Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

550

 

060 - MÜMTEHİNE SÛRESİ

 

CÜZ :

28

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12

Ey peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar içinAllah'tan mağfiret dile. ŞüphesizAllah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

(.......) hâldir.

“Çocuklarını öldürmemek...” sözüyle, kız çocuklarının toprağa gömülmesini kastediyor.

“Elleri ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek...” Kadın(lar) yeni doğmuş çocukları alıp kocalarına:

“Busenden olan çocuğumdur.” diyorlardı, “elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmek” sözü, yalan olarak kocasına nispet ettiği çocuktan kinayedir. Çünkü o çocuğu taşıdığı karnı ellerinin arasındadır. Çocuğu doğurduğu ferci de ayaklarının arasındadır.

“İyi işi işlemekte” Allah'a ve Rasûlü'ne itaatte.

“Onlar içinAllah'tan mağfiret dile.” Geçen hususlar hakkında. Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” Allah(celle celâlühü), geçip giden şeyleri iptal etmek suretiyle çok bağışlayan, yeniden başlamaya muvaffak kılmak suretiyle de çok merhamet edendir.

Rivâyet olunduğuna göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethi tamamlandıktan sonra önce erkeklerden biat aldı. Sonra da kâdirılardan biat almaya başladı. Safa tepesindeydi. Ömer (radıyallahü anh) ondan aşağıda oturuyordu. Onun emriyle onun adına kâdirılardan biat alıyor ve onun adına onlara tebliğ ediyordu. Utbenin kızı, Ebû Sufyan’ın kansı Hind de,Hamza (radıyallahü anh) a yaptıklarından dolayı Resûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem)’in onu tanımasından korktuğu için peçeli olarak tanınmaz bir hâlde kâdirılar arasında bulunuyordu. Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamanız üzere sizden biat aliyorum.” Ömer(radıyallahü anh) kâdirılardan,Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere biat aldı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hırsızlık yapmamaları üzere (biat aliyorum)dediğinde Hind:

- Ebû Sufyan cimri bir adamdır. Onun malından (ondan habersiz) az bir şey aldığım olurdu. Ebû Sufyan da'Aldığın şey sana helâl olsun'dedi, bu bana helâl olur mu? diye sordu. Resûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem) güldü. Onu tanımıştı. Ona:

- “Sen Hind'sin ha.” dedi. O:

-Evet, eyAllah'ın peygamberi. Geçmişi affet, dedi. O (sallallahü aleyhi ve sellem):

- Allah seni affetti.” dedi. Sonra:

- “Zina yapmamaları üzere biat alıtefsir” , buyurdu. Hind:

- Hiç hür olan kadın zina eder mi? dedi. Sonra:

- “Çocuklarını öldürmemeleri üzere biat aliyorum” buyurdu. Hind:

- Biz onları küçükken büyüttük, fakat sen onları büyüdüklerinde katlettin. Siz onları daha iyi biliyorsunuz, dedi.

Oğlu Hanzala Bedir günü öldürülmüştü. Ömer (radıyallahü anh) kâtila kâtila güldü. Resûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem) ise tebessüm etti. Sonra:

- “İftira uydurup getirmemeleri (üzere biat alıtefsir.) buyurdu. Hind:

- Vallahi, iftira uydurmak çirkin bir iştir. Sen bize ancak olgunluğu ve güzel ahlâkı emrediyorsun, dedi. Sonra (sallallahü aleyhi ve sellem):

- “İyi işi işlemekte(peygambere) karşı gelmemeleri (üzere biat aliyorum) buyurdu. Hind:

- Vallahi, biz bu meclise bir tek hususta bile sana isyan niyetiyle gelmedik, dedi.

Bu söz, kötülük hususunda amirlere itaatin vacip olmadığına işaret etmektedir.

13

Ey îman edenler! Allah'ın kendilerine gazap ettiği, kâfirlerin mezarlık halkından umudu kestiği gibi, âhiretten umudu kesmiş olan bir topluluk ile dostluk etmeyin.

Sûreyi başladığı şeyle bitirdi. Denildi ki:

“Onlar (Allah'ın (celle celâlühü) kendilerine gazap ettiği kavim); müşriklerdir.”

“Âhiretten ümidini kesmiş” sevabından. Çünkü onlar dirilişi inkâr etmektedirler.

“Kâfirler umudu kestiği gibi”

Yani; umudu kestikleri gibi, demektir.

Zarnir yerine(.......) kâfirler'kelimesi açıktan açığa getirilmiştir.

“Mezarlık halkından” onlara dönmelerinden. Ya da: “Şu anda kabirde olan selefleri ahretten ümidi kestikleri gibi..” , demektir.

Yani; onlar bunların selefi gibidir. Denildi ki:

“Onlar Yahûdîlerdir.”

Yani; kendilerine gazap olunmuş kavmi dost edinmeyin ki kâfirler nasıl ölülerinin diriltilmesinden ve diri olarak geri döndürülmesinden ümidi kestilerse onlar da hususiyetleri Tevrât'ta geçen peygamberin o olduğunu bildikleri hâlde Allah'ın Resûlü'nü(sallallahü aleyhi ve sellem) kabul etmediklerinden dolayı âhirette pay sâhibi olmaktan ümidi kesmişlerdir. Denildi ki:

kabir halkından” sözü kâfirleri beyan içindir.

Yani; kabre giren kâfirler âhiret hayrından ümidi kestiği gibi, demektir. Çünkü onlara durum vaziyetlerinin çirkinliği ve gidecekleri yerin kötülüğü aşikar olmuştur.Allahu Alem.

SAFF SÛRESİ

1

Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı teşbih eder. O, üstündür, hikmet sâhibidir.

Rivâyete göre mü'rrıinler, cihatla emredilmesinden önce:

“Amellerin hangisi Allah'a daha sevgilidir. Bilsek de onu işlesek.” demişlerdi de cihat âyeti nâzil olmuştur. Fakat onlardan bir kısmı işi ağırdan almıştı.Bu sefer de:

“Ey îman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” âyeti inmişti.

2

Ey îman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?

(.......) deki (.......) izafet (.......) ıdır. Diğer harfi çerlerin gelişi gibi soru(.......) sı üzerine gelmiştir.(.......), (.......),(.......) ve misallerinde olduğu gibi(.......) hazfedilmiştir. Çünkü(.......) ve (.......) ya da diğerleri tek bir şey gibidir. Bu, soru cümlelerinde çokça kullanılmaktadır. Aslı üzere çok az kullamlmıştır. Şâir şöyle demiştir:

“Cerir bana ne için sövmeye başladı?”

Duruş hâlinde durma - duraklama (.......) si getirilir. Ya da sakin kılınır. Geçiş hâlinde sakin kıları kişi de bunu duruş yerine geçsin diye yapmıştır.

3

Yapmayacağınızı söylemeniz Allah katında şiddetli bir buğza sebep olur.

(.......) ile, lafzının dışında bir lafızla şaşkınliği ve hayreti kastetmiştir. Şâirin sözünde olduğu gibi

“Kelib'in devesinin dengi ne kadar da kıymetliymiş!”

Yani;“Ne kadar kıymetli bir deveymiş ki onun dengi Kelibin kendisidir.” Şaşkınlık ve hayretin manası; işitenlere işin büyüklüğünü anlatmaktır. Çünkü şaşkınlık ve hayret ancak benzerlerinden farklı olan şeylerde olur.

(.......) kelimesi (.......) ya isnad olunmuştur.(.......) Kelimesi ise temyiz üzerine mensûb kılınmıştır. Bunda onların, yapmayacakları şeyleri söylemelerinin katıksız kesin bir buğza sebep olduğuna delalet vardır. Mana şudur:

“Sizin yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah(celle celâlühü) katında büyük bir buğz oldu.”

Makt; lâfzı seçildi. Çünkü O, en şiddetli buğz, demektir. Selef-i Sâlihin'den birine:

- Bize sohbet et, denildi de o

- “Bana, yapmayacağım şeyleri söylememi mi emrediyorsunuz, (konuşayım da) TezceAllah'ın buğzunu celbedeyim öyle mi?” demiştir.

Daha sonraAllah azze ve celle sevdiği şeyleri bildirmiştir. Şöyle buyurmuştur:

4

Allah, kendi yolunda kenetlenmiş binalar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

“... saf bağlayarak...” kendileri saf tutar oldukları hâlde.

(.......) mastardır. Hâl olarak vaki olmuştur.

“... kenetlenmiş binalar gibi...” parçaları birbirine bitişik binalar gibi. Denildi ki:

“Bununla, düşmanlarına karşı muharebede, parçaları kurşunla birbirine bağlanmış binalar gibi bir kelime altında toplarıacak şekilde niyetlerinin bir olması kastedilmiştir. Bu da hâldir.”

5

Bir zaman Mûsa, kavmine: “Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz hâlde niçin beni incitiyorsunuz.” demişti. Onlar yoldan sapınca Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez.

(.......) gizli (.......) hatırla'fiiliyle mensûbtur.

“Beni niçin incitiyorsunuz.” âyetleri inkâr etmek ve bende olmayan şeyleri bana iftira etmek suretiyle...

(.......) mahallen mensûbtur, hâldir.

Yani;“Kesin bir ilimle bildiğiniz hâlde beni niçin incitiyorsunuz.” demektir. “Bunu bilmenizin gereği de; bana hürmet etmeniz ve saygı göstermenizdir, eziyet etmeniz değil.”

“Onlar ... sapınca...” ,yani; haktan meyledinceAllah (celle celâlühü) da onların kalplerini hidâyetten döndürdü. Ya da onlar, onun emirlerini terk edince îman nurunu onların kalplerinden çekip çıkardı. Ya da onlar haktan sapmayı tercih edince Allah(celle celâlühü) da onların kalplerini saptırdı.

Yani; onları kendilerine terk etti. Ve hakka tabi olma başarısını onlara haram kıldı, demektir.

Allah fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez.”

Yani; ilminde, fâsık olduğu zahir olan kişilere hidâyet etmez, demektir.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1310  H : 710)

 

NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

HANEFÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç