve haber verilen bir talep olsun. Bu konuda Zemahşerî şöyle der: Cümlenin haber şeklinde gelmesi, bundan emir veya nehiy murat edilmesi, sarih olan emir ve­ya nehiyden daha beliğdir. Bu durum talebi, süratle uygulamaya sevk etmektedir. ***** «Anneler çocuklarını..tam iki yıl emzirirler..» (Bakara, 233.), ***** «..boşanmış kadınlar gözetlerler..» (Bakara, 228.), merfu okunan kıraata göre ***** «Hacda kadına yaklaşmak, günaha sapmak, kavga etmek yoktur..» (Bakara, 197.), ***** «..yalnız Allah'ın rızasını kazanmak gayesiyle verirseniz..» (Bakara, 272.) âyetleri de bu kabildendir. Yani ancak Allah'ın rıza­sını talep ederek infak ediniz, demektir. ***** «Ona temizlerden başkası el süremez.» (Vakıa, 79.) yani Kur’ân'a temiz olmadan el sürülmesin, demektir.

***** «Biz İsrail oğullarından söz almıştık: 'Allah'tan başkasına tapmayacaksınız..» (Bakara, 83.) yani âyetteki ***** «cümlenin delaletiyle, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin mâna­sındadır. ***** «Bugün size kınama yok, Allah sizi ba­ğışlar..» (Yûsuf, 92.) yani, Allah'ım onları bağışla, mânasındadır.

Cümlenin talep sigasında haberi cümle olarak gelmesi de bu kabildendir, buna misal şu âyetlerdir:

***** «Rahmân ona mühlet versin..» (Meryem, 75.) âyetinde­ki fiil, ***** mânasındadır. ***** «..siz bizim yolumuza uyun, sizin hatalarınızı biz taşırız..» (Ankebut, 12.) âyetindeki ***** fiili, aynı âyet­teki ***** cümlesinin delaletiyle ihbaridir. Çünkü yalan, ancak haberi cümlede gelir. ***** «Artık kazandıkları işlere karşılık az gülsünler çok ağlasınlar.» (Tevbe, 82.) âyeti de bu kabildendir.

Bu konuda Kevaşi şöyle der: Birinci âyette haber mânasında olan emir, lüzumluluk ifade ettiğinden haberi cümleden daha beliğdir. ***** Bizi ziyaret edersen sana ikramda bulunuruz, cümlesi buna misaldir. Bu ifadeden, ziyaret edenlere ikramın lüzumunu tekid anlaşılmaktadır. İbn-i Abdisselam şu­nu ilâve eder; Çünkü emir, icab ifade eder. Haber cümlesi icabda, talep cümle­si gibidir.

Nida ifade eden cümlenin, taaccub ifade eden cümle yerine kullanılması, bu kabildendir. ***** «Yazık şu kullara..» (Yasin, 30.) âyeti buna mi­saldir. Ferra, bu âyete; ey hüsrana uğrayanlar, şeklinde mâna vermiştir. İbn-i Hâlveyeh ise: Bu mesele, Kur’ân'ın en zor meselelerinden biridir. Çünkü hasret kelimesine doğrudan hitab edilmez. Hitab ancak şahıslara yapılır, bundaki fay­da tenbihtir. Fakat âyette taaccub mânası vardır, der.

Cemi kılletin, cemi kesret yerine kullanılması da bu kabildendir. ***** «..onlar odalarında güven içindedirler..» (Sebe, 37.) âyeti buna misaldir. Halbuki cennetteki odalar sayılmayacak kadar çoktur. ***** «..onlara Rablerinin katında dereceler vardır..» (Enfal, 4.) âyeti de böyle­dir. Allah katında insanların dereceleri, şüphesiz on sayısını aşmaktadır. ***** «Allah öldükleri sırada canlarını alır..» (Zümer, 42.) ve ***** «..sayılı günler olarak..» (Bakara, 184.) âyetleri de buna misaldir. Son âyetteki cemi kılletin hikmeti, mükelleflere sağlanan kolaylıktır.

Cemi kesretin, cemi kıllet yerine kullanılması da bu kabildendir. ***** «..üç kur kendilerini gözetlerler..» (Bakara, 228.) âyeti buna misaldir.

Tevil etmek suretiyle müennes bir kelimenin müzekker mânada kullanıl­ması da bu kabildendir: ***** «..kime Rabbinden bir öğüt gelir de..» (Bakara, 275.) âyeti buna misaldir. Âyetteki ***** kelimesi, ***** öğüt mânasındadır. ***** «..ölü bir memlekete can verdik..» (Kâf, 11.) âyetindeki ***** kelimesi, tevil suretiyle mekan olarak kullanılmıştır.

***** «Güneşi doğarken görünce: 'Budur Rabbim..dedi..» (Enam, 78.) âyetindeki ***** kelimesi, ***** mânasındadır. ***** «..Muhakkak ki Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır..» (Araf, 56.) âyetindeki ***** kelimesini, Cevheri; ihsan mânasında kabul ederek müzekker olduğunu ifade eder.

Şerif el-Murteda ***** «..Ama ihtilaf edip durmaktadırlar. Yalnız Rabbinin acıdıkları (bu ihtilafın dışındadır). Zaten onları (Allah) bunun için yaratmıştır..» (Hûd, 118-119.) âyetinin tefsirinde şöy­le der: Âyetteki işaret zamiri, ***** kelimesinin yerini almıştır. Cenabı Hak bu yüzden ***** buyurmamıştır; zira ***** kelimesinin müennesliği hakiki değildir, şeklinde tevili caizdir.

Müzekker bir kelimenin müennes olarak kullanılması da bu kabildendir. ***** «Onlar Firdevs cennetine varis olacaklar, orda ebedi kalacaklardır.» (Mü’minûn, 11.) âyeti buna misaldir. Âyette, cennet, mü­ennes olarak kullanılmıştır. ***** «Kim iyilik getirirse ona o getirdiğinin on katı vardır..» (Enam, 160.) âyetindeki ***** kelimesi, aslı müzekker olan ***** kelimesine izafetinden dolayı sonundaki ***** zamiri hazfedilmiştir. Bir görüşe göre de, ***** kelimesi ***** yerini tutan zamire izafe­tinden dolayı müennes olmuştur. Bir başka görüşe göre de, mânaya riayet edilerek müennes olmuştur. Çünkü ***** kelimesi, ***** kelimesinin benzeri ge­ne ***** olduğundan, mânaca müennestir. Bu duruma göre âyetin takdiri; ***** ona on hasenenin benzeri vardır, şeklindedir. Müennes ve müzekkerle ilgili önemli kaideleri önceden zikretmiştik.

«Taglib» de bu kabildendir. Taglib, bir şeye başkasının hükmünü ver­mektir. Bir rivâyete göre taglib, gelen iki hükümden birinin diğerine tercihidir. Taglib ifade eden kelimenin iki hükümden birinin yerine kullanılması, mânaca muhtelif iki kelimenin, aynı mânada kullanılmasıdır.

***** «..gönülden itaat edenlerden oldu..» (Tahrim, 12.), ***** «..yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlar­dan oldu.» (Araf, 83.) âyetleri buna misaldir. Bu âyetlerdeki ***** ve ***** kelimelerinin aslı, ***** ve ***** olarak gelmesiydi; ancak Taglib kaidesine göre müenneslik, müzekkerlik içinde mütalaa edilmiştir. ***** «..siz, gerçekten cahil bir toplumsunuz.» (Neml, 55.) âyeti de bu kabildendir. Âyet­teki ***** fiili, ***** zamirinin ***** kelimesine taglibinden dolayı muhatab ***** ile gelmiştir. Halbuki kaideye göre bu fiil, ***** un sıfatı olduğundan, ***** şeklinde gelmesi gerekirdi. Fakat mevsufun ***** zamirine haber olması, gaib sıgasından muhatab sıgasına geçişi güzelleştirmiştir.

***** «(Allah) defol git, dedi; onlardan kim sana uyarsa cezanız cehennemdir..» (İsrâ, 63.) âyeti de bu kabildendir. Âyetteki ***** ifadesi, gaib zamiri gerektirmesine rağmen muhatab zamiri ile taglib edilmiştir. Gaib mâna, masiyet ve ukubette muhataba tabi olmakla, lafızda da muhataba tabi olmuştur. Bu durum, lâfzın mânaya irtibatını güzelleştiren bir husus olmaktadır.

***** «Göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez Allah'a secde ederler..» (Ra'd, 15.) âyetinde, gayrı akil olanlar taglib edildiğinden ***** ile gelmiştir. Bir başka âyette de, sahip olduğu şereften dolayı akilin taglibi sebebiyle ***** harfiyle gelmiştir. ***** «..Ey Şuayb, ya mutlaka seni ve seninle beraber olan­ları kentimizden çıkaracağız, ya da dinimize döndüreceğiz..» (Araf. 88.) âyetinde Şuayb (aleyhisselâm) taglib hükmüyle ***** fiiline dahil edilmiştir. «..eğer sizin dininize dönersek..» (Araf, 89.), ***** «Meleklerin hepsi topluca secde ettiler; ancak iblis (etmedi).» (Hicr. 30-31.) âyetleri de bu kabildendir. Son âyette geçen İblis yaratıldığı sırada melekler­den biri olduğundan istisna edatıyla melaikeden sayılmıştır. Taglib yoluyla onlar arasına girmiştir. ***** «..keşke benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı..» (Zuhruf, 38.) âyetindeki ***** kelimesi, meşrik ve magrib mânasındadır. Bu âyetin tefsirinde İbn-i'ş-Şeceri, iki cihetten en meşhuru olduğundan meşrik kelimesinin taglib edildiğini söyler. ***** «iki denizi salıverdi..» (Rahmân, 19.) âyetinde iki denizden maksad, tatlı ve tuzlu iki denizdir. Halbuki deniz, tuzlu suya verilen addır. Tatlı suya nazaran tuzlu suya sahip denizlerin çokluğundan, âyette taglib edilmiştir. ***** «Herbirinin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır..» (Enam, 132.) âyetinde Mü’min ve Kâfirin dereceleri söz konusudur. Dereceler ulvi makamları, derekat ise sufli makamı gösterir. Âyetteki derece, Mü’minin daha şerefli olmasından dolayı, taglib yoluyla her iki kısım için kullanılmıştır.

4319 Zerkeşî, «Burhan»ında bu konuda şöyle der: Taglibin mecâz sanatından sayılması, kelimenin asıl mânasında kullanılmamasından ileri gelmektedir. Mesela, ***** kelimesi, bu vasıfla vasıflandırılan cemi müzekker mânasındadır. Bu kelimenin, müzekker ve müennes olarak kullanılması, asıl mânasının dışındadır. Diğer kelimeler de bunun gibidir.

Kırkıncı bahiste geçtiği gibi, harfi cerlerin, kendi mânaları dışında kullanılması da bu kabildendir.

İlerde inşa kelimesinde görüleceği gibi emir sigası olan *****, nehiy sigası olan ***** sigası, tasdik ve tasavvur ifade eden istifham edatları, temenni, teraccî ve nida edatlarının asıl mânalarının dışında kullanılışı, bu kabildendir.

Bir kelimenin başka bir kelime mânasında kullanılması demek olan tak­dim de, bu kabildendir. Takdim; harf, fiil ve isimlerde görülür. Harflerle ilgili hu­sus, harfi cer bahsinde açıklanmıştır. Fiillerde ise durum şöyledir: Bir fiilin mâna­sı, diğer bir fiilin mânasında kullanıldığında bu fiil, aynı anda iki fiil mânasına gelmiş olur. Buna göre harfi cerle müteaddi olmaması gereken bir fiil, harfi cerle müteaddi olur. Harfi cerle müteaddi olan fiilin mânası doğru olabilmesi için ya fiilin ya da harfin tevili gerekir. Bunlardan birincisi fiilin tazmini, ikincisi de harfin tazminidir.

Ulema, bunlardan hangisinin daha doğru olduğu hususunda ihtilaf etmiş, bu durumun fiillerde daha sık görüldüğünü belirtmiştir. Buna, ***** «Bir kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler..» (İnsan, 6.) âyeti misaldir. Âyet­teki ***** fiili ***** harfi cerriyle müteaddi olması gerekirken ***** harfi cerriyle müteaddi olmuştur. Bu durumda ***** fiili, ***** ve ***** mânasında kullanılır, ya da ***** harfi cerri, ***** harfi cerri mânasını alır. ***** «Oruç gecesi kadınlara yaklaşmak size helal kılındı..» (Bakara, 187.) âyeti buna misaldir. Bu âyetteki ***** kelimesi, ancak cinsi münasebet mânasına geldiğinden ***** harfi cerriyle müteaddi olur. ***** «..arınmağa gönlün var mı?..» (Nâziat, 18.) âyeti de bu kabildendir. Âyetin aslı, ***** şeklindedir, mânası tazmin ettirilmiştir. ***** «O'dur kullarından tevbeyi kabul eden..» (Şûrâ, 25.) âyetindeki ***** fiili, af mânasında kullanmak gayesiyle ***** harfi cerriyle müteaddi olmuştur. İsimlerde ise durum şöyledir. Bir ismin mânası, iki ismin mânasını birlikte ifade etmek için, diğer bir ismin mânasında kullanılmasıdır. ***** «Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır..» (Araf, 105.) âyetindeki ***** kelimesi, söylenenin hak olduğu ve bu hususta haris davranıldığını ifade etmektedir. Tazminin mecâzi olması, kelimenin ne hakiki ne de mecâzi mânasında kullanılmasındadır. Buradaki mecâzlık, her iki mânanın birleştirilmesindendir.

3- Mecâz Kabul Edilen Kelimelerin Nevileri

4326 Bunlar altı kısımdır.

1- Hazif; meşhur kavle göre hazif, mecâz nevilerinden biridir. Bazı ulema bu görüşe katılmamışlardır; çünkü mecâz, bir kelimenin asıl mânası dışında bir mânada kullanılmasıdır, hazif ise böyle değildir. İbn-i Atıyye: Muzafın hazfi, çoğunlukla mecâzın kendisidir, fakat her hazif mecâz değildir, der.

Karafi, hazfi dört kısma ayırır;

a- İsnad bakımından kelimenin, sahip olduğu mânaya uygunluğudur. ***** «..şehre sor..» (Yûsuf, 82.) âyeti buna misaldir. Karye kelimesinden murad, karye sakinleri demektir. Çünkü karyeye soru tevcih edilmez,

b- İsnad yapılmaksızın hazfin uygun olmasıdır. Fakat bu hazif, şeri bir delile dayanmalıdır.

***** «..sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar)...» (Bakara, 184.) âyeti buna misaldir. Âyette ***** fiili hazfedilmiştir.

c- Hazfedilen kelimenin, şeri delilden ziyade örf ve âdete dayanmasıdır. ***** «..Değneğinle denize vur (vurunca deniz) yarıldı..» (Şuârâ, 63.) âyeti buna misaldir. Âyette ***** değneğiyle denize vurunca deniz yarıldı, ifadesi hazfedilmiştir.

d- Hazfedilen kelimenin ne şeri delile, ne de örf âdete dayanmamasıdır. ***** «..elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım (attım)..» (Tâhâ, 96.) âyeti buna misaldir. Bu âyette, Musa (aleyhisselâm)ın bindiği atın ayak izinden bir avuç toprak alıp atmasının, şeri veya örfi bir delile dayanmadığı görülür. Bu dört kısımdan ancak birincisi mecâzidir.

Zencanî «Miyar» adlı eserinde şöyle der. Bir kelimenin mecâz oluşu hük­mün değişmesine bağlıdır. Fakat bir cümleye matuf olan müptedanın hazfedildiği gibi, cümlede hüküm değişmezse bu hazif mecâz olmaz. Çünkü haziften sonra geri kalan ifadenin hükmü değişmemektedir.

Kazvini, «el-İzah» adlı eserinde şöyle der: Hazif veya ziyade yoluyla kelimenin irabı değişirse, bu değişiklik mecâz olur. ***** «..şehre sor..» (Yûsuf, 82.), ***** «Zatına benzer hiçbir şey yoktur..» (Şûra, 11.) âyetleri buna misaldir. Şayet bu hazif veya ziyadelik irabın değişmesini gerektirmiyorsa, kelimenin, mecâzi kelime olduğu söylenemez. ***** «ya da gökten boşanan yağmur gibi..» (Bakara, 19.), ***** «Allah'ın rahmetiyledir ki sen onlara yumuşak davrandın..» (Âl-i İmrân, 159.) âyetleri buna misaldir.

2- Tekiddir; Bazı ulema, ikinci kelimenin mânası birincinin aynısını ifade ettiğinde, bunun mecâz olduğunu kabul ederler. Halbuki tekid mecâz değil, ha­kikattir.

Tarsusi, «el-Umde» adlı eserinde şöyle der: Tekid durumunda olan kelimeyi mecâz kabul edenlere şu cevabı verilir ***** çabuk ol, çabuk ol! sözünde olduğu gibi, tekid birincinin aynı, ikincinin de mecâz olması caiz olursa, birinci kelimenin de mecâz olması caiz olur. Çünkü her iki kelime, aynıdır. Birinci kelimenin mecâza hamli mümkün olduğuna göre, birincinin aynısı olacağından, ikicisinin de mecâza hamli mümkün değildir.

3- Teşbihtir; Bazı ulema bunu mecâz kabul ederler. Fakat teşbih mecâz değil, hakikattir.

Zencani, «Miyar» adlı eserinde şöyle der: Teşbih, belirli kelimelerle ifade edilen bir mânadır. Bu mânayı taşıyan bir kelime, başka bir mânaya nak­ledilmez.

Şeyh İzzüddin b. Abdisselam ise şöyle der: Eğer teşbih edatı zikredilmişse; bu hakiki teşbihtir. Eğer mahzuf ise, hazif mecâz sayıldığından, mecâzi teş­bihtir.

4- Kinayedir; kinayede dört farklı görüş vardır;

a- Hakiki kinayedir. İbn-i Abdisselam'a göre doğru olan da budur, çünkü asıl mânasında kullanılmış, fakat bir başka mânaya delaleti murad edilmiştir.

b- Mecâzi kinayedir;

c- Ne hakiki, ne de mecâzi kinayedir. Bunu Kazvini, «Telhis» adlı eserinde ifade eder. Mecâzda hakiki mâna ile mecâzi mânanın bir arada olma­sını kabul etmediğinden, kinayede, mecâzın varlığını da kabul etmemiştir.

d-Takiyyuddin Subki'nin tercihine göre, hakikat ve mecâz olmak üzere ikiye ayrılır. Eğer kelime, kendi lazım mânası kastedilerek ifade ettiği mânada kullanılırsa, bu kelime hakikidir. Eğer kelimenin mânası kastedilmez, buna kar­şılık lazım mânadan melzum mâna kastedilirse, kelime asıl mânası dışında kullanılacağından mecâz olur. Kısacası kinayede hakikat, kelimenin, asıl mâna­sı dışında bir mâna taşıması için gerçek mânasında kullanılmasıdır. Mecâz ise, ifade ve kullanış yönüyle kelimenin, asıl mânası dışında kullanılmasıdır.

5- Takdim-tehirdir; Bazı ulema bunu da mecâz olarak kabul etmişlerdir. Cümlede mefulun yeri gibi sonradan gelmesi gereken kelimenin tekaddüm etmesi, fâil gibi önce gelmesi gerekenin tehir etmesi, cümledeki gerçek yerinin değişmesidir. Zerkeşî, «Burhan»ında bunun mecâzdan sayılmasının doğru olmadığını ifade ederek, mecâz, asıl mânasında kullanılan bir kelimenin, bu mâ­na dışındaki bir mânada kullanılmasıdır, der.

6- İltifattır; Bahauddin Subki, iltifatın, hakikat veya mecâz olduğunu söy­leyeni görmedim. Bana göre bu, iltifat olmaktan çıkarılmadığı sürece, hakikidir, der.

Hakikat ve mecâz olarak vasıflandırılan kelimeler, iki yönden değerlendirilir. Namaz, zekat, oruç ve hac gibi dini konular, şeri açıdan hakiki mânasında, lügat açısından da mecâzi mânasında değerlendirilir.

4340 Hakikat ve mecâz arasındaki vasıtanın üç noktada toplandığı söylenir. Bunlar:

a- Cümlede kullanılmadan önce mücerred halde bulunan lafızdır. Bu kısma dair Kur’ân'da bir misal yoktur. Ancak bunların, bir kavle göre, kelamı meydana getiren harflere işaret etmek üzere, hurûfu mukattaa olmaları müm­kündür.

b- İlamdır;

c- Şekil bakımından benzerlik sağlamada kullanılan kelimelerdir; ***** «Tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi..» (Âl-i İmrân, 54.), ***** «kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür..» (Şûra, 40.) âyetleri buna misaldir. Bazı ulema bu kelimelerin hakikatle mecâz arasında vasıta olduklarını söyler. İbn-i Câbir'in bir arkadaşına ithaf etti­ği «Şerhu Bedia» adlı risalesinde naklettiğine göre bunun, dilde kullanılış gayesine uymadığından hakiki, aralarında yakın bir mâna bağı bulunduğundan mecâzi olmadığı söylenir. Buna göre, şekil bakımından benzerliği olan (müşakele) kelimeler mecâzdır, aralarındaki alaka ise birbirine yakın olmalarıdır.

4- Mecâzdan Yapılan Mecâz

4341 Bu, kelimenin hakiki mânasından alınan mecâzın diğer bir mecâza nisbetle hakiki mânada kabul edilmesidir. Aralarındaki yakın alakadan dolayı, birinci mecâz dikkate alınmadan, ikinci mecâzın kabul edilmesidir. ***** «..Sakın (meşru sözler dışında) onlarla sözleşmeyin..» (Bakara, 235.) âyeti buna misaldir. Âyette mecâzdan yapılan mecâz vardır. Cinsi münasebet, çoğunlukla gizli olarak yapıldığından mecâzi mânada sır kelimesiyle ifade edil­miş, bu mâna hakiki kabul edilerek, nikah akdi mânasında ikinci mecâz olarak kullanılmıştır. Çünkü nikah, cinsi münasebetin meşruluğuna sebeptir. Birinci mecâz mülazemet, ikinci mecâz da sebebiyet ifade eder. Buna göre âyetin mânası: ***** Nikah akdi yapmaya kalkışmayın, şeklinde olur.

***** «..Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır..» (Mâide, 5.) âyeti buna misaldir. Çünkü ***** «..onlara Allah'dan başka (gerçek) ilâh yoktur, denince büyüklük taslarlardı.» (Sâffât, 35.) âyeti, yukarıdaki âyetin delaletiyle kalben tasdikten mecâzdır. Ara­larındaki alaka, sebebiyettir. Lisanla tevhidde bulunmak, kalben tevhidin se­bebidir. Vahdaniyet ifade eden ***** Allah'tan başka (gerçek) ilâh yoktur, düsturu, lisanla yapılan tevhidden mecâzdır.

İbnu's-Sîd ***** «..Sizin için elbiseler indirdik..» (Araf, 26.) âyetini bu kabilden saymıştır. İnsanlara indirilen libasın kendisi değil, kumaşın kumaş haline gelmesine sebeb olan yağmurdur.