6Andolsun ki onlarda sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamda layık olandır. Daha sonra İbrâhîm(aleyhisselâm) ve kavmini örnek almak hususundaki teşviki te'kid için tekrarladı. Bu sebeple onu yeminle birlikte mastar olarak getirdi. Bu da te'kid de son noktadır. (.......) sözünü (.......) sözünden bedel kıldı. Yani;Allah'ın (celle celâlühü) sevabım arzu edenler için. Yani;Allah'tan (celle celâlühü) ve azâbından korkanlar için, demektir. “Kim yüz çevirirse...” kim ernrimizden yüz çevirir ve kâfirleri dost edinirse. “Allah zengindir.” mahlûkata ihtiyacı yoktur. “... hamda layık olandır. “hem de hak sâhibi olandır. Allah Teala te'kidin hiçbir çeşidini bırakmadı, hepsini getirdi. Bu âyetler indirildikten sonra mü'minlerin, müşrik babalarına, çocuklarına ve akrabalarına karşı düşmanhkları arttı, (onlarla ilgilerini kestiler) Allah(celle celâlühü), halin, zıddına dönmesi için onları teşvik etti, şöyle buyurdu. 7Olur ki Allah, sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir.Allah gücü yetendir.Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Olur kiAllah (celle celâlühü), sizinle Mekke ahalisinden olan akrabalarınız arasında onları îmana muvaffak kılmak suretiyle bir dostluk meydana getirir. Mekke Fethi müyesser olduğunda Allah (celle celâlühü) onları arzularına kavuşturdu da kavimleri, İslam'a girdi ve aralarındaki sevgi tamamlanmış oldu. “umulur ki” kelimesi, sultanların adeti üzere Allah'tan(celle celâlühü) bir vaattir. Sultanlar, kendilerinden istenen hususlar hakkında “olur ki”ya da “umulur ki” kelimelerini kullandıklarında o şeyi isteyen kişi nezdinde artık bu işin olacağına dair hiçbir şüphe kalmaz. Ya da bununla mü'minlerin(bu işe) heveslendirilmesi kastedilmiştir. “Allah gücü yetendir.” Kalpleri çevirmeye, halleri değiştirmeye ve sevgi sebeplerini kolaylaştırmaya gücü yetendir. “Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” Müşriklerden Müslüman olanları çok bağışlayan, çok merhamet edendir. 8Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli olanları sever. “Onlara iyilik yapmanızı” onlara söz ve fiille ikram edip ihsanda bulunmanızı. (.......) cümlesinden bedel olmak üzere mahallen mecrûrdur. Bedel-i istimaldir. Takdiri;“O kişilere iyilik yapmaktan (yasaklamaz)” , şeklindedir. “Onlara adil davranmanızı” onlara karşı adaletle hükmetmenizi ve onlara zulmetmemenizi, Allah'a (celle celâlühü) şirk koşan bir kişinin hakkına tecavüz etmekten menediliyorsa vann siz Müslüman'ın hakkına tecavüz hususunun men'i nasıl olur bir düşünün. 9Allah, yalmz sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. (.......) den bedeldir. Mana: “Allah sizi şu kişilere (yukarıdaki âyette zikredilen kişilere) iyilik etmekten menetmez. Ancak şu kişileri (bu âyette zikredilen kişileri) dost edinmekten nehyeder. Sizden kim onları dost edinirse dostluk kurulmaması gerekenlerle dostluk kurdukları için onlar zalimlerin ta kendileridir.” 10Ey îman edenler! Mü'min kâdirılar hicret ederek size geldiği zaman onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kâdirılar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarf ettiklerini (mehirleri) geri verin, mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde ise bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarf ettiğinizi isteyin. Onlar da sarf ettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aramzda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sâhibidir. Kelime-i şehadet getirdikleri için ya da imtihan edilmek suretiyle imanlarını ispat etme mevkiinde bulundukları için onları “mü'min kâdirılar”diye adlarıdırdı. (.......) hâl üzere mensûbtur. “Onları imtihan edin” imanlarının samimiyetine kanaat getirmeniz için alâmetlere bakmak suretiyle onları sınayın.İbni Abbâs (radıyallahü anh) dan şöyle nakledilmiştir: “Onların imtihanı, Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne MuhammedenResûlüllah demeleridir.” “Allah onların imanını sizden daha iyi bilir.” Çünkü siz onların hallerini sınıyorsunuz, gerçek durumu bilmiyorsunuz. Onun gerçek bilgisiAllah (celle celâlühü) katındadır. “Eğer onların inanmış kâdirılar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin.” Gücünüzün yettiği bir ilimle. O da; alâmetlerin ortaya çıkışıyla hasıl olan zannı galiptir. Zarının, ilim olarak adlarıdırılması zannı galibin ve kıyasın neticesinin, ilim yerine geçtiğini ve sâhibinin de: “Bilmediğin bir şeyin ardına düşme” İsrâ', 36. âyeti kapsamına dahil olmadığım bildirmektedir. “Onları kâfirlere geri döndürmeyin.” Onları müşrik kocalarına geri vermeyin. “Bunlar, onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. “ Yani; mü'min kadın ile müşrik erkek arasında, kadının Müslüman olarak çıkışıyla aynlık meydana geldiği için helallik yoktur. “Onlara sarf ettiklerini (mehirlerini) geri verin.” Kocalarına, onlara verdikleri mehir miktarını verin.Bu âyet Hûdeybiye anlaşmasından sonra nâzil oldu. Anlaşma Mekkelilerden Müslüman olanların Mekkelilere iade edileceği üzerine imzalanmıştı. Bunun üzerine Allah(celle celâlühü), bunun, kâdirılar değil de erkekler hakkında olduğunu beyan için bu âyeti indirmiştir. Çünkü Müslüman kadın, kâfir erkeğe helâl olmaz. Denildi ki: “Bu âyet, önceki hükmü neshetmiştir.” “Onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.” Daha sonra hicret eden bu kadınları almalarında kendilerine bir günahın olmadığını açıklamıştır. “Ücretlerini(mehirlerini) kendilerine verdiğinizde...” Ücretleriniyani; mehirlerini. Çünkü mehir, evlilik akdinin ücretidir. Ebû Hanîfe(radıyallahü anh) hicret eden kâdirıların iddet beklemeyeceğine bununla hükmetmiştir. Basra kırâat imâmları göre(.......) şeklindedir. “Kâfirkâdirıları nikahınızda tutmayın...” İsmet: Anlaşma ve nikah vasıtalarından herhangi biri gibi kendisine tutunulup korunuları şey, demektir. (.......) ün çoğuludur. O da; daru'l-harpte kalan ya da din değiştirerek daru'l-harbe giden kadın, demektir. Yani; sizinle onlar arasında hiçbir koruma sebebi ya da evlilik ilişkisi bulunmasın, demektir, ibni Abbâs(radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Kimin Mekke'de kâfir bir karısı varsa onu kadınlarından saymasın (demektir)/' Çünkü ülkelerin(İslam Ülkesi - kâfir ülkesi) ayrı olması onların evlilik bağını kesmektedir. “Sarf ettiğinizi isteyin.” kâfirlere kâtiları eşlerinizin mehirlerini onlarla evlenenlerden isteyin.“Onlar da sarf ettiklerini istesinler.” Hicret eden kâdirılarının mehirlerini onlarla evlenen bizim adamlardan istesinler. “Allah'ın hükmü budur.” Yani;Allah'ın (celle celâlühü) hükmü bu âyette zikredilenlerin tamamıdır. “Aranızda O hükmeder. “Bu, başlarıgıç cümlesidir. Ya da (.......) sözünden -zamîrin hazfı üzere- hâldir. Yani;Allah (celle celâlühü), aranızda onunla hükmederek hükmeder. Ya da, hükmü, mübalağa şeklinde hakim (hükmeden) kılmıştır.Bu nehyedilmiştir. Dolayısıyla ne bizden, ne de onlardan mehir isteme hükmü kalmamıştır. 11Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimetten, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının. Eğer onlardan(kâdirılardan) biri kâfirlere kaçarsa, demektir. İbni Mes'ud(radıyallahü anh)’in kıratında da(.......) biri'şeklindedir. “Siz de savaşta galip durumda olursanız” Zeccâc'dan şöyle nakledilmiştir: “Savaşta galip gelip ganimet alırsanız” , demektir. “Eşleri gitmiş olanlara ganimetten harcadıkları kadar verin.” Eşleri dinden dönmüş ve daru'l-harbe iltihak etmiş bulunan Müslümanlara eşlerinin mehirlerini bu ganimetten verin, demektir. Denildi ki: “Bu hüküm de aynı şekilde neshedilmiştir.” |